Bir Güvercin Umutsuzluğa Ağlıyor Gözlerimizde

Bir Güvercin Umutsuzluğa Ağlıyor Gözlerimizde

Bir güvercin sevgisizliğe kanıyor yüreğimizde, kanadından vuruluyor uçmak isterken mavilere… Bir güvercin kanatları gözlerimizde utancından ağlıyor, alev-ateş savaş meydanlarına savruluyor gözyaşları… Bir güvercin umutsuzluğa ağlıyor kulaklarımızda, ellerimize, gözlerimize, yüreğimize yağıyor gözyaşları. Utancımız oluyor Halepçe, kanayan yanımız, Filistin akıp giden gözyaşımız…

Bir umursamazlık cehenneminde çölleşiyor duygularımız… Heyhat ki, bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını, içimizdeki, acı bitmiyor, her defasında yarası kanayan şiirler damlıyor içimize… Sevgimiz kırılıp dağılıyor yerlere, yüreğimize batıyor kırıkları…

Düşüp düşüp ölüyor çocuklar dünyanın gözleri önünde, biz ölüp ölüp diriliyoruz… Bunca acıyı kaldırmıyor yüreğimiz ey dost, son sınırında çölleşiyor sabrımız… Ölü çoçukların gözleri gözlerimizde sevgisizliğe üşüyor şimdi, sevgisizliğe düşüyor damlalar gözlerinde Filistinli annelerin…

Derin derin sızlıyor yüreğimiz, yüreğimiz Halepçe’li yaralı bir güvercin. Karanlık bir uçurumun kıyısındayız, bir karabasan gibi çöküyor üzerimize hayat… Haykırmak istiyoruz, dilimiz tutuluyor. Bağırmak istiyoruz nefessiz kalıyoruz, kahretsin…

Ey gönlümüzün has çiçeği, ey Halepçe yüreğimizin sızısı, ey Irak, ey Filistin kanayan yaramız bağışlayın bizi… Sevdalara sınarken yüreğimizi özgürlügü besleyen umutlar tel örgülere takıldı… Ey uzak yolların dost yolcuları bağışlayın bizi, hüznün kara bulutları sarmış ufkumuzu uçamıyor bi-türlü kanadı kırık güvercinler… Dayanın vakitsiz yağan gözyaslarına, dayanın vuslatın vaktine… Bir çiçek yağmuru olup yağmıyor üzerinize özgürlük, bir güneş olup doğmuyor ufkunuza …

Ey uzak yolların dost yolcuları bağışlayın bizi. Giden her yolcuya biz ağladık, gelen her yolcuya biz; bütün yolculukların, bütün savaşların sonunda ölümü gördük… Kuş olduk konacak dalımız olmadı, yel olduk esecek halımız kalmadı… Her defasında kırgın, umutsuz bakışlar öperek düştük kahpe uçurumlara… Renkleri solmuş yaşam trendinde kanadı ömrümüz…

Ey uzak yolların dost yolcuları bağışlayı bizi, bağışlayın bizi ey ömrümüzün kanayan gülleri… Sevginin ipek iplikleriyle bağlıdır kalbiniz hayata biliyoruz, çekseler ölürsünüz, koparsalar ölürsünüz… İki damla gözyaşının üzerine düşen sözcük gibi duruyorsunuz hayatın hatıra defterinde. Bütün kelimeler kalbinizi kanatıyor…

Şimdi bütün gitmeler hüzünlü, bütün ayrılıklar acı. Duyguları gözlerinizde ıslanmış yırtık bir mendildir gece. Hayatınıza batan dikenlerle, hayallerin yırtık döşeğinde yatıyorsunuz… Önü-sonu bir toprak parçasıyken ömrünüz, her gün düşen ölümlerin acısını işliyorsunuz yüzünüze ve yüreğinize ; dönmemek üzere uğurlarken yolcularınızı…

Ne zaman savaş bültenleri alsak antenlerde
çocukların çığlığını duyarız dünyanın bir yerinde
acı feryadını Halepçeli Filistinli annelerin
güvercinlerin gözyaşı dökülür yangınlı savaş meydanlarına
ellerine güllerin kanı bulaşır bilim adamlarının

oturup ağlarız insan olmanın utancıyla
güneşin ardında bir siperde
süslerken çiçeklerini bahar evrenin yüreğine

Kalbimizi savaşların orta yerine bırakıp binlerce çocuk cesedi arasından geçerken, gözü yaşlı anneler karşılıyor bizi, yüreği yanık babalar. Sonra ateşe döküyoruz yüreğimizin acılarını, küle dönüyor zaman. Gerçeğin yüzünü, yaşamın anlamını anımsamak istemiyoruz. Ölü bedenlerim çiçekleri soluyor gözlerimizde. Soluyor yaşama yakıştırdığımız, yaşama yüklediğimiz anlamlar. Sonra ölüyor herkes, biz de ölüyoruz. Onca ölülerin arasında seçip ölümüzü, sırtımıza vurup cesetleri çıkıyoruz yollara, yağmur doluyor gözlerimize. Anlıyoruz ki, hiç bir ölünün sahibi yoktur. Ölüm kimsesizliktir.

Nuri CAN