Yeni Bir Model: Çoklu Kâinatlar

Kâinatın yaratılışıyla ilgili bilinmeyenleri daha iyi anlamaya çalışan fizik biliminin tarihinde büyük dönüm noktaları söz konusudur. Yokken, varlık âlemine geçen kâinatın izâhı için bütün bakış açılarını ihtiva edebilecek iki temel çıkış noktası vardır: Bunların birincisi; kudreti, ilmi ve iradesi her şeye yeten bir Yaratıcı’yı kabul etrafında birleşenlerin, ikincisi ise kâinatın bir tesadüf eseri ortaya çıktığını îmâ eden veya onun ezelî ve ebedî olduğunu iddia eden, dolayısıyla bir Yaratıcı’yı kabul etmeyenlerin temsil edildiği düşünce dünyalarıdır. Okullarda gösterilen klâsik fizik Newton zamanına dayanır. Bu fiziğe göre kâinat saat gibi, yani belli matematik denklemlerine göre işleyen bir makinedir. Bunlara fizik kanunları denir. İşleyiş tamamen kaidelere göre olduğu için, şans veya ihtimal diye bir durum söz konusu değildir. Newton fiziğinde uzay ve zaman sonsuz ve düzgündür. Burada saat 10:34 iken Jüpiter’de de, Andromeda galaksisinde de 10:34’tür. Zaman düzgün akan bir nehir gibidir.

Einstein’ın geliştirdiği Hususi ve Umumi İzafiyet Nazariyeleri’ne göre ise, feza ve zaman izâfî, yani nisbîdir. Bir gözlemciye göre iki saat olan bir süre, başka bir gözlemciye göre üç veya birbuçuk saat olabilir. Meselâ, farklı yerlerde (İstanbul ve Ankara’da) gerçekleşen iki hâdise, ortada bulunan bir gözlemci tarafından eş zamanlı -aynı zamanda gerçekleşiyor- olsun. Aynı hâdise, hareket eden bir gözlemci için eşzamanlı olmayacaktır. Eğer gözlemci sağdaki hâdisenin olduğu tarafa hareket ediyor, yani sol taraftan uzaklaşıyorsa, sağdaki hâdiseyi soldaki hâdiseden daha önce gerçekleşiyor olarak görecektir. Tam tersine, eğer gözlemci sola doğru hareketliyse, sağdan uzaklaşıyorsa, soldaki hâdiseyi sağdakinden daha önce gerçekleşiyor görecektir. Fezadaki mesafeler de gözlemcilere göre değişebilmektedir.

Einstein’ın (kendisini en fazla mutlu eden düşünce olarak kabul ettiği) Umumi İzafiyet Nazariyesi’ne göre, maddenin, feza ve zaman üzerinde belli bir tesiri söz konusudur. Bir madde, kütlesinin büyüklüğüne göre fezanın geometrisinde veya zamanın akış hızında değişikliğe yol açar. Meselâ, çok yoğun bir madde olan karadeliğin yakınlarında fezanın eğriliği sonsuzdur, zaman ise durur, akmaz. Böyle garip neticeleri olan bir teori, matematik olarak harika bir yapıdadır ve şimdiye kadar gözlemlerle uyuşmaktadır. Kâinatın sonlu mu sonsuz mu olduğu, bu teoriye göre ihtiva ettiği madde yoğunluğuna bağlıdır.

