1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Yavuz sultan selim kimdir ?

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    19-04-2006
    Mesajlar
    3.161
    Thanks
    94
    Thanked 2.160 Times in 1.153 Posts

    Yavuz sultan selim kimdir ?

    Osmanlı imparatorluğunun 9. padişahıdır.1470 YILINDA doğmuştur.1512-1520 yılları arasında padişahlık yapmıştır.İki kardeşini boğdurmuş, babasını zehirletmiş, yeğenlerini öldürtmüştür.Osmanlının en acımasız padişahlarındandır.


    Ahmet ÇELİKKOLLU
    İnşaat Mühendisi
    ESKİŞEHİR

  2. #2
    Deneyimli Üye
    Üyelik tarihi
    03-08-2006
    Yaş
    43
    Mesajlar
    392
    Thanks
    87
    Thanked 147 Times in 93 Posts
    Yavuz Sultan Selim Han, Rabbim ondan razi, memnun olsun ve rahmet etsin. Ruhu şad olsun. Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir, nasıl diriltilirse öyle muamele olunur. İnşaallah, rabbim bize de onun vefatı gibi hüsnü hatime nasip etsin.


    YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFATI

    Pâdişâhın nedîmi Hasan Can anlatıyor: "Hastalığı sırasında ona hizmet etmek şerefinden bir an mahrum olmadım. Geceleri sabahlara kadar, mum gibi için için yanarak karşılarında dururdum. Bir hizmeti olmadığı zaman, onun arzusu üzerine yanında otururdum. Kâh mübarek elleri elimde, kâh asîl ayakları dizimde idi. Cerrahların müdâhalesi esnasında, kâh omzuma dayanır, kâh cerrahların yaptıklarına bakmaya memur ederdi...

    Vefatında Kur'ân-ı Kerîm okumak ve Kelime-i şehâdeti telkinde bulunmak vazifesini ben gördüm. Son nefesine kadar bir an yanından ayrılmadım. Hattâ son nefesini vereceği sırada, bu hakire hitap edip buyurdular ki: "Hasan Can, bu ne hâldir?" Ben de dedim ki: "Sultânım, Allahu Teâlâ ile olacak zamandır."

    Buyurdular ki: "Bizi bunca zamandan beri kimin ile bilirdin? Cenâb-ı Hakk'a teveccühümüzde kusur mu gördün?" Ben dahî dedim ki: "Hâşâ ki, bir zaman Allâhü Teâlâ'nın adını anmayı unuttuğunuzu görmüş olayım. Lâkin bu zaman başka zamanlara benzemediği için, ihtiyaten söylemeye cesaret eyledim."
    Kısa bir ân geçtikten sonra; "Yâsîn sûresini oku!" diye ferman buyurdular. Emr-i hümâyûnları gereğince, Yasın suresini hatmettim. Benimle beraber okudular.

    İkinci defa okurken; "Selâmün kavlen min Rabbirrahîm" âyetine geldiğim zaman gördüm ki, mübarek dudakları bu âyet-ı kerimeyi okuyarak hareket eder ve o anda, önce sağ şehadet parmağını kaldırıp diğer mübarek parmaklarını sıkıp temiz ruhunu teslim etti."

  3. The Following User Says Thank You to geotech For This Useful Post:

    sermedöz (12-06-2013)

  4. #3
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    11-01-2010
    Mesajlar
    144
    Thanks
    6
    Thanked 26 Times in 24 Posts
    Ek olarak;
    Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Abbasilerden Osmanlıya geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır........diye devam eder gider.
    ''Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun.
    Kusuru örtmeyi marifet edin ! İşte o zaman kusursuz olursun.'' (Mevlana)

  5. The Following User Says Thank You to yengineery For This Useful Post:

    sermedöz (12-06-2013)

  6. #4
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    03-11-2010
    Mesajlar
    150
    Thanks
    16
    Thanked 6 Times in 5 Posts
    Aslını inkar eden sanırım önümüzdeki seçimlerde bi yerlerden aday olacaksın insanları tahrik etmekten ne anlıyorsun bilemiyorum...

