Beğendiğim ve Paylaşmak İstediğim Şiirler - Edebi Eserler..

[b]Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam. " demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden.

Cok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini. . .
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları. . .
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim. " diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin. . .
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de
hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak. . .

                                             CAN YÜCEL[/b]

herşeyin azı da çoğuda zarar;kararında olmak lazım.annem hep :"kızım;ilacın şifa vermesini istiyorsan doktorunun tavsiyesinden ne eksik nede fazla almamalısın.dermanın bile fazlası zehirler!"der.aslında bildiğimiz şey ama bazı şeyler insanın elinde olmuyor işte.her başı ağırdında ASPİRİN almaya alışmış biriyseniz;kim ne derse desin o aspirini almanın zararını bilseniz bile o anda onu almak zorunda hissedersiniz kendinizi.sevmek belki en güzel şey ama can dündarın dediği gibi
[i]Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam. " demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden.

Cok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem… [/i]

paylaşım için teşekkürler:p

Ben arkandan sadece baktım.
Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki…
''gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi.
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim…’’ diyecektim sana.
Konuşamadım…

Gittin…
gidişini görmemek için gözlerimi kapattım.
Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu,
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözümden.
Ağlayamadım…
Gittin…

gidişini önlemek için tutmalıydım ellerinden.
Ellerim değilmiydi her dokunuşunda seni ürperten?!
ürperirdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kes tutsam ellerini,
gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım…

Gittin…
bir yıkım gibiydi gidişin.
Sen adım, adım uzaklaşırken benden çöküp kaldı bedenim olduğu yerde.
Nice terk edişlere dayanan bu yürek bu kes yenilmişti.
Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım.
Kalkamadım…
Gittin…
oysa ben geldiğin gün gideceğini biliyordum.
Hazırdım gidişine.
Kaçak zamanları yaşıyorduk.
Zaman bitecek ve sen gidecektin.
Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden devam edecektim.
Edemedim…
Başlayamadım…
Gittin…
bir şey söyledin mi giderken?
‘KAL’ dememi istedin mi?
Son bir kez ’ SENİ SEVİYORUM ’ dedin mi?
‘BEKLE BENİ DÖNECEĞİM’ dedin mi?
Beynim öylesine uğulduyordu ki…
Duyamadım…

Gittin…
Nereye gittiğin önemli değildi.
Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan,
iki metre ötemde de fark etmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım…

Gittin…
unutulanların arasına katılmalıydın.
Anıları bir sandığa koyup hayatı
bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı,
bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım…
Gittin…

bir okyanusun ortasında,
tek küreği kaybolmuş
sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim artık.
Bil ki; Sevmekten vazgeçmedim seni,
bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde.
Bil ki seni…
unutamadım…

[b]Benden, seni anlatmamı isteselerdi, bir yürek anlatırdım içinde koskacaman bir dünya, dünyada
kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.

Deselerdi yaz onu; yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarınçlarında yuvarlanan aşkları.
Yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım, yüreğim yorulup duruluncaya kadar.
Deselerdi çiz onu; çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri yedi renk açan en mevsimsiz
çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya,
korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.

Deselerdi kim O ?
O derdim O işte yüreğinde deryaları taşıyıpta tek bir dünyalıya konuşamayan, o sınırsız sevgi
deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi.
Ve O derdim ;

Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan insafsız biri O konuşsa yüreğindeki allı
tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar
tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar
dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek…

Ve O derdim
Yaşayıpta yitirdiğim değil yaşamayıpta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim kızıl dudaklarına
hasretlendiğim hasreti ile eridiğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık
günlerimi aradığım.

O derdim…

alıntı[/b]

[b]SON SÖZLER SANA

Dudaklarımdan rahatça döküldüğü gibi değil; bugün ilk defa yorulduğumu hissettim ben…Hiçbir şey yapmadan düşündüm her şeyi.Meğer ne çok ilklerim varmış senli…Ne çok sonlarım… ne çok keşkelerim ve ne çok sarmaya elimin varmayacağı yaralarım…… Ne çok çığlık çığlığalıklarım varmış insanı zıvanadan çıkartabilecek dev gibi suskunluğumun arkasında…