Mükemmel gibi görünse de, Einstein’ın teorileri kendi başına kâinatın nasıl başladığını açıklayamamaktadır. Big Bang denilen “Büyük Patlama” (kâinatın yaratılış) ânında fizik kanunları işlerliğini yitirmekte, o an ve öncesiyle ilgili sorular cevapsız kalmaktadır. Büyük Patlama neden oldu? Nasıl oldu? Patlamadan önce ne vardı? Bu soruları cevaplayabilmek için veya en azından paradokslardan kurtulup kâinatın oluşumu hakkında bir şeyler söyleyebilmek için, kuantum fiziğine ihtiyaç duymaktayız.
Einstein’ın teorilerinde Newton’daki saat modeli veya deterministik (her şeyin kesin kaidelere göre gerçekleştiği) yapı devam etmektedir. Hâlbuki kuantum fiziği (atom ve atomaltı parçacıkların işleyişini açıklayan fizik) çok daha köklü bir değişiklik olup, gözlemciyi devreye sokmakta ve hâdiseleri ihtimallere bağlamaktadır. Kâinatın başlangıcı hakkında sağlam teoriler kurmak, ancak kuantum fiziğini devreye sokmakla mümkün gözükmektedir. Böylece kuantum fiziğine, makroskopik dünya hakkında konuşmak için de başvurulabileceği düşünülmektedir. Ama izafiyet teorisi ile kuantum fiziğinin nasıl telif edilebileceği henüz tam olarak bilinmiyor. İşte çoklu veya paralel kâinatlar teorisi, bu

noktada bir alternatif gibi görünmekte, bu şekilde, eskiden paradoks gibi görülen veya çözülemeyen birçok mesele rasyonel ve mantıklı bir çerçevede açıklanmaktadır.

Çoklu kâinatlar nedir?
1950’lerde Everett gibi bazı fizikçiler tarafından geliştirilen çoklu kâinatlar yorumunda, kuantum fiziğinin normal düşünce yapımızda yol açtığı paradokslar izale edilmekte ve kâinatın işleyişi (hâdiseler) yepyeni bir gözle görülmektedir. Paralel bir kâinat, bizimkiyle benzer özellikler taşıyan, feza, zaman, madde, galaksiler, yıldızlar ve insanlardan oluşan bir âlemdir. Hattâ bu iki kâinatın aynı fezayı paylaştığı ve birbirileriyle iç içe olduğu söylenebilir. Bu kâinatlardaki maddeler kuantum fiziğinin kanunlarına göre birbirileriyle münasebet hâlindedir. Yani, bizimki gibi, çok sayıda kâinat bulunmaktadır. Meselâ, hâlihazırdaki kâinatta siz bu yazıyı okurken, paralel bir kâinatta, orman gezintisi yapıyor olabilirsiniz.

Alternatif tarihler, paralel kâinatları daha iyi anlamak için güzel bir misâl teşkil etmektedir. Viyana Kuşatması’nda başarılı olsaydık tarih nasıl değişirdi? Fatih Sultan Mehmed Roma’yı fethetseydi dünya nasıl bir dünya olurdu? Veya Hitler İkinci Dünya Savaşı’nı kazansaydı neler olurdu? İşte bu ihtimallerin her biri paralel bir kâinatta gerçek olmuştur. Akla gelebilecek her tür farklı dünya, düşünülebilecek her çeşit tarih bir yerlerde mevcut bulunmaktadır. İradî tercihlerimizi düşündüğümüzde de çoklu kâinatları anlayabiliriz. Meselâ üniversite imtihanlarında tıp tercihi yapan biri doktor olmuştur. Biyolojiyi tercih etseydi, araştırmacı bilim adamı olacaktı. Veya bir hanımla sadece güzelliğinden dolayı evlenmeyi tercih eden bir erkek, eşiyle bir türlü geçinememektedir. Hâlbuki kendisine uygun, anlaşabileceği, dindar bir bayanla evlenmeyi seçseydi, mutlu bir hayatı olacaktı. Böylece, yaptığımız tercihlere göre farklı kâinatlar yani farklı ihtimaller bizim için gerçek olmaktadır.