  7. #5
    Deneyimli Üye
    Üyelik tarihi
    03-08-2006
    Yaş
    43
    Mesajlar
    392
    Thanks
    87
    Thanked 147 Times in 93 Posts
    Yavuz Sultan Selim Hân Kimdir?
    Dokuzuncu Osmanlı padişahı olan Yavuz Sultan Selim'in babası sultan II. Bayezid Han, annesi Dulkadıroğlu Alaüddevle'nin kızı Aişe Hatun'dur. (Gülbahar Hatun olduğu da ifade edilmektedir) 10 Ekim 1470'de Amasya'da doğdu.
    Küçük yaşta İstanbul'a gönderilen Selim, dedesi Fatih Sultan Mehmed Han'ın terbiyesinde yetişti. Kuran-ı Kerim, tefsir, hadis ve fıkıh dersleri yanında yüksek fen ilimlerini de öğrendi. Arabî ve Farisî'ye mükemmel surette konuşacak şekilde vâkıf oldu. Çok çevik ve zeki idi. Bir defa dinlediğini bir daha kolay kolay unutmazdı. Spora meraklıydı. Ata binmek, güreş tutmak, ok atmak ve kılıç kullanmak hususunda büyük maharet sahibi oldu.
    Sekiz yıl saltanat süren Selim Han; uzun boylu, iri kemikli ve omuzlarının arası gayet geniş olup, mütenasip bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlaktı. Yüce bir himmet, sağlam azim, vakar, geniş tasavvur, keskin zeka, ileri görüşlülük, çabuk kavrama, tahminde isabet, fıtrî kahramanlık, her türlü silahı mükemmel bir şekilde kullanma, harp mahareti ve büyük değişiklikler yapma kabiliyeti, süratli manevra yapma, mukavemet etmede kuvvet, güçlüklerden yılmama gibi her bir kahramana iftihar vesilesi olacak pek çok üstün meziyetlere sahipti.
    İslamiyete bağlılığı ve dini yayma ve din yolundaki bid'atleri yok etme yolundaki gayret ve himmeti son derece yüksekti. En büyük ideali Müslümanları ve İslam devletlerini bir bayrak altında toplamaktı. Bunun için gece gündüz çalışarak babasından devraldığı devletini iki katından fazla büyüttü. Akıllara sığmayan bu muazzam fütuhat dört yıl (1514-1518) gibi kısa bir süre içerisinde yapılmıştı.
    Doğu-Anadolu'da Safevilerden Erzincan, Kemah, Ayıntab, Mardin, Urfa, Diyarbekir ve çevresi, Ramazanoğulları'na ait Adana, Tarsus ve havalisi, Memlüklerden el-Cezire, Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz'ı alarak ülkesine katmıştı. Bundan başka ehemmiyeti pek büyük olan İslam âleminin manevi hükümdarlığı mânâsına gelmekte olan halifeliğe sahip olarak Osmanlı hükümdarlarının mevkilerini yükseltmiştir. İslamiyetin meydana çıktığı Mekke ve Medine'nin Osmanlı Devleti idaresi altına girip, Selim Han'ın mütevazi bir tabir olan 'Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerifeyn' (İki şerefli beldenin hizmetçisi) ünvanını alması İslam âleminde bu devlete olan hürmet ve itibarı kat be kat artırmıştır.
    Büyük devlet adamı
    Devlet işlerinde kati bir programla hareket eden Yavuz Sultan Selim, herhangi bir devlet işini kesin olarak ortaya koymadan önce, muhtelif yollarla onun hakkında vezirlerin ve diğer ilgililerin fikirlerinden istifade ederdi. Uzun süre düşündükten sonra son kararını verir ve ondan asla dönmezdi. Hatta bu kararın aleyhinde bulunanları ve vazgeçmek isteyenleri şiddetle cezalandırırdı.