Kendi halime güldüm sonra…acı bir gülümseme aldı kendimi tutamadığım… insanın vereceği hesabın en büyüğü kendinedir ya hani; bir mayıs gecesi geldi aklıma…. İlk kendimi sorguya çekişim, her şeyi masaya yatırışım, ilk karın ağrım…O gece gönül hakiminin kararı senden yana çıkmıştı…Ne kadar temmize gittiysem sen hep Yargıtay kararıyla kazandın davaları.Aylar boyu ne isyanlar çıkardım, ne ayaklanmalar yaptım kendime…her isyanım özlem her ayaklanmam sevgi oldu… ve her özlem acı, her sevgi anlamsız bir bağlılık……Her senden kaçışımda yanıbaşımdaydın…Mantık yasalarımı yıkmana da kızdım…Bir insan yokken var olamazdı, olmayan bir insana sadakat da duyulamazdı ki!!!..Bir tebessüm bu kadar yakıcı da olmamalıydı sonra…

Sen her yerdeydin oysa… her yerde ve en çok da tam şurada , içimde… Seni her öldürmeye kalkışımda içimde ki seni acıttım…Her kaçışım da yağmurlar yağdı gözlerimde hiç dinmeyen ve tıpkı işte tam şu anda ki gibi hiç geçmeyen bir karın ağrısı…Her vazgeçişimde tekrar içimde bulduğum sen…sen içimin gülen yüzü….İki dudağımın arasından çıkmayan ismin,en büyük sırrım sen….

Bu gün içimdeki seni, yani beni, yani dünyayı hatta evreni öldürüyorum ben…Var olduğunu sandığım ama aslında hiç olmayan değerlerinin ,yalan sözlerinin, kaybedilmiş tüm zamanların ve sahte gülüşünün hesabına…oysa ki bir gülüşüne her şeyini vermeye hazır bir ben vardım yok saysan da…

yağacak yağmurlar, hiç geçmeyecek karın ağrılarımı da düşünmüyorum artık! Varsın yağsın yağmurlar ve karnım patlarcasına ağrısın ne çıkar?Yaşattığın hayal kırıklığının yanında hükmü mü var? LaL [/b]

abazasın olum senn

Kağıt üzerinde çok birliktelik vardır ama kağıt üzerinde ayrılık olmaz.

Ayrı kalınabiliyorsa, kağıt üzerinde kalmaz.

Ayrılınabiliyorsa, kağıda “aslında birlikte” yazılamaz

ve “ayrı”, “birlikte” olmanın gerektirdiklerinden sorumlu tutulamaz.

Gerçek sevgide,

ölüm bile mazeret değilken ayrılığa;

ne yazarsa yazsın o kağıtta,

hiçbir çöldeki şantiye, hudut karakolu,

açılmış kurs, kazanılmış burs,

o fırsat,

o tayin,

o tedavi,

o terfi,

o gezi,

ayrılabilmeye mazeret olamaz.

Kalabiliyorsan "ayrı"sındır;

o kadar…

Düş Hekimi

"Fifty ways to leave your lover

Sevgilinizden ayrılmanın 50 yolu…

O şarkıyı hatırlıyorsunuz değil mi?

Kimbilir kaç kez siz söylediniz, kimbilir kaç kez size söylendi…

Saçma sapan bahaneler…

Sevgiliden ayrılmanın her zaman bir nedeni vardı, nedense 50 yolu oldu.

Ama her zaman 51’inci yol da vardı.

Ve hep o tercih edildi.

Çünkü daha önce söylenen 50 bahane deşifre olmuştu. Ve erkekler nedense hep arkalarında onlara hayran, onlara hâlâ aşık bir kadın bırakmak istediler.

“Seni artık sevmiyorum. Hevesim geçti” diyemediler.

İşte o zaman da hep 51’inci yolu aramaya başladılar.

Hep de buldular.

Ayrılık cümleleri böylece dönemlere göre şekil değiştirip durdu. Süreç, klasik o cümleyle başlamıştı:

“Ben sana layık değilim”

O sinsi cümleyi söyleyen de, duyan da bu cümlenin aslında “Sen bana layık değilsin” anlamına geldiğini biliyordu.

Biliyordu da, yapacak bir şey de yoktu.

Ve artık o cümleyle dalga geçilirken başka bir 51’inci yol arayışı da başlamıştı aslında…

Yani 80’li yıllarda…

O sıralardaki cümle, "Evlenmeye hazır değilim.

Ama emin ol, bir gün evlenmeye karar verirsem o kişi sen olacaksın" oldu.

