Lütfen İki Dakika Ayırın Ve Örnek insanın Hayatını OKUYUN...

ALLAH ONDAN RAZI OLSUN

Abdullah b. Mübarek anlatıyor:

Hacı olmak ve Peygamber Sallellahü Aleyhi ve Sellem’in kabrini ziyaret etmek için Beytullah’a doğru yola çıkmıştım. Yolun bir kısmını katettiğimde birden bir karartı gördüm. İyice yaklaştığıımda karartının üzerinde yün bir hırka ve başörtüsü olan bir ihtiyar kadın farkettim.

Ona: ALLAH Celle Celalühu’nun selamı, bereketi ve rahmeti üzerine olsun, dedim

O: “Rahim (çok esirgeyici Rablerin) den (kavlen) bir selam da vardır”(Yasin;5) dedi.

Ben ona: ALLAH sana rahmet etsin, burada ne yapıyorsun, dedim.

Kadın da: “ALLAH Celle Celalühu kimi saptırırsa, artık onu yola getirecek yoktur” (Araf;186) dedi.

Böylece onun yolunu kaybettiğini anladım ve nereye gitmek istiyorsun? diye sordum.

O cevaben dedi ki:

“Münezzehtir O hâlıkı kudret ki, kulunu Mescidi Haram’ dan alıp, Mescidi Aksa’ya götürdü”(İsra;1).

Bu cevaptan, onun haccını bitirdiğini ve Mescidi Aksa’ ya gitmek istediğini anladım.

Ona: Ne zamandan beri buradasın? diye sordum.

O: “Üç tam gece” (Meryem ;10) dedi.

Ben: Yanında yiyecek birşey göremiyorum, dedim.

O: “Beni yediren de, içiren de O’ dur”(Şuara;79) dedi.

Ben: Ne ile abdest alıyorsun? (Suyun yok) dedim.

O dedi ki: “Su bulamazsanız, tertemiz bir toprağa teyemmüm ediniz”(Nisa;43).

Ben ona: Yanımda yiyecek var, yermisin? dedim.

Kadın: “Sonra orucu geceye kadar tamamlayın”(Bakara;187) dedi.

Ben, bu ay Ramazan değil dedim.

O: “Kim tatavvu (gönülden vacip olmayan amellerden) hayır iyilik yaparsa, (karşılığını görür) ALLAH Celle Celalühu şükrün karşılığını verendir ve bilendir”(Bakara;158) dedi.

Ben; seferde oruç tutmamak bize mübah kılındı deyince,

O: “Oruç tutmanız, eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır”(Bakara;184) dedi.

Ben: Niçin benim sana konuştuğum gibi konuşmuyorsun? dedim

Kadın: “Bir lakırdı telaffuz etmez ki, illa yanında hazırlanmış bir gözetici melek vardır”(Kaf;1)dedi.

Ben: Sen kimlerdensin? dedim.

O: “Bilmediğin şeyin ardına düşme, doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur”(İsra;36) dedi.

Ben: Hata ettim, bağışla, bağışla, dedim.

O ise: “Bu gün sizin üzerinize bir levm yoktur (bugün azarlanacak değilsiniz) ALLAH Celle Celalühu sizi bağışlar”(Yusuf;96) dedi.

Ben: İstermisin, seni şu deveme bindireyim de kafilene yetiştireyim, dedim.

O ise: “Hayırdan ne yaparsanız, ALLAH Celle Celalühu onu bilir” (Bakara;197) dedi.

Binmesi için devemi ıhtırdığımda (çöktürdüğümde),

O: “O mü’min erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler”(Nur; 30) dedi.

Gözümü ondan çevirdim ve bin dedim. Binmek istediği vakit deve ondan ürktü ve elbisesini yırttı.

O: “Başınıza gelen herhangi bir musîbet, ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür”(Şuara ;30) dedi.

Ben: Sabret onu bağlayayım, dedim. O: “Süleyman’a (aleyhisselam) bu meselenin hükmünü bildirmiştik”(Enbiya;89) dedi.