    Bundan dolayı hususi meclislerindeki güler yüzlülüğü ve müsamahasına veyahut yaptığı hizmet dolayısıyla teveccühüne mağrur olup padişahın kararı haricinde mütâlaa beyan edenlerin ne suretle idam edildikleri Safevi ve Memlük seferlerinde görülmüştür.
    İrade ve azim kudreti, derin görüşü ve yüksek dehasıyla babasının devrinde durgunlaşan idareyi kısa zamanda hareketli ve cevval bir hale getirdi. Buna mâni olmak isteyenleri tepelemiştir.
    Muazzam bir casus teşkilatı vardı. Bu sayede gerek memleket dışında ve gerek içeriden anında mâlumat alırdı. Pek mühim işlerde bizzat takibat yapardı. Hudutlardan uygunsuz haberler aldığı vakit; "Siz işlere bakmıyorsunuz!" diyerek vezirleri hem tazir eder hem de hapsettirirdi. Hersek zâde Ahmed Paşa, Dukakinoğlu, Sinan Paşa ve Pîrî Mehmed Paşa bu vartaya uğramışlardandır.
    Selim Han celal sahibi bir padişahtı. Şahidi olduğu olaylarda derhal cezalandırma yoluna giderdi. Buna rağmen şikayet durumlarında iyice araştırmadan ve soruşturmadan hüküm vermezdi. Fikrini açık söyleyenin mütâlaasını kendi fikrine aykırı olsa bile kızıp söylenerek dinler ve hak sözü kabul ederdi.
    Memleketin genişlemesi ve bu yüzden işlerin artması üzerine veziriazam Pîrî Paşa bir telhis ile kendisine bir yardımcı vezir, muavin istemiş, padişah da muvafık görmüştü. Birkaç gün sonra Rumeli beylerbeyisi Çoban Mustafa Paşa'nın muavini olmasını arzedince Selim Han:
    "Ben deli olmadım, öyle bir adamı tayin edeyim" diyerek kabul etmemişti.
    Aradan iki ay geçtikten sonra Pîrî Paşa evvelki ricasını tekrar etmişti. Bunun üzerine padişah:
    "Madem ki onun vezir olmasını bu kadar çok istiyorsun, öyleyse senin vezirin olsun" diyerek Mustafa Paşa'nın vezirliğini istemeyerek de kabul etmişti.
    Beş altı ay sonra Pîrî Paşa'nın hastalığı sebebiyle bulunmadığı bir arz gününde Mustafa Paşa, Pîrî Paşa'nın arzlarının yanlış olduğunu ileri sürerek itiraza kalkmıştı. Padişah 'mülayemetle ne ise söyle' diye müsaade etmiş o da bundan cesaret alarak veziriazamın aleyhinde söyleyeceklerini anlatmaya başlamıştı. Bunun üzerine Sultan Selim, büyük bir kızgınlıkla elindeki okla Mustafa Paşa'nın başına vurarak:
    "Bre mel'un! Bunca zamandan beri hizmetimi gören Türkün doğru veya yalanını bilmez miyim? Kalk sen benim vezirim değilsin. Anın vekilisin ve bu rütbeye anın arzıyla nail oldun" diyerek öldürmek istemişse de yine Pîrî Paşa'nın ricasıyla kurtulmuştur.
    Selim Han'ın devlet işlerinde titizliği, hata edeni affetmemesi ve sinirli yapısı vezirlerini son derece korkutur, işlerini ciddiyetle takibe yol açardı. Geride olanlar, 'rakip ölmez görev gelmez' endişesi taşımazlardı.