Hiçbir kadın çıkıp da, “Ne diyon sibop? Seni mi bekleyeceğim?” diyemedi.

51’inci yol arayışında en renkli yıllar 90’lar oldu…

“Seni seviyorum ama bir arada olamıyoruz”

“Senin beklentilerine karşılık veremem”

“Sen çok iyisin, ben seni hak etmiyorum”

“Evlilik beni korkutuyor”

Evet, 90’larda ayrılık, kadınları kırmamanın yollarını daha fazla aradı.

Ama kadınlar yine bir şey diyemediler.

"Beni seviyorsan niye birlikte olmayalım ki?

"Ne beklediğimi nereden biliyorsun ki?

“Benim iyi olduğumu sana kim söyledi?”

“Madem evilik seni korkutuyordu niye 3 ay sonra gittin onunla evlendin?” diyemediler…

2000’li yıllar biraz daha farklı. Ayrılıklar çok fazla olduğu için 51’inci yolların da konusunu buradan alıyor…

“Birisinden yeni ayrıldım. Kafam çok karışık”

“Bir süre ciddi ilişkiye girmek istemiyorum”

“Bir süre kafamı dinleyeceğim.”

Toparlayamadılar kafalarını…

Şimdi buldukları son yolu söyleyeceğim…

2000’li erkeklerin son ayrılık deklarasyonunu…

Az sonra… 60+lar andropozdalar, onu biliyoruz…

Onlar yalan da söylemiyorlar. Hatta biraz acımasızlar.

Hayat arsızlığı işte… Onların bu “Öleceğim, yaşamalıyım” telaşı bize de sinir getirdi ya, neyse…

“Başkasına aşık oldum” deyiveriyorlar.

Peki ya gençler…

İşte şimdi…

2006 yılının 51’inci yolunu açıklıyorum:

“Depresyondayım”

Depresyondalarmış…

Nasıl yani? Kabul etmek gerekiyor; yaratıcılar…

51 yolu bulmakta kesinlikle iyiler…

Ne diyeceksin şimdi buna?

Söylenecek şey var da…

İki kelimelik…

"… Git"le biten…

Biraz ayıp olur.

Şimdi sıra geldi tüm yılların en geçerli 51 yoluna…

“Bir süre ayrı kalalım”

Üzerine laf tanımam…

Ayrılığın hep tek nedeni var ama nedense 50 yolu…

Ve tercih edilen hep 51’inci oldu…

hiç,yoktan iyidir…niye mi derseniz ; iki sevgili düşünün birbiriyle tartışmış , ama birbirlerini çok seviyorken böyle oluyor ve kız erkeğe sen benim gözümde hiçsin artık diyebiliyor sadece bunu diyebiliyor tabi.sen yoksun artık dediğinde herşeyin bteceğini ii biliyor.yok olmak ayrı hiçlik ayrı.“sen hiçsin benim gözümde ama kalbi şunu haykırıyor sen benim her anımda kalbimin hışırtısısın”…yani anlayana…kusura bakmayın birden efkarlandım:)

BİN KERE KOVDUM SENİ İÇİMDEN;
İÇİMDEKİ BENDİN GİTMEDİN SEN!!!

NİCE AĞLAMAKLARIMI BİLİRİM BEN ;

 incitici sözlerden sonra... Karşıdakinin hassas yüreğinin incineceği düşünülmeden söylenen, yazılan, çizilen, saldırı hükmündeki sözlere ağlarım. Çünkü yüreğim emanettir bana Yaratandan. İncitenin yüreği de öyle.

 Bilmezl er mi ki, kendisini sevsinler diye yarattığı yüreklerin hırpalanması Rabbimin hoşuna gitmez!

 Bilmezler mi ki, o kalpler aynalardan dolu bir saray. Lüzumlu mu orada çirkin bir görüntünün hâsıl olması? Hiç gerekir mi kristallerden ince ince işlenmiş çiçeklerin kırılması?

 İşte öfke adlı zaaf tüm bunları unutturur da insana, zihnindeki kelimeleri acıya bular. İncitici hale getirir, ve fırlatır bir ok gibi karşısındakine...

 Oys a böyle mi olmalıdır tepkiler? il i m sahibi olmak zor mu kuluyken el-Halîm’in? Yumuşacık akınca sular hoş değil mi? Sel sularıyla hangi bağ bahçe beslenebilmiş ki? 

