Küresel ısınma, Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalarını da vuracak

Küresel ısınma, Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalarını da vuracak

Küresel ısınma, özellikle son yıllarda bilim adamlarının en çok üzerinde durduğu konular arasında yer alıyor.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok bilim adamınca yapılan araştırmalarda, küresel ısınmanın gelecek yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alarak; su kaynaklarını kurutup susuzluğa neden olacağı, iklimleri değiştireceği ve buzulları eriterek denizlerin su seviyesini yükselteceği belirtiliyor. Isınmanın Kızılırmak ve Yeşilırmak deltaları üzerindeki etkisini araştıran Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Uzun, küresel ısınmaya bağlı olarak deniz seviyesinin 50 cm yükselerek Samsun’da bulunan Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalarındaki 10 bin dekarlık alanı sular altında bırakacağını iddia etti.

Deltalarda sürekli olarak deniz seviyesinin yükseldiğine işaret eden Uzun, “21. yüzyılın sonuna kadar denizlerin ortalama 50 cm yükselmesi öngörülüyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı çizgisi ve kıyı profilini kara yönünde değiştiriyor. Bu olgu özellikle alçak kıyılarda daha belirgin.” dedi. Uzun, yükselme nedeniyle Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalarının yaklaşık 50 metre gerileyeceğini belirterek, “Deltalardaki toplam kıyı uzunluğu 200 kilometreyi bulacağı için yaklaşık 10 bin dekarlık bir alan deniz işgaline uğrayacak.” diye konuştu. Kızılırmak Kuş Cenneti’nin de tehlikede olduğuna değinen Uzun, şöyle devam etti: “Dalgakıranın olmaması ve yeterli tedbirin alınmaması nedeniyle deniz suyu tatlı suyla karışıyor. Deniz suyunun karıştığı deltalarda tuzlanma oranının artmasıyla doğal yaşam tehlike altına giriyor. Bu da balıkların yaşam ortamını bozuluyor. Ayrıca deltaya tuzlu suyun karışmasıyla birlikte göçmen kuşların sayısında azalma olması muhtemel.”
Kaynak: Zaman Yazan: Fatih Yalçıner

Küresel Isınma Çukurova’yı Yaktı


[RIGHT][/RIGHT]
Küresel ısınmaya bağlı olarak Çukurova’ya 68 gündür tek damla yağmur düşmedi. Eğer 10-15 gün içinde yağış başlamazsa başta buğday olmak üzere ekili tüm ürünler telef olacak.

Çukurova Bölgesi’ne 68 gündür yağış düşmemesi, tarım ve orman ürünlerini tehlikeye soktu. Yağışların kısa bir süre daha yağmaması halinde 3 milyon dekar alanda ekili buğday telef olacak. Uzmanlar, ocak ayında da yağmur yağmaması halinde, 1900’lü yılların başlarında yaşanan kuraklığın yeniden baş gösterebileceğine dikkat çekiyor. Adana Meteoroloji Bölge Müdürü İdris Coşkun, 8 Kasım 2006 tarihinden bugüne kadar 68 gün geçmesine rağmen Çukurova Bölgesi’ne yağış düşmediğini hatırlatarak, “En son 1900’lü yıllarından başında böylesine bir kuraklık yaşanmıştı. 1930 ve 1940 yıllarının aralık aylarında da çok az yağış düşmüştü. Yine 1972 yılının aralık ayında yağış düşmemiş, ancak ocak ayında beklenen yağış gelmişti. Bu ocak ayında yağmur yağmayacak diyemeyiz. Şu anda tarımsal bir kuraklık var ” dedi.

Birçok Ürünün Fiyatı Artacak
Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Ayhan Barut ise, küresel ısınma nedeniyle oluşan kuraklığın en çok tarım sektörünü etkilediğine dikkat çekti. Buğday alanlarının büyük bir tehlike altında olduğunu dile getiren Barut, “Yağmurla çimlenmeyi bekleyen tohumlar ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. Çukurova’da her yıl 3 milyon dekar alanda, 1 milyon 200 bin rekolte buğday elde ediliyordu. Eğer bir süre daha yağmur yağmazsa, rekolte düşecek ve buğday ürünlerinden başta ekmek olmak üzere birçok ürünün fiyatı artacak” dedi. Çukurova bölgesindeki karnabahar, soğan ve patates gibi ekimi yapılan ve yapılacak olan ürünlerin de kuraklık tehlikesi altında olduğunu belirten Barut şunları kaydetti: “Şu anda yağmurun yağmaması yazın sürdürülecek ekim faaliyetlerini de olumsuz etkileyecek. Bu nedenle çiftçilerimizden imkanı olanlar ürünlerini sulamak zorundalar. DSİ’nin Adana’da genel bir bakım çalışması yaptığından kanallara da su verilemiyor.”