    Rakibin ölmesine çâre yoktur
    Meğer vezir ola Sultan Selim'e

    sözü meşhur olmuştu. Selim Han'a vezir olursa rakip çabuk gider ve bize de ikbal yolları açılır, derlerdi. Ancak Selim Han'a vezirlik etmek de kolay değildi. Kendisinin şiddet ve gazabından korkan ve her an ölüm tehlikesi geçiren Pîrî Mehmed Paşa bir gün usanarak divanda:
    "Padişahım, eninde sonunda bir bahane ile beni öldüreceksiniz. Hemen bir gün evvel halâs etsen münasiptir" deyince Selim Han bir hayli gülmüş ve:
    "Benim dahi muradım odur. Lakin yerini tutar bir adam bulunmaz. Yoksa seni muradına eriştirmek kolaydır" demişti.
    Böylece Padişah, "yerine geçer adam bulunmaz" diyerek Pîrî Paşa'ya karşı kadirşinaslığını da göstermiş oluyordu.
    Bu büyük devlet adamının sekiz yıllık kısa saltanatı sırasında yaptığı işler gerçekten baş döndürücü olmuştur. İki buçuk milyon kilometrekareye yakın devraldığı devletini dört yıllık bir zaman dilimi içerisinde (1514-1518) altı buçuk milyon kilometrekareye çıkarmıştır. Bu suretle tarihin en büyük cihangirleri arasında yerini almıştır.
    Yıkıcı Şii propagandasını Anadolu'dan söküp atmış ve vurduğu müthiş darbe ile İran'ı Türkiye için bir tehdit olmaktan çıkarmıştır. İkiyüz elli yedi yıldır devam eden, Timur Han'ın fethe müyesser olamadığı Memlüklü Devleti'ni iki meydan savaşı ile tarihe gömmüştür. İslam halifeliğini üzerine alarak Osmanoğullarına büyük bir prestij ve manevi güç kazandırmıştır. Cezayir'i himayesine alarak Mağrib'e atlamış ve İspanya ile karşı karşıya gelmiştir.
    Faruk Sümer Bey, 'Büyük ideallerin adamı olan Selim Han'ı ne ümerası, ne uleması ve ne de askerleri anlayabildi. Büyük işler yapmak ve başarmak için yaşayan bu büyük ülkücü hükümdar gayesine ulaşamadan öldü' derken Yahya Kemal de genç yaşta ecel kendisini teslim almasaydı 'Muhammed aleyhisselamın şânı bütün âlemi kaplayacakdı' diyerek üzüntüsünü dile getirmiştir.