 İçinde karşısındakine söyleyecek sözlerini biriktirmiş patlamaya hazır bir bomba olmak ve öylece dolaşmak akıl kârı mı?

 Ve en olmadık yerde patlamak...

 ‘Kalp aynalarla dolu bir saray,’ demiştim. Erzurumlu İbrahim Hakkı merhumun dilince:


   “Dil beyt-i Huda’dır, ânı pak eyle sivâdan 

Kasrına nüzul eyler o sultan gecelerde…”

   İşte, Sultan kasrına nüzul eylediğinde, kendini görmeli aynalarda; öfke ile incitilenlerin buruk görüntülerini değil... Burukluk yerleşir kalplere, ve epeyce orada kalır. Düşüncesi bile üzer, incitir insanı. Aynalara yansır bu inciniş.

 Tüm bunları düşünemeden dilinin verdiği harabiyete dur demeyen insan, farkında mıdır sözleri nereye gider? Farkında mıdır, o sözler nereleri deler de ne izler bırakır?

 Öfkeyi i li m’de eritmek ne güzel... Karşıdakinin kalbinde çiçekler açtırmak, hoş olmayan görüntüleri bir çırpıda değiştirmek ne güzel... Hem o zaman Sultanın nüzulüne hazır hale gelir kalp. Arınır kötülü klerden, kötü emellerden. İşte ilmin en büyük semeresi: kalbi temizlemesi...  

 Öfke gelip kapıya dayandığında, bunları ve dahasını düşünmeli inceden inceye.

 En iyisi, gülümsemeli ve geçmeli öteye.

 Geçmeli el-Halîm’in safına...

-alıntı-

“[b]Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de, onlar onu (emaneti, yerine getiremeyecekleri korkusuyla) yüklenmekten yüz çevirdiler ve bundan endişeye düştüler. (Bunun içinde üzerlerinden alınmasını rica ettiler). Fakat onu (emaneti) insan yüklendi. Böylelikle o, (nefsine) çok zulmetti ve (âkibetinden) cahil oldu” (el-Ahzâb, 33/72).

[/b]

[FLASH]http://www.herice.com/flashsiir/oderdim/o_derdim.swf[/FLASH]

şiirdeki gibi ‘[SIZE=4][COLOR=purple]O’[/SIZE] diyebilmek ve dedirtebilmek güzel olsa gerek.[/COLOR]

paylaşımın için teşekkürler…

[flash]http://www.herice.com/flashsiir/yuregimusuyor/yuregim_usuyor_sevdigim.swf[/flash]

BİLİYOR MUSUN NEREDEN GELİYORUM

Oradan:
senin gidecegin yerden-
en dibinden
acilarin
en içinden
sevinçlerin:
ikimizin gidecegi yerden.

Oradan:
ikimizin oldugu yerden-
çevremizden gelen
etkilerden siyrilip,
kendiligimizden
olustugumuz yerden.

Oradan:
bizim yerimizden-
ikimizin de geldigi yerden:
yenilgiden
üzüntüden
yesillikten
mavilikten.

Biliyor musun
nereden?

Yasamin en dibinden.
Içtenligin en içinden.

Sen ve ben
neden
gelmissek ve gideceksek
o yere, o yerden
kendiligimizden,
gidecegiz ve gelecegiz
o yere
yeniden-

Sen ve ben
yeniden ve yeniden.

senin elin
serin elin
benim elim
derin elim

senin elin
benim elim
benim elim
senin elin

senin elim
benim elin

dingin elin
suskun elim

Gidiyorsun:
Bütün isiklarimi göndersem seninle
aydinlanir misin?

Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
mutlanir misin?

Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
üzülür müsün?

Gidiyorsun:
Bütün acilarimi göndersem seninle
yikilir misin?

Ben
üzüntülü ve yikik
kalirken
sen
aydinlik ve mutlu
git
isiklarimla ve sevinçlerimle:
üzülme
yikilma
aydinlan
mutlu ol.

isik ol
aydinlik ol
sevinç ol
mutluluk ol.

Birak bana
hüzünleri, üzüntüleri
acilari, yikimi-
al götür
isiklari, aydinligi
sevinçleri, mutlulugu.

Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
götürür müsün?