Paralel kâinatlar genellikle bilim kurgu filmlerinde ve romanlarında işlenmiştir. Meselâ Star Trek dizisinde uzay gemisi Enterprise, Kaptan Kirk ve ekibi bir gezegenden gemiye rutin bir şekilde ışınlanacakken, bir iyonize gaz bulutunun içine denk gelir. Kaptan Kirk ve mürettebatı kendilerini çok benzer fakat şaşırtıcı derecede farklı bir Enterprise içinde bulurlar. Meselâ, buradaki Mr. Spock, diğer gemideki benzeri gibi mantıklı olmasına rağmen ilginç şekilde kötü bir adamdır. Aslında, eski Enterprise’dakilerin aksine, bu yeni Enterprise’daki mürettebatın hepsi kötüdür. Bu arada, eski iyi Enterprise’a, kötü bir Kaptan Kirk ve ekibi ışınlanmış, bunlar da buradaki iyi Mr Spock tarafından hapsedilmiştir. Her iki Spock, az bir zaman sonra problemin ne olduğunu anlarlar. Enterprise, iyonize gaz fırtınasından dolayı, bu Enterprise ve ekibinin bir kopyasının bulunduğu paralel bir kâinata denk gelmiştir. Kopyalama, iyilerin kötü, kötülerin iyi olması dışında mükemmele yakındır. İyon fırtınası feza-zaman bağlantısı oluşturmasaydı, her iki kâinat birbirinin varlığından hiçbir zaman haberdar olmayacaktı. Paralel Kirk’lerden iyi ve kötü yer değiştirerek, kötü Kirk iyi Enterprise içinde kilitli kalmış, iyi Kirk ise kendini kötü Enterprise ve ekibi içinde bulmuş, kısa zamanda kötü gibi davranıp kendini fark ettirmeden bazı yanlışları düzeltebileceğini anlamıştır.

Bir Alacakaranlık Kuşağı macerasında ise, bir kadın, otobüs durağında beklerken kendi paraleliyle karşılaşır. Dublesi, kendi kâinatını terk etmiş ve bu kâinata girmiştir. Duble, orijinalin yerine geçmek ister ve bunu başarır, bu arada orijinal kadın bir akıl hastanesinde tıkılıp kalmıştır.

Marslı Günlükleri’nden “Ağustos 2002, Gece Buluşması” adlı hikâyede Tomas Gomez adında Mars’a yerleşmiş bir dünyalı, Mars’ta paralel bir kâinata denk gelir. Benzin alıp yola çıkacakken oradaki yaşlı adamı duyar: “Mars’ı olduğu gibi kabul edemeyeceksen, dünyaya da dönebilirsin. Burada her şey farklı; toprak, hava, kanallar, yerliler (daha hiçbirini görmedim; ama seslerini duydum), saatler. Saatim bile bir garip çalışıyor. Burada zaman bile farklı.”

Tomas yolda giderken peygamber devesi böceğine benzeyen garip mavi-yeşil bir makine tarafından taşınan, altın renkli gözleri olan bir Marslıyla karşılaşır ve ona “Merhaba!” der. Marslı da kendi dilinde “Merhaba!” diye karşılık verir. Hiçbiri diğerini anlamaz. Marslı gelip Tomas’a dokunur; ama Tomas bunu hissetmez. Fakat daha sonra aynı dili konuşmaya başlarlar. El sıkışmak istediklerinde, her birinin eli sanki yokmuş gibi diğerinin içinden geçer. Birbirilerini görebilmekte; fakat birbirlerine dokunamamaktadırlar. Kesişen paralel kâinatlarda bulunduklarını anlarlar. Her biri kendi vücudunu hissetmekte; fakat karşı tarafı hayalet gibi görmektedir. Dünyalarının nasıl hem birbirilerine karşılıklı tesir hâlinde olup hem de birbirlerine dokunamadığını anlamaya çalışırlar; ama bir netice alamazlar. Marslı, çevresine baktığında harika şeylerle dolu güzel bir şehir, Tomas ise sadece ıssız ve çölleşmiş binlerce yıllık şehir kalıntıları görür, Marslıya bağırır: “Bu kanallar hep boş!”, Marslı ise: “Kanallar eflatun içecekle dolu.” der. Buluşmalarında yaşananların zamanla ilgili bir şey olduğunu anlarlar; fakat kimin geçmişte, kimin gelecekte olduğuna kestiremezler. Her biri kendi dünyasını gerçek kabul etmekte, diğerinin bir hayal âleminde yaşadığını düşünmektedir. Kulağa çok garip gelen bu hikâyelerin, yeni fiziğin ışığında bir nebze de olsa doğruluk payı taşıdığı anlaşılmıştır.