Yakıttan Kazandığımızı Sağlığa Yatıracağız
Bu arada Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Mühendisi Adil Tek, Türkiye’de küresel ısınmanın etkilerinin biraz daha fazla hissedilmeye başlandığını belirterek “Küresel ısınma siyah ile beyaz değil, arada gri tonlar da var. Biz şu an o gri tonlardayız. Hava kirliliği artabilir. Solunum hastalıklarına çok fazla para harcayacağız. Yani ısınmadan kazandığımızı sağlığa yatıracağız “ dedi. Greenpeace Enerji Kampanyası Sorumlusu Hilal Atıcı ise şöyle konuştu: “Küresel ısınma 30 yıl sonra başlayacak bir şey değil, başladı. Başladı ve ısınmanın çok ciddi zararlarını görmeye başladık. Türkiye’de genel olarak beklenen şeyler kuraklık, çölleşme, orman yangınları ve sel felaketlerinin artması, tarımsal ürünlerde en az yüzde 30’luk bir azalma, turizm gelirlerinin azalması.”

Orman Yangınları Artabilir
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: İnsanlar küresel ısınmayı ciddiye almıyordu. Bir komplo teorisi olarak görüyorlardı. Oysa biz bunu bilimsel verilere dayanarak söylüyorduk. Kuraklık ve benzer belirtiler sadece Türkiye’de olsaydı, noktasal derdik. Fakat dünyanın her tarafından benzer sorunlar yaşanıyor. Kış ortasında ağaçlar çiçek açıyor, ayılar kuş uykusuna yatmıyor. Önümüzdeki dönemde orman yangınlarında da bir artış görülebilir.

Şehirlerde Susuzluk Yaşanacak
Türkiye Yeşilleri İklim Değişikliği ve Küresel Ekoloji Sözcüsü Ümit Şahin: Küresel ısınma nedeniyle Türkiye’nin yaşayacağı en önemli felaket kuraklık. Muhtemelen tüm zamanların en sıcak yılı olacak olan 2007’de sulu tarım yapılan Çukurova ve benzeri yöreler kuraklık nedeniyle verim kaybına uğrayacak. Şehirlerde de susuzluk baş gösterecek. Orman yangınlarında artış olabilir. Sıcak hava dalgaları olursa yaşlı ve hasta insanlarımızın ölümüne yol açabilir.

Kış Ortası Yağmur Duası!
Mersin’in Silifke ilçesinde, yaklaşık 2 aydır yağış olmaması nedeniyle endişelenen çiftçiler, kuraklık tehlikesini atlatabilmek isteğiyle kurban kesip, dua ettiler.

Kuşlar Göçmedi Ayılar Uyumadı
Bu yıl ekolojik sistemde küresel ısınmayla ilişkili olduğu belirtilen birçok değişiklik yaşandı.

Dünyanın birçok yerinde ayılar kış uykusuna yatmadı.

Kuzey Buz Denizi’nde son bir yıl içerisinde Türkiye büyüklüğündeki bir buz kütlesi eridi.

Dünyada nehirler ve su altı kaynakları kurumaya başladı. Van Gölü’nün seviyesi düştü.

İngiltere, Hollanda ve Rusya yüzyılların en sıcak kışını geçiriyor.

Avustralya’nın bazı bölgelerinde çok ciddi kuraklık oldu.

Göçmen kuşlar göçmedi.

İngiltere ve Fransa’da kışın ortasında kelebekler dolanıyor.

Alplerin 1.100 metre yüksekliğinde baharda açan çiçeklere rastlandı.
Yeni Şafak Gazetesi

Dünya Şaşkın

New Scientist ve Nature gibi dünyanın en saygın bilim dergileri, son 5 yıldır yayınlanan tüm baskılarında “Küresel ısınma felaketi geliyor! Eğer küresel ısınmayı önleyemezsek dünyanın sonu gelecek!” uyarılarını yapıyordu. Ancak küresel ısınma, çevreci gruplar haricinde birçok insan tarafından görmezden geliniyordu. Ancak dünya bu yıl felaketin kapıda olduğunu anladı. 2006 yılı dünya genelinde, meteoroloji kayıtlarının tutulduğu 17’inci yüzyıldan bu yana en sıcak 6’ncı yıl oldu. ABD, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de sıcaklıklar mevsim normallerinin ortalama 3-5 derece üzerinde seyretti; daha da kötüsü 2007 en sıcak yıl olacak. İşte dünyayı şaşkına çeviren ve “Kış nereye gitti?” sorusunu gündeme getiren gelişmeler:

Helikopterle kar servisi

  • Alpler’deki kayak merkezleri kar yağmayınca yapay karla idare etmek zorunda kaldı. Almanya, Fransa, Avusturya ve İsviçre’de her yıl 240 milyon turistin kayak yaptığı tesislerde doluluk oranı yüzde 20… Kış Olimpiyatları ve Snowshoe Kayak Festivali’nde pistlere helikopterlerle kar taşınıyor.