Deveyi bağladım ve bin dedim.

Bindiğinde: “Bunları bize musahhar kılan (buyruğumuza veren) Rabbımızın şânı pek yücedir. Zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbımıza döneceğiz”(Zuhruf;1314) dedi.

Devenin yularından tuttum ve bağırarak yürümeye başladım.

Kadın: “Yeryüzünde mütedil ol (tabî ol) sesini kıs”(Lokman;19) dedi.

İyi ki âyeti devam etmemiş: “Muhakkak seslerin en çirkini merkep sesidir” (Lokman;20).

Ben de yavaş yavaş yürümeye ve şiir terennüm etmeye başladım.

Kadın: “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun”(Müzzemmil;20) dedi.

Ben ona: “Sana birçok hayır verilmiş”(Bakara;269) dedim.

O: (ayet devam ediyor) “Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır”(Bakara;269) dedi.

Biraz yürüdükten sonra: Kocan var mı? diye sordum.

O: “Ey iman edenler, öyle şeylerden sual etmeyiniz ki, eğer size açıklanırsa, sizi müteessir eder (Size açıklanınca, hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın)”(Maide;101) deyince, sustum ve kafileye yetişinceye kadar konuşmadım, sonra: İşte kafile, senin orada kimin var? dedim.

O: “Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür”(Kehf;46) dedi. Böylece kafilede çocukları olduğunu anladım.

Onların alâmeti nedir? dedim.

Kadın dedi ki: “Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar”. Ve çocuklarının, kafilenin rehberleri olduklarını anladım. Kafilenin ilerisine yöneldim, sonra: İşte kafilenin başı, çocukların kimlerdir? dedim.

Kadın: “ALLAH İbrahim’i dost edinmişti”(Nisa;125). “ALLAH Musa’ya hitap etti, tekellüm etti”(Nisa;164). “Ey Yahya! kitaba kuvvetle sarıl”(Meryem;12)
dedi. Ben:

Ey İbrahim, Ey Musa, Ey Yahya diye bağırdım. Bir de ay yüzlü gençlerle karşılaştım. (Şimdi öyle isimler koyuyorlar ki, ne Kur’an’da var, ne de Hadis kitaplarında; ALLAH Celle Celalühu selâmet versin!)

Geldiler.

Sonra yerlerimize oturunca, kadın oğullarına taraf: “Şimdi birinizi şu paranızla (gümüş akçenizle) şehre gönderin. Taam bakımından hangisi daha temiz ise ona baksın da, ondan size bir rızık getirsin”(Kehf;19) dedi.

Onlardan biri gitti, yiyecek getirdi. Sonra bana takdim ettiler.

Kadın: “Afiyetle yeyiniz ve içiniz. Geçmiş günlerde takdim etmiş olduğunuz (peşinen işlediklerinize karşılık) şeylerin mükâfaatı olarak”(Hakka;24) dedi.

Ben ise: Bu kadının halini bana açıklamadıkça yemeğiniz bana haramdır, (yani açıklamazlarsa yemeyeceğim) dedim.

Çocuklar:Bu bizim annemizdir. Kırk yıldır; hatâ yaparım da ALLAH Celle Celalühu’nun gazâbına uğrarım korkusuyla, Kur’an’dan başka birşeyle konuşmuyor, dediler. Ben: “İşte bu ALLAH’ın fazlıdır ki, bunu dilediğine verir ve ALLAH Celle Celalühu büyük fazl (lütuf) sahibidir” (Cuma;4) diyerek sohbeti bitirdim …

( Bu mübarek kadının adı Fizze dir ve hz. Fatimenin hizmetçisiydi. Fatimenin as. terbiyesiyle yetişmiş örnek ehlibeyt ahlakını almıştır.)

Gerçekten alın teriyle emek verilen bir site başarlarınızın devamın diliyor herşey gönlünüzce olması dileğimle"

[b]http://www.olaygazeteci.com[/b]