Yeni fizik: Çoklu kâinatların varlığını nereden biliyoruz?
Kuantum fiziğinin karakteristik özelliğini en güzel anlatan hâdiselerden biri “çift yarık” deneyidir. Bu deneyde, bir kaynaktan çıkan parçacıklar (meselâ fotonlar veya elektronlar) önce üzerinde iki tane birbirine çok yakın yarık bulunan bir levhadan geçmekte, sonra da arkadaki bir ekrana çarpmaktadır. Yarıkların ikisi de açık olduğunda, ekranda aydınlık ve karanlık bölgelerin birbirini takip ettiği bir girişme deseni oluşmaktadır. Fakat yarıklardan biri kapatıldığında oluşan desenle diğeri kapatıldığında oluşan desen üst üste konduğunda bu şekilde bir periyodik desen oluşmamaktadır. Veyahut parçacığın hangi yarıktan geçtiğini tespit etmek için bir ölçüm yapıldığında, parçacık mutlaka yarıklardan birinden geçiyormuş gibi görülmekte, bu da girişim desenini bozmaktadır.

Buradan çıkan netice, yarıklardan birisi veya ikisi birden açık olduğunda, parçacığın hareketinin değişmesidir. Kuantum fiziği bu garip hâdiseyi, parçacığın yarıklardan birinden geçme ihtimaliyle diğerinden geçme ihtimalinin birbirine karşılıklı tesiriyle açıklamaktadır. Yani parçacık iki yarıktan birden geçiyormuş gibi davranmaktadır. Hâlbuki tek bir parçacıktır. Bunu makul hâle getirmenin tek mantıklı yolu, parçacığın bir dünyada (yani kâinatta) yarıklardan birinden, diğer bir dünyada da diğerinden geçtiğini düşünmektir. İşte bunlar yukarıdan itibaren yavaş yavaş tarife gayret ettiğimiz paralel dünyalardır. Parçacık ekrana çarptığında ise bu dünyalar yeniden birleşerek tek bir dünya hâline gelmektedir.

Paralel kâinatları çarpıcı bir şekilde gösteren başka bir örnek de “Schrödinger’in Kedisi” olarak bilinen düşünce deneyidir. Bu düşünce deneyi şöyle tasarlanmıştır: Kapalı bir oda içinde bir kedi, radyoaktif bir madde ve zehirli bir madde bulunmaktadır. Bozunma ihtimali kuantum fiziğine göre % 50 olan radyoaktif madde bozunduğunda (parçalandığında) tetiklenecek bir mekanizma vasıtasıyla zehir açığa çıkacak ve kedi ölecektir. Bu durumda % 50 ihtimalle radyoaktif madde bozunacak, zehir açığa çıkacak ve kedi ölecek, 50% ihtimalle de radyoaktif madde bozunmayacak, kedi de sağ kalacaktır. Şimdi, kuantum fiziğine göre, odanın kapısı açılıp kedinin durumu gözlenene kadar kedi % 50 ölü, % 50 canlı vaziyette, yani ölü ve canlı hâllerin bir süperpozisyonu şeklinde bulunmaktadır. Tâbi bu durum mantığa terstir ve anlaşılabilir değildir. Çoklu kâinat modeli ise, evrenlerden birinde kedinin ölü, diğerinde canlı olduğunu söyleyerek içinden çıkılmaz bu durumu kolayca izah etmektedir.