Moskova’da papatyalar

  • Rusya’nın başkenti Moskova’da papatyalar ve menekşeler açtı. 40 yıl aradan sonra ilk kez yılbaşında Kremlin Meydanı’na kar yağmadı. Hava sıcaklığı 9 dereceyi buldu. Mevsim normallerine göre, Moskova’da Ocak sıcaklığı -5 derece…

Ağaçlar çiçek açıyor

  • Romanya ve Bulgaristan’da sıcaklıklar 15 dereceyi aştı. Fransa’nın Nice kentinde, İtalya’nın güneyinde, İspanya’da ve Yunanistan’da insanlar yeniden denize girmeye başladı. New York’ta sıcaklık 15 derece. Central Park’ta ağaçlar çiçek açtı.

Kuzey Denizi riviera olacak

  • AB Komisyonu’nun raporuna göre, Avrupa’nın kuzeyinde ılıman bir iklim olacak. Bu sayede tarım üretimi yüzde 70 artacak. Kuzey Denizi sahilleri yeni Riviera olacak. İsveç ve İngiltere gibi ülkeler, küresel ısınma nedeniyle avantajlı konuma geçecek.

Barajlarda su %25 azaldı

  • Geçen Ocak’ta İstanbul’daki 17 su kaynağının yüzde 81.3’ü doluydu. Bu yıl 11 Ocak rakamlarına göre ise doluluk oranı yüzde 56’ya düştü. Baraj ve diğer su kaynakların yüzde 44’ü yağmur beklerken, geçen yıla oranla yüzde 25’lik bir daralma yaşanıyor. Aralık 2005’te doluluk oranı yüzde 63.4 iken, Aralık 2006’da yüzde 58’e düştü. Geçen yıl şubat ve mart ayında gelen yağışlarla birlikte barajlardaki doluluk oranı yüzde 98’e çıkmıştı.

Günde 10 tişört satıyoruz sanki yaz ayında gibi
Küresel ısınma sektörleri de zora soktu. Mantolar, kazaklar soğuk bir kış için hazırlanan tekstilcilerin elinde kaldı, zincir satanlar iş yapamadı… İşte küresel ısınma yüzünden değişen dengeler…

İlyas Kuriş (Damat/Tween/ADV Akmerkez Mağaza Müdürü): Kışlıklarda geçen yıla göre düşüş var. Gerçek anlamda kış yaşanmadığı için kimse kaban, mont, palto gibi kalın ürünler almıyor. Buna karşılık baharlık dediğimiz trikolar gidiyor. Mesela günde 10 tişört satıyoruz. Sanki yaz mevsimindeyiz.

Kazak mont satışı % 40 düştü
Süleyman Orakçıoğlu (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı): Kışlıkların satışında yüzde 40’lık düşüş var. Küresel ısınma koleksiyonları değiştirdi. 1.5 kg olan ceket ağırlığını 280 grama düşüren bir teknoloji kullanmaya başladık. Mecburen gömlek hafifliğinde ceket üretiyoruz.

İndirimler 2 ay erken başladı
AMPD Üyesi ve Alkaş Danışmanlık Gen. Müd. Ercüment Alptekin: “Kışlık satışları durdu. O yüzden indirimler geçen yıla göre 2 ay önce başladı.”

Hotiç Üretimden Sorumlu Müdürü Yavuz Hotiç: “Neredeyse sezona indirimle girdik. Bot, çizme gibi sezon ürünleri, ihtiyacı tam karşılamadığından normalden daha önce indirimler başladı.”

Şubat sonunda yaz sezonu
Nafiz Yılmaz-Elle Ayakkabı Akmerkez Mağaza Müdür Yardımcısı: Satışlar havalarla doğru orantılı. Havalar tüketiciyi çok etkiliyor. Artık botlar pek revaçta değil. Havalar karlı, yağmurlu olsa, kış mevsimi gerçek anlamda yaşansa satışlar daha da artacak. Şubat sonu gibi kışlık sezondan çıkıp yazlık sezona geçeceğiz.