    Sultan Selim'i Evvel'i râm etmeyip ecel
    Fethetmeliydi âlemi şan-ı Muhammedî

    Gerçekten de bu cihangir padişahın son seferinin neresi olduğu belli olmamış, Avrupa seferi diye kaynaklara yansımıştır. Zira onun nerede duracağı belli olmadığı gibi tasavvurlarını da kimse tahmin dahi edemiyordu.
    Bu devlet yıkılır mı?
    Selim Han bu muazzam imparatorluğun inkıraza düşmemesi, devamı ve geleceği için de düşünür ve tedbirler geliştirirdi. Bir gün saltanat tahtında otururken fethettiği vilayetler ile devletinin kudret ve azametini düşünerek rahatlar ve kalbi ferahlar. Bu halde Pîrî Paşa'yı huzuruna çağırır ve:
    "Pîrî lalam! Allahü tealanın izn-i inayetiyle Mısır'ı feth eyledik. Haremeyn-i şerifeyn ahalisi hükmümüz altına girdi. Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerifeyn unvanıyla muazzez ve mükerrem olduk. Şimdiye kadar her ne canibe yöneldiysek Allahü tealanın lütf u ihsanıyla feth u nusretler müyesser oldu. Şu halde emrimize muhalif hareket edecek ve karşı koyacak bir güç yoktur. Şimden sonra bu devlete zeval olmak ihtimali var mıdır?"
    Akıllı ve tedbirli bir zât olan Pîrî Paşa:
    "Devletlü padişahım! Şimdiki hâl bu devlete zeval olmaya bir durum görünmez. Ayrıca yüksek cedlerinizden ve atalarınızdan bu kanun ve kaide ki kurulmuştur ve icra olunur gayri bu devlete zeval erişmek muhal ender muhaldir. (hiç mümkün değildir)
    Lâkin benim devletlü Padişahım! Bir zaman sonra üç haslet evlad-ı kiramlarınız zamanında peyda olursa o zaman devletin ihtilali mukarrerdir, kaçınılmazdır."
    Selim Han bu cevaptan üzüntü ve elem içinde kalarak kızgınlıkla:
    "Bre kara Türk! Benim hazinemde hazine mi eksiktir? Kullarımdan kullar mı eksiktir? Cebehanemde at ve katırdan, deve ve sair sefere ait alatdan eksik nesne mi vardır? Hemen her nesnem kemal kuvvetinde olup hiçbir nesneye ihtiyaç yok iken ol üç şey ne nesnedir ki Devlet-i Aliyye'ye zeval sebebi ola!" deyince, Pîrî Paşa:
    "Devletlü Padişahım! Hakk teala sizin ömür ve devletinizi izz ü şevketle günden güne ziyade eylesin. Hazinen ve kulların ve âlat-ı harbe ait her nevi silahların ve mühimmatın ve eşyaların cümle mevcut ve mükemmeldir. Şu noksan ve şu eksik denecek hiç bir şey yoktur.
    Hakk teala hazretleri göstermeye, sizin saltanat günlerinizde ol üç şey ortaya çıkmaz; lâkin bir zaman sonra evlatlarınızın saltanat yıllarında içlerinden birisi bir ahmak veziriazama düşerse yahut rüşvet kapısı açılıp mansıplar ehline verilmez ise veyahut hükümet edenler avretlerinin muratları ve arzuları üzere hareket eder olursa, ol zaman devletin inkırazı mukadder olur."
    Bu sözler üzerine Selim Han, Pîrî Paşa'nın bu yerinde değerlendirmelerini ve sözlerini beğenmiş ve aynı zamanda derin bir tefekküre dalmıştı. Sonunda "Allahümmahfizna ya Rabbe'l-alemin" (Ey alemlerin Rabbi! Bizleri muhafaza eyle) dedikten sonra Pîrî Paşa'ya bir hil'at-ı fahire ihsan etmiştir.
    Selim Han askerin nizam ve intizamına çok değer verirdi. Askerlik kanununa aykırı bir işe kesinlikle tahammül göstermezdi. Askerin az, öz temiz ve disiplinli olmasını isterdi. Teknolojiye çok mühim gösterirdi. Devletin şevket ve haşmetinin bu unsurlarda olduğuna inanırdı.
    Bir keresinde Mısır seferinde nakit para sıkıntısı çekildiğinden defterdar, bir bezirgandan altmış bin altın para borç bulmuş ve onunla sıkıntı giderilmişti. Sonra vergiler toplandığında defterdar borcu ödemek üzere bezirganı davet etti. Altmış bin altını kendisine teslim etmek istediğinde bezirgan:
    "Ey efendi! Gördüğün gibi padişahımın Devlet-i Âliyesi'nde mal ve menalim haddinden ziyadedir ve şu dünyada bir oğlumdan gayri kimsem yoktur. Verdiğim altmış bin altın tamamen devletimin olsun. Heman oğluma padişah devletinde iki akçe ile cebecilik ihsan olunsun" diyerek arz u niyazda bulununca onun bu arzusu padişah katına iletildi.
    Bezirgâna, defterdara ve bunu kendisine ileten vezirlerine şiddetle kızan padişah:
    "Yüksek ceddimin ruhu içün hepinizi katlederdim. Fakat âleme, Haremeyn-i Şerifeyn hakimi Sultan Selim bir bezirganın malına tamah edip, bahane ile onu katletmiş, birkaç vezir ve defterdarının da günahsız kanına girmiş diye şâyi olur (yayılır). Bundan sakınırım. Yoksa hepinizi gazap kılıcıma lokma ederdim. Tiz bezirganın parasını verin ve bu çeşit yanlış işleri asla bana getirmeyin. İçinizden her kim benim temiz askerlerim arasına yabancı sokmaya kalkarsa iki cihanda felah bulmasın" diyerek hiddetini dile getirdi. Bezirgânın altmış bin altınını o anda geri verdirdi.
    Konu geotech tarafından (09-06-2013 Saat 00:15 ) değiştirilmiştir.