Karadelikler ve kozmoloji
Einstein’ın geliştirdiği Umumi İzafiyet Nazariyesi’nden ilhâm alarak gündeme getirilen karadelikler, Güneş’ten üç kat veya daha fazla büyük yıldızların yakıtlarını tüketerek çökmesi neticesi oluşan, ışık dâhil her şeyi yutan feza-zaman yapılarıdır. Bir karadeliğe yaklaştıkça, korkunç çekim alanından dolayı, feza ve zamanın yapısı değişmektedir. Bazı fizikçiler, karadeliklerin paralel kâinatlara açılan geçitler olduğunu düşünmektedir. Buna göre, bir karadeliğin içinden geçebilseydik, kendimizi başka bir kâinatta bulacaktık.

Böyle çok sayıda kâinatın var olması, kâinatın yaratılışı ve yapısıyla meşgul olan kozmoloji bilimine de ışık tutmaktadır. Kozmolojinin açıklamakta zorlandığı konuların içinde belki de en mühimi, kâinatın yapısının, canlıların ve şuurlu varlıkların bulunmasına imkân verecek şekilde çok hassas dengelere göre ayarlanmış olmasıdır. Pek çok ihtimalli (mümkün) kâinat içinden bir tanesi seçilmiş ve bu kâinat içinde hayat sahibi şuurlu canlılar barınabilmektedir. Kâinatın özellikleri daha farklı olsaydı, şuurlu canlıların yaşaması mümkün olmayacaktı. Meselâ, evrendeki gravitasyonel enerjiyle big bang genişleme enerjisi nerdeyse özdeştir. Fizik kanunlarındaki sabitlerde çok ince ayarlar söz konusudur. Dikkatle müşahede edildiğinde her şeyin bizim varolmamız için hazırlandığı anlaşılmaktadır.

Çoklu kâinat teorisi ise, muhtemel bütün kâinatların var olduklarını söylemektedir. Bu durumda şuurlu canlıların olmadığı kâinatlar da bulunmaktadır. Bizim her şeyi böyle ayarlanmış görmemizin sebebi, canlıların varoluş şartlarını sağlayan hassas dengeler üzerine kurulmamış başka bir kâinatta var olamayacağımıza inanmamızdır. Hâlbuki bütün bunlar, görünmeyen âlemlerin, bizimkinden farklı dünyaların var olabileceğine işaret etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de melekler ve cinler gibi bu âlem gözüyle görülmeyen varlıkların mevcut olduğu bildirilmiş, ayrıca mü’minlerin gaybe iman eden kimseler oldukları söylenmiştir. Hz. Hızır (as) gibi farklı hayat mertebelerinde yaşayan insanların varolması, ayrıca çeşitli mucizeler, kerametler ve gelecekten haber veren sâdık rüyalar, bu âlemin dışında başka âlemlerin mevcudiyetini haber vermektedir. Hangi boyutta cereyan ettiğini bilemediğimiz kabir hayatı, berzah âlemi, cennet ve cehennem gibi farklı âlemlerin, aynı anda fakat farklı feza-zaman ve maddî-varlık tasavvurlarımızın ötesindeki koordinatlarda (belki esir âleminden, belki fotonlar ve partiküller âleminden, belki de hiç bilemediğimiz mahiyette bir malzemeden yapılmış vücudumuzla) hesap, ceza veya mükâfatın görüleceği âlemler, yeni fizik ile daha da akla yakınlaşır olmuştur. Aslında kader, ölüm, âhiret, tekrar dirilme ve hesap günü gibi tamamen imâna dayalı olan inanç esaslarının alıştığımız fiziğin soğuk pozitivist bakışından kazanacağı bir destek yoktur ve böyle bir desteğe ihtiyacı da yoktur.