Patinaj zinciri hiç satılmıyor
Türkiye’nin en büyük lastik zinciri üreticilerinden Atlı Zincir, küresel ısınmadan olumsuz etkilenenlerden. İstanbul’da son 2-3 yıldır yoğun kar yağışı nedeniyle zincir yetiştiremeyen şirketin satışları bir anda azaldı. Yetkililer, yaptıkları işin mevsim şartlarına paralel olduğunu belirterek, “Kışın geç gelmesi bizi kötü etkiledi” yorumunu yaptı.

İthal kömür elde kaldı
Necati Yıldız Genç Maden İşletmecileri Derneği Genel Sekreteri: “Kış aylarındaki ısının normalin üzerinde seyretmesi kömür talebini de olumsuz yönde etkiledi. Şubat ve mart aylarında da sıcaklığın bu şekilde devam etmesi halinde yerli kömür sektörünün de olumsuz etkileneceği bir gerçek.”

Doğalgaz tüketimi azaldı
İGDAŞ’ın abone sayısı arttı ancak doğalgaz tüketimi azaldı. 2005 sonu itibarıyla abone sayısı 3 milyon 5 bin 927’ydi. 2006 sonunda 3 milyon 317 bin 446’ya yükseldi. Buna karşılık gaz tüketimi azaldı. Aralık 2005’te abone başına tüketim 193.4 metreküpken, Aralık 2006’da 183.685 metreküpe geriledi.
[RIGHT] Vatan Gazetesi
[/RIGHT]

Küresel küresel ısınıyoruz da… Nereye varacak bakalım bu iş… Ocak bitti, hala gömlekle geziyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin…

Gerçekten yaa ocak ortasında hala kar yok yağmur yok güneş var…ileride nasıl olacak acaba temmuzda kar yağıp ocakta denize mi girecez…:slight_smile:

bu konuda daha çok haber işittikçe aklıma ( komik gelecek belki size ) matrix te ajan simith in dediği laf geliyor

‘’ siz insanoğlu virussünüz aslında sizden başka yaşadığı ortamı yok eden memeli yok ‘’ demişti

Küresel Isınmaya Karşı En Yenilikçi Yaklaşım Kentlerden Geliyor

Çevresel araştırma raporları; kentleşmenin arttığı dünyada, küresel iklim değişikliklerine karşı en yenilikçi çözümlerin, şehirlerden ve yerel girişimcilerden geldiğini belirtiyor.

Washington Dünya Gözlem Enstitüsü’nün raporunda, uluslararası eğilimin kentleşme yönünde olduğu ve 2005 yılında Dünya’daki nüfusun yüzde 49’unun kentlerde yaşadığı belirtiliyor. Rapora göre; yakında, insanlık tarihinde ilk defa, kırsal bölgelerde yaşayan insan nüfusundan fazlası kentlerde yaşıyor olacak.

”Dünya’nın Durumu 2007” isimli raporun proje yöneticisi Molly O’Meara Sheehan; küresel ısınmanın etkileriyle savaşmada, her zaman olmasa da, genellikle kentlerin ve yerel yönetimlerin öncülük ettiğini belirtiyor.

Düzenlenen basın toplantısında açıklama yapan Sheehan, “Belediye bünyesinde ya da örgütsel olarak düzenlenen kampanyalarda, yerel çalışmalarda, gördüğünüz her yenilikçi harekette, nasıl ilerleyebileceklerini belirlemek için çabalıyorlar,” dedi.

Yenilikçi proje olarak verilen örnekler arasında, Sierra Leone’nin Freetown şehrindeki kentsel tarım çalışmaları yer alıyor. Bir başka örnek olarak, Çin’deki Rizhao kentinde yaşayan insanların büyük çoğunluğu, evlerinde güneş enerjisiyle ısıtılmış su kullanıyor ve trafik ışıkları ve sokak aydınlatmalarında da güneş enerjisinden faydalanıyorlar. Kolombiya Bogota’da ise kent içi ulaşımda gelişmiş bir metro sistemi kullanılıyor.

Ancak kentlerin ve yerel hükümetlerin çabaları resmin küçük bir bölümünü oluşturuyor, ulusal hükümetlerin ortak çalışmalarıyla küresel ısınmayı körükleyen sera gazı salınımı azaltılabilir. Ancak her gelişmiş ülke, yerel hareketlerin önünü açarak, aynı çabayı göstermiyor. Bu yüzden gelişen dünyada, ulusal projelerin küçük çabalarına göre, yerel çalışmaların etkisi daha çabuk görülebilir.