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir serin ürperti
yaladi geçti dalgalari-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Kim bilir
nasil kuru, nasil tozlu
nasil gürültülü-
ama, belki
nasil da renkli, nasil canli
nasil dingin
bir yerdeydin
günboyu.

Simdi son piriltilar çekilirken
sularin üstünden
sen, belki
nasil kuru, nasil cansiz
nasil bogucu
bir yerdesin-
ama, belki de
nasilsa renkli, canli, dingin-
yerliyerindesin.

Ama
yoksun ki.

Bak, denizdeyim
diyeektim-
diyemedim.

Oraya
senin oldugun yere baktim.
Bir serin ürperti gibi
yaladi geçti dalgalari
o eski deyis:
How do I love thee?
Let me count the ways-

Gördüm seni.
Geldin gözümün önüne:
nasil da duru, nasil ari
nasil canli-
kuru, cansiz, bogucu
yerinde,
bütün bezginliginin içinde
denizde gibiydin.

Ama
yoktun ki.

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir islak esinti
düstü dalgalarin üstüne-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Yokum ben sensiz
yoksun sen bensiz

benimle sen
seninle ben

Var misin?
Yok musun?

Yok musun?
Var miyim?

Orada
beni düsünüyorsun
Hissettim bunu:
Bir siddetli rüzgar gibi
asarak tepeleri
geçerek bogazlari
ulasti buraya
geldi dokundu bana
düsünmen beni.

Orada
beni düsünüyorsan
hissetmelisin bunu:
Bir rengarenk isin gibi
asarak tepeleri
geçerek bogazlari
ulasmak oraya
gelip dokunmak istiyor sana
düsünmem seni.

*alıntıdır…

“BENİ UNUTMA”

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma.

O saatelerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma…

Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma…

Hala duruyorsa yeşil elbisen,
Onu bir gün yalnız benim için giy
Saksındaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma…

Büyük acılarla tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma…

SENİ SAKLAYACAĞIM…

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya…
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım…
Anlayacaksın

Özdemir Asaf

MAVİYDİ DÜŞLERİM,
ÇÜNKÜ BEN ÇOCUKTUM…

ÇÜNKÜ SİYAH DEĞİLDİ
MAVİYDİ DÜŞLERİM
ÇÜNKÜ BEN ÇOCUKTUM…

Benim bile bilemediğim kadar çocuk;
Islak bir kuş görsem ağaç dalında,
Meleklere yağmuru şikayet ederdim…
Yağmura küserdim.

Şimşek çakınca gözlerimi yumar;
Sonra;
Minicik dedikleri parmaklarımın arasından
Şimşeğin geçtiğini görürdüm,
Sevgimin yanında ellerim küçücüktü

YİNEDE SİYAH DEĞİLDİ,
MAVİYDİ DÜŞLERİM,
ÇÜNKÜ BEN ÇOCUKTUM,

Kin tutmazdım…
Gururu benimle kim tanıştırdı bugünde bilmiyorum,
Bir şeker;
Islak kirpiklerimin kurumasına yeterdi

Veya bir söz…güldürürdü beni,
Herşeye gülerdim ama korkardımda,
En çokta sert sözden ve sert yüzden
Yanımda bir büyük ağlasa bende ağlardım…
Ve oyuncağımı verirdim gülsün diye…

EVET SİYAH DEĞİL,
MAVİYDİ DÜŞLERİM,
ÇÜNKÜ BEN ÇOCUKTUM,

Göz yaşını bana mahsus sanardım,
Çiçeklerin güldüğüne inanırdım çünkü,
Yıldızların gülerek göz kırptığına,
Güneşin her sabah gülücükler dağıttığına inanırdım…
Yağmur yağınca insanlar gülmüyor diye…
Gök yüzünün ağladığını sanırdım.

ÇÜNKÜ SİYAH DEĞİLDİ
MAVİYDİ DÜŞLERİM
ÇÜNKÜ BEN ÇOCUKTUM…

Her çocuğun bir annesi olduğunu bilirdim…
Onu seven,koklayan,koruyan,
Akşamları yolunu gözlediği bir babası olduğunu…
Rüyalarımda öksüz çocuk görmedim,
Yetim çocuk uğramadı dünyama…

ÇÜNKÜ SİYAH DEĞİLDİ
MAVİYDİ DÜŞLERİM
ÇÜNKÜ BEN ÇOCUKTUM…

güzel ve dokunaklı…