Bununla beraber paralel kâinatlar fikrinin önce bilim-kurgu eserlerinde yer alması, sonra kuantum fiziğinin konusu hâline gelmesi de önemli bir noktaya işaret etmektedir. Geçmişte hayalini kurmakta zorlandığımız pek çok hâdisenin bugün gerçek dünyada alenî ve sıradan hâle (bütün görüntü ve seslerin dev bilgisayarlarda saklanıp, gerektiğinde şahit olarak insanın önüne çıkarılması gibi) geldiğini görüyoruz. Hayatımız boyunca yapıp ettiklerimizin de, mahiyetini bilemediğimiz kuantum ötesi kâinatlardaki kaydedicilerde saklanması artık çok kolay kabul edilebilir bir duruma gelmiştir. Hayal edilen şeyler bir gün gerçek olabilir. Düşünülen ve düşünülemeyen her şey mümkün olabilir; çünkü eşyayı yaratan Zât her şeye gücü yeten sonsuz ilim sahibi Allah’tır. Bir de bunu tek harfi bile değişmemiş ilâhi kelâmıyla bildirince artık hiçbir şüphemiz kalmamıştır. Bir gün ölüm gelip çattığında ruhumuzun bu âlemden başka bir âleme ne kadar kolay geçtiğini (tıpkı bir odadan başka bir odaya geçmek gibi) yaşadığımızda göreceğiz. Tabiî ki, bunun kolaylığının veya zorluğunun, diğer âlemlerde karşılaşacağımız manzaraların, burada yapıp ettiklerimizden yaratılacağını unutmamalıyız. Burada yediğimiz bir elma için “elhamdülillâh” dediğimizde, bunun farklı bir kâinatta nasıl bir ağaç veya köşk olarak yaratıldığını ise gerçekle yüzleştiğimizde anlayacağız.

İlginç bir konu insan düşününce işin içinden çıkamıyor bende zaman zaman bu tarz düşüncelere takılmışımdır burdaki kurama göre bizdende yüzlerce paralel var ben mesela bazen şöyle düşünürüm, bir olay karşısında başka türlü davransaydım ne olurdu, yada seçimlerimi farklı yapsaydım yani sonuçta böyle bir ihtimale yer verdim ve dedimki zaten insan tek bir durumla sınanamaz belki dedim benden yüzlerce var ve her türlü ihtimalleri yaşatılıyoruz dedim böyle daha doğru sonuçlar elde edilebilir gibisinden ama sonra bunun değerlendirelmesinin nasıl olacağı sorusu aklıma geldi, eğer bu sınav dünyasıysa ve bana paralel evrende bütün ihtimaller yaşatılmışsa ve ben hepsinde farklı bi yol çizmişsem nasıl olacak belki ben şu halimla çok iyiyim ama başka evrende çok kötüyüm neye göre değerlendirme yapılacak, o zaman ben şimdi iyi olduğuma inanıyorsam boşa inanıyorum çaba sarfettiğimi gayret ettiğimi düşünüyorsam boşa çünkü paralele evrendeki aynı ben benim bütün emeklerimi boşa çıkarabilir, karışık bir konu ama ürkütücü geliyor bu konuyu düşününce paralel evrendeki özdeşimin yaptığı hatadan dolayı doğru yolda olmama ihtimalinin olması gerçekten can sıkıcı ama bi yöndende mantıklı çünkü işin felsefesine girersek insanın yaratılışından bile çizdiği yol farklı kimi insan öfkelidir kimi insan sakin yaratılışlıdır, bu ikisi nasıl değerlendirilecek biri yapısı gereği öfkeli diğeri sakin öfkeli olan hatalı duruyor ama onun yapısı bu, belki bu öfkeli şahıs paralel evreninde daha sakin yapıda ve bütün ihtimalleri var buna görede bunların bi ortalamasına göre bu şahıs doğru yolda yada değil gerçekten karışık, bazen şöyle bir duyguyada kapılıyorum aslında her insan için bi evren var ve bu benim evrenim mesela, ve bu evren benim sınanmam için oluşturulmuş ve herşey ona göre ayarlanmış ben paralel evrendede varım ama orda başka bi insanın evreninde onun sınavında olmak için varım yani çok karmaşık insan aklını aşan ve ilginç bir konu ama insan genede düşünmeden edemiyor.