Seehan, konu enerji olduğunda Amerikan Hükümeti’nin çevre için gereken dikkati göstermediğini onaylıyor. Amerika’da ve Japonya gibi diğer gelişmiş ülkelerde, zirai menfaatler söz konusu olduğunda meydana gelen ulusal ve geleneksel baskının buna sebep olabileceğini söylüyor.

Bir Milyar Kentli
Dünya Gözlem Enstitüsü Başkanı Christopher Flavin, Amerika’daki ve diğer devletlerdeki bu durumun tek bir nedeni olduğunu; gelişmiş endüstrilerin, yerel seviyede olmayan enerji kullanımıyla ulusal seviyeyi belirlediklerini söylüyor.

Basın toplantısındaki konuşmasında “Değişime direnen bazı özel sanayiler var; kömür endüstrisi, yağ endüstrisi ve enerji sanayii,” diyen Flavin, bu sanayilerin bir çok açıdan ulusal destekleyicileri olduğunu ancak bununla beraber, bu tür endüstrilerin politik güçlerle yönlendirilmediği kentlerin de olduğunu belirtti.

Dünya Gözlem Enstitüsü’nün açıkladığı raporda; yüzyıl önce dünya nüfusunun çoğunluğunun kırsal alanda yaşadığı ancak önümüzdeki yıl bu nüfusun yarısından fazlasının kentlerde yaşıyor olacağı belirtiliyor. Her yıl, gelişmekte olan ülkelerde, düşük gelirli yerleşimlerden gelen 60 milyondan fazla insan kent ve banliyö nüfusuna ekleniyor.

Rapora göre günümüzde kentlerde yaşayan 3 milyar insanın 1 milyarı ise, dayanıklı barınma, tuvalet, temiz su gibi ihtiyaçların karşılanamadığı gecekondu bölgelerinde yaşıyor.
Kaynak: Environmental News Network Çeviren: Zeynep Güney - Arkitera.com

Küresel Isınmaya Karşı En Yenilikçi Yaklaşım Kentlerden Geliyor

Çevresel araştırma raporları; kentleşmenin arttığı dünyada, küresel iklim değişikliklerine karşı en yenilikçi çözümlerin, şehirlerden ve yerel girişimcilerden geldiğini belirtiyor.

Washington Dünya Gözlem Enstitüsü’nün raporunda, uluslararası eğilimin kentleşme yönünde olduğu ve 2005 yılında Dünya’daki nüfusun yüzde 49’unun kentlerde yaşadığı belirtiliyor. Rapora göre; yakında, insanlık tarihinde ilk defa, kırsal bölgelerde yaşayan insan nüfusundan fazlası kentlerde yaşıyor olacak.

”Dünya’nın Durumu 2007” isimli raporun proje yöneticisi Molly O’Meara Sheehan; küresel ısınmanın etkileriyle savaşmada, her zaman olmasa da, genellikle kentlerin ve yerel yönetimlerin öncülük ettiğini belirtiyor.

Düzenlenen basın toplantısında açıklama yapan Sheehan, “Belediye bünyesinde ya da örgütsel olarak düzenlenen kampanyalarda, yerel çalışmalarda, gördüğünüz her yenilikçi harekette, nasıl ilerleyebileceklerini belirlemek için çabalıyorlar,” dedi.

Yenilikçi proje olarak verilen örnekler arasında, Sierra Leone’nin Freetown şehrindeki kentsel tarım çalışmaları yer alıyor. Bir başka örnek olarak, Çin’deki Rizhao kentinde yaşayan insanların büyük çoğunluğu, evlerinde güneş enerjisiyle ısıtılmış su kullanıyor ve trafik ışıkları ve sokak aydınlatmalarında da güneş enerjisinden faydalanıyorlar. Kolombiya Bogota’da ise kent içi ulaşımda gelişmiş bir metro sistemi kullanılıyor.

Ancak kentlerin ve yerel hükümetlerin çabaları resmin küçük bir bölümünü oluşturuyor, ulusal hükümetlerin ortak çalışmalarıyla küresel ısınmayı körükleyen sera gazı salınımı azaltılabilir. Ancak her gelişmiş ülke, yerel hareketlerin önünü açarak, aynı çabayı göstermiyor. Bu yüzden gelişen dünyada, ulusal projelerin küçük çabalarına göre, yerel çalışmaların etkisi daha çabuk görülebilir.

Seehan, konu enerji olduğunda Amerikan Hükümeti’nin çevre için gereken dikkati göstermediğini onaylıyor. Amerika’da ve Japonya gibi diğer gelişmiş ülkelerde, zirai menfaatler söz konusu olduğunda meydana gelen ulusal ve geleneksel baskının buna sebep olabileceğini söylüyor.

Bir Milyar Kentli
Dünya Gözlem Enstitüsü Başkanı Christopher Flavin, Amerika’daki ve diğer devletlerdeki bu durumun tek bir nedeni olduğunu; gelişmiş endüstrilerin, yerel seviyede olmayan enerji kullanımıyla ulusal seviyeyi belirlediklerini söylüyor.

Basın toplantısındaki konuşmasında “Değişime direnen bazı özel sanayiler var; kömür endüstrisi, yağ endüstrisi ve enerji sanayii,” diyen Flavin, bu sanayilerin bir çok açıdan ulusal destekleyicileri olduğunu ancak bununla beraber, bu tür endüstrilerin politik güçlerle yönlendirilmediği kentlerin de olduğunu belirtti.

Dünya Gözlem Enstitüsü’nün açıkladığı raporda; yüzyıl önce dünya nüfusunun çoğunluğunun kırsal alanda yaşadığı ancak önümüzdeki yıl bu nüfusun yarısından fazlasının kentlerde yaşıyor olacağı belirtiliyor. Her yıl, gelişmekte olan ülkelerde, düşük gelirli yerleşimlerden gelen 60 milyondan fazla insan kent ve banliyö nüfusuna ekleniyor.

Rapora göre günümüzde kentlerde yaşayan 3 milyar insanın 1 milyarı ise, dayanıklı barınma, tuvalet, temiz su gibi ihtiyaçların karşılanamadığı gecekondu bölgelerinde yaşıyor.
Kaynak: Environmental News Network Çeviren: Zeynep Güney - Arkitera.com

sonumuz hayr ola :frowning:

Evet arkadaşlar bu konu hakkında bende çok düşünüyorum. Ben Burdur da yaşıyorum ve burda da ağaçlar neredeyse çiçek açacak. Akşamları hava kirliliğinden dışarı çıkılmıyor. Şimdilerde ise sıcaklıklar 16-17 derece arasında yaz günü gibi. Bu konu hakkında bende elimden geleni yapıyorum. Ormanlardan topladığım çam tohumlarını çimlendiriyorum ve bunları boş arazilere dikiyorum. Umarım bi katkım olur… Saygılear

Küresel ısınma havaları bozdu

Sağlık Bakanlığı ile Türkiye İstatistik Kurumu’nca yapılan ölçümlere göre kükürtdioksit ve duman oranında yüksek oranda artış görülüyor. Artış değerleri, bazı illerde yüzde 400’ün üzerine çıkıyor. Hava kirliliğindeki artışa 'küresel ısınma’nın sebep olduğu iddia ediliyor.

Mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcak havalar, hava kirliliğini önemli ölçüde artırdı. Türkiye’yi etkisi altına alan yüksek basınç, kükürtdioksit ve duman oranında yüzde 480’lere varan artışa neden oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Sağlık Bakanlığı’nın ölçümleri kükürtdioksit ve duman oranında hedef değerlerin çok üzerine çıkıldığını gösterdi.

TÜİK ve Sağlık Bakanlığı tarafından hava kalitesi ölçümü yapılan il ve ilçe merkezlerinden elde edilen sonuçlara göre 2006 yılı Kasım ayı kükürtdioksit (SO2) ortalamaları, bir önceki yılın kasım ayına göre önemli artış gösterdi. Artış değerleri Tekirdağ’da yüzde 486, Bayburt’ta yüzde 274, Bolu’da yüzde 133, Burdur ve Bursa’da yüzde 106, Bilecik’te yüzde 74 olarak tespit edildi. 2006 yılı Kasım ayı partiküler madde (duman) ortalamalarının da Bilecik’te yüzde 400, Bayburt’ta yüzde 286, Burdur’da yüzde 200, Kırıkkale’de yüzde 170 ve Bolu’da yüzde 139 oranında arttığı gözlendi.

2006 yılı Kasım ayında il ve ilçe merkezlerinde ölçüm yapılan istasyonlardan elde edilen kükürtdioksit ortalamaları incelendiğinde, ‘hedef sınır’ değeri Amasya, Bolu, Burdur, Bursa (İnegöl), Erzurum, Eskişehir, Kayseri, Kütahya, Malatya, Manisa, Tekirdağ, Tokat, Trabzon ve Kırıkkale illerinde aşıldı. Aynı dönemde partiküler madde ortalamaları hedef sınır değerinin de Amasya, Burdur, Bursa (Merkez), Bursa (Orhangazi), Çorum, Elazığ, Eskişehir, Kayseri, Kütahya, Malatya ve Manisa’da aşıldığı belirlendi.