Hz. Allah her an yaratır.

EN’ÂM suresi 59. ayet

Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; [COLOR=DarkRed]O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır
[/COLOR]

Zeno Paradoksları

Zeno, matematik tarihindeki ilk büyük şüphecidir. Paradoksları matematikçileri yıllarca uğraştırmış ve paradokslarının yol açtığı araştırmalar sonucu matematiğin gelişimine büyük katkı yapmıştır.

Zeno’nun doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak tahminlere göre Zeno, M.Ö. 495 yılında İtalya’daki bir Yunan kolonisinde doğmuştur. Doğduğu koloninin ismi Elea olduğundan Elea’lı Zeno olarak bilinir.

    [b]Dichotomy paradoksu :[/b]
[b][u]Hareket yoktur[/u][/b]. Çünkü bir hareketin olabilmesi için belirli bir zaman diliminde belirli bir mesafenin yapılmış olması gerekir. Bunun için de istenilen mesafenin önce yarısı, sonar kalan mesafenin yarısı, daha sonra kalanın yarısı vb… gidilmesi gerekir. Ancak herzaman gidilmemiş bir “kalan yolun yarısı” olacaktır. Dolayısıyla hareket hiç başlamamıştır.
[b]Tavşan-Kaplumbağa paradoksu :[/b]
[b]Hareketli bir tavşan hiçbir zaman kendisinden ilerdeki hareketli bir kaplumbağayı yakalayamaz[/b]. Çünkü kağlumbağayı yakalması için öncelikle, seçilen bir anda kaplumbağanın bulunduğu noktaya gelmesi gerekir. Tavşan o noktaya gelene kadar kaplumbağa biraz daha ilerlemiş olur. Daha sonra ilerideki kaplumbağanın o anda bulunduğu noktaya gidene kadar kaplumbağa biraz daha ilerler. Sonuçta kaplumbağa hareketli olduğundan, tavşan, kaplumbağayı asla yakalayamaz.
[b]Ok paradoksu :[/b]
[b] Zaman “an” lardan oluşmuştur[/b]. “An”zamanın en küçük parçasıdır ve bölünemez. Bir ok hareketli veya hareketsiz olsun, aslında ok hiçbir zaman hareket edemez. Çünkü hareketin gerçekleşmesi için okun bir anın başlangıcında bir noktada, anın sonunda da başka bir noktada olması gerekir. Ancak bunun olması için “an” ın bölünebilir olması gerekir ki bu da tanıma gore mümkün değildir. Dolayısıyla ok aslında hareket etmemiştir.

1140. Sözden bir şekil doğdu, yine öldü. Dalga kendini yine denize iletti. Sûret sûretsizlikten çıktı, yine sûretsizliğe döndü. Zira biz yine Tanrı’ya döneceğiz.

Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa “dünya bir andan ibarettir” buyurdu.

Bizim fikrimiz havada bir oktur. Havada nasıl durur? Tanrı’ya gelir. Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz.

1145. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir daimîlik gösterir.

Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimî bir şekilde görünür.

Ateşli çöpü sallasan ateş gözüne upuzun görünür.
Bu ömür uzunluğunu da Tanrı’nın tez tez halketmesindendir.
Tanrı’nın yeniden yeniye ve süratle halketmesi, ömrü öyle uzun ve daimî gösterir.

[b]Bu sırrı bilmek isteyen, pek büyük ve derin bir âlim bile olsa kendiliğinden bilemez, ona de ki: işte Husâmeddin buracıktadır. O yüce bir kitaptır ondan öğren.

Hz. Mevlana
[/b]