Uzmanlar, hava kirlilik değerlerindeki artışı hava sıcaklıklarının mevsim normalleri üzerinde seyretmesiyle açıklıyor. Türkiye’yi etkisi altına alan yüksek basıncın kükürtdioksit ve duman oranını da artırdığı belirtilirken, bu durumun küresel ısınmanın bir sonucu olduğu kaydediliyor. Buna göre şehirlerde hava kirliliği, şimdiye kadar doğal olarak temizleniyordu. Fakat iklim değişikliğine bağlı olarak yağmur ve rüzgarın azalması havanın doğal sirkülasyonla temizlenmesini engelliyor.
Kaynak:Arkitera

İşimiz Allah’a kaldı

Çevre Bakanlığı’nda ortak basın toplantısı yapan bakanlar Pepe, Güler ve Eker, küresel ısınmaya karşı önlemlerin yer aldığı raporun önümüzdeki günlerde hükümete sunulacağını açıkladı. Şu anda ülke tarımında acil bir sorun yaşamadıklarını söyleyen Eker, nisan ve mayıs aylarında beklenen yağmurların yağması halinde Türkiye’de kuraklık olmayacağını belirtti.

Küresel ısınmaya karşı ortak eylem planı zirvesi yapan Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler umutlarını nisan-mayıs yağışlarına bağladı. Çevre Bakanlığı’nda ortak basın toplantısı yapan bakanlar, 3 bakanlığın iklim değişikliği, kuraklık ve su yönetimiyle ilgili zirvede ele aldığı konuların yer aldığı raporun önümüzdeki günlerde hükümete sunulacağını açıkladılar. Raporda, şu andaki mevcut durum, ihtiyaçlar ve öneriler yer alacak. Basın toplantısında ilk sözü alan Tarım ve Köyişleri Bakanı Eker, şu anda Türkiye’nin hiçbir yerinde acil tarımsal kuraklık sorunu bulunmadığını vurgulayarak, “Mart ve nisan ayındaki yağışlar, uzun yıllar ortalamasında gerçekleşirse Türkiye’nin hububat üretiminde düşüş görülmeyecek” dedi. Bakan Pepe ise su, hava ve toprak üçgeninde gelişen olayların Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendirdiğini söyledi. Kuraklık anlamında 1 Ekim 2006-1 Şubat 2007 tarihleri arasında geçen yıla oranla yüzde 8’lik yağış azlığı bulunduğunu belirten Pepe, “Ama şu anda kuraklıktan bahsetmek doğru değil. Nisan-Mayıs yağışlarını beklemek gerekiyor” dedi.

Su kuyuları
Eker, Konya, Harran ve Trakya ovalarında aşırı miktarlarda yeraltı suyu kullanıldığını söyledi. Yeraltı sularının bu bölgelerde özellikle son yıllarda belirgin şekilde düştüğüne dikkati çeken Eker, bu durumun giderilmesiyle ilgili bir mevzuat bulunduğunu anımsattı. Eker, “Gerekli denetimler yapılıyor. Kaçak kuyular yakalanıyor, bunlara ceza uygulanıyor” dedi.

Barajlar iyi
Enerji Bakanı Güler de enerji açısından bu yıl barajlarda sıkıntı olmadığına dikkati çekerek, doluluk oranlarının uygun olduğunu söyledi. Türkiye’de yağışların en fazla, yüzde 50-55 oranında Mart-Mayıs ayları arasında düştüğünü anımsatan Güler, bu noktada beklentilerinin olumlu olduğunu vurguladı. Tarımsal sulama konusuna da değinen Güler, Büyük Menderes, Konya ve Kızılırmak havzalarında bir miktar su düşüşü olduğunu, bunun da Mart-Mayıs ayları arasındaki yağışlarla dengeleneceğini umduklarını söyledi. Güler, içme suyu bakımından daha önce Kocaeli, Bursa ve Ankara’da sıkıntı olduğunu anımsatarak, ilk iki ildeki içme suyu sorunun son yağışlarla ortadan kalktığını, Ankara’da ise sıkıntının sürdüğünü dile getirdi. Güler, “Ankara’daki içme suyu sıkıntısının da Mart-Mayıs yağışlarıyla giderileceğini düşünüyoruz” dedi.

Kuraklık Kurulu kuracaklar
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Çevre Bakanlığı’nda ortak açıklama yaptı. Küresel ısınmanın Türkiye’yi uzun vadede etkilemesinin beklendiğini dile getiren Eker, bunun tarıma olumsuz etkilerini en aza indirgeyecek çalışmaların yapılması için Tarımsal Kuraklık Koordinasyon Kurulu kurulmasını önerdiklerini bildirdi. Eker, ayrıca tarımda suyun ekonomik kullanılması ve modern sulama tekniklerinin hayata geçirilmesi için alınan tedbirleri de ivedi olarak hayata geçireceklerini belirtti.
Kaynak: Hürriyet

64 yıl sonra Ege 6 derece ısınacak

Türkiye’nin BM’ye ilk kez sunduğu raporda, 2071-2100 arasındaki dönem için kötümser senaryolar var: Kış mevsiminde, Türkiye’nin doğusunda sıcaklık artışı olacak. Yazın özellikle Ege Bölgesi’nde sıcaklıklar 6 derece artacak.

Türkiye, Birleşmiş Milletler’e (BM) ilk kez sunduğu "İklim Değişikliği Ulusal Bildirim Raporu"nda 2071-2100 arasındaki dönem için kötümser senaryosunu açıkladı.

Rapordaki veriler, Türkiye’nin geçen yüzyıldaki mevsim normallerinin önemli ölçüde değişeceğini gösteriyor.
Milliyet’in edindiği rapordaki senaryoda, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ve İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından ortaklaşa yapılan çalışmayla 1961-1990 arasındaki dönem temel alındı.

Bu bağlamda 2071-2100 arasındaki dönem için Türkiye’nin iklim değişikliğinden nasıl etkileneceği konusundaki öngörüler sıralandı.

Karadeniz’de yağış artacak
Rapordaki senaryoya göre, kış mevsiminde, bugünkü durumdan farklı olarak Türkiye’nin doğusunda sıcaklık artışı yaşanacak. Yaz mevsiminde, özellikle Ege Bölgesi’nde sıcaklıklar 6 derece artacak.

Ülke genelinde yıllık ortalama sıcaklık artışı ise 2-3 derece olarak öngörüldü.

Rapora göre, kış, ilkbahar ve sonbaharda, Karadeniz’in kuzeydoğu kıyıları geçen yüzyıla kıyasla daha fazla yağış alacak. Ege ve Akdeniz’in kıyı bölgelerindeki yağışlarda ciddi azalma olabilecek. Fırat ve Dicle havzalarında sonbahar mevsiminde yağış artışı olacak.

Ekonomi de etkilenebilir
Küresel olarak ekonomide ancak yüzde 1.5’lik büyüme olacağı hesaplanan rapora göre, 2071-2100 yılları arasında Türkiye, tarımsal sulama sıkıntısı nedeniyle ekonomik açıdan da olası sorunlarla karşılaşacak.

Doğu Anadolu Bölgesi’nin ve Karadeniz’in dağlık kesimlerinde kar suyu açısından 200 milimetreye ulaşan azalmalar görülecek. Bu da Türkiye’deki nehir havzaları akışını ve nehirlerdeki su seviyelerini doğrudan etkileyecek.

Yeni nesil enerji gerekiyor
“Nehirler, Türkiye’nin ana su kaynaklarıdır” ifadesinin vurgulandığı rapora göre, nehir yataklarındaki değişim dolayısıyla sadece içme suyu değil, yerel ve endüstriyel kullanım için yeni nesil sulama ve enerji tekniklerinin geliştirilmesi gerekiyor.
Kaynak: Milliyet Yazan: Yıldız Yazıcıoğlu

gerçekten kötü bir durum…kuraklık dolu yıllar bizi bekliyor…

geçen yıl katıldığım kıyı erozyonu seminerinde boğaziçi üniversitesinde öğretim üyesi olan bi hocamızın konuşmasında , uydu görüntülerine dAYanaraktan yaptığı tespit:100 yıl önceki kızılırmak nehri kıyısı şimdiki halinden yaklaşık olarak 3cm dışarıdadır.yavaş yavaş küçülmeye gitmekte su kaynaklarımız.iç anadolu-ege-doğu ve güneydoğu anadolu bölgeleri küresel ısınmadann en çok payını alacak olan bölgeler. karadeniz bölgesi ise daha çok yağış alacak ve bu da erozyon demektir. çevre ve orman bakanlığının hareketee geçmesi gerekiyor…