  8. The Following User Says Thank You to geotech For This Useful Post:

    ishan (09-06-2013)

  9. #6
    Deneyimli Üye
    Üyelik tarihi
    03-08-2006
    Yaş
    43
    Mesajlar
    392
    Thanks
    87
    Thanked 147 Times in 93 Posts
    İlme ve âlimlere hürmetkardı
    Sultan Selim Han, ilim öğrenmeye çok meraklı idi. Geceleri üç veya dört saatten fazla uyumaz, vaktini ilim öğrenmekle geçirirdi. Bu hâl müsait zamanlarda da devam ederdi. Hususi meclislerinde ilmi ve edebi mübahaseler olur, değerli ilim adamı ve şairler bu meclise iştirak ederlerdi. Okumaya o kadar meraklı idi ki, savaşa gidiş ve dönüşlerinde seyyar kütüphanesi yanında bulunurdu. Seçtiği kitaplardan bazan kendisi okur bazan da nedimlerine okutur ve dinlerlerdi. Çoğu kez bilgileri hocaları ile de mütalaa ederdi. Mısır seferi dönüşünde İstanbul'a gelinceye kadar İbn-i Tagriberdi'nin 'Nücûmu'z-Zahire' isimli eserini, Kemal Paşazâde'ye tercüme ettirmiş, menzillerde parça parça kendisine takdim edilen tercümeleri okumuştur.
    Selim Han'ın edebi bir lisanla yazılmış olan ve pek muğlak olan Vassaf Tarihi'ni mütalaa etmesi Arapça ve Farsça'daki yüksek vukufiyetini göstermektedir. Kemal Paşazâde, Osmanlı Tarihi eserini onun emri ile yazmıştır. Mısır'daki ikameti esnasında Hind ve Çin haritalarını yaptırmıştır.
    Âlimlere karşı çok hürmetkardı. Mısır dönüşü Kemal Paşazâde ile at başı beraber sohbet ederek gelirlerken Kemal Paşazâde'nin atının ayağı çamurlu bir çukura girmiş ve ürken at, ayağını hızla çekince sıçrayan çamurlar sultanın kaftanını kirletmişti.
    Kemal Paşazâde üzülmüş, mahcup olmuş ve ne diyeceğini bilememişti. Onun hâlini gören Selim Han:
    "Üzülmeyiniz hocam. Âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için üzüntü değil; bir iftihar vesilesidir." Sonra adamlarını çağırarak "Alınız bu çamurlu kaftanımı, öldüğüm zaman üzerime örtünüz" diyerek ilgililere teslim eder. Yüzyıllardır beri bu kaftan, bir camekan içerisinde Selim Han'ın sandukası üzerinde durmaktadır. İlmin değerini ve ilim adamlarına verilen kıymeti gösteren bu hadise ve onun sergilendiği Selim Han türbesi gençliğimize bir mektep değerindedir.
    Sâdeliği severdi
    Yavuz Sultan Selim ihtişam ve debdebeye hiçbir zaman ehemmiyet vermezdi. Daima sâdeliği sever ve sâde giyinirdi. Bir defasında oğlu Şehzade Süleyman huzuruna çok süslü bir elbise ile girdiği zaman:
    "Oğlum Süleyman, anan ne giysin!" diyerek sitem etmişti. Mısır seferinde iken kendi askerinin zırh, Memlüklerin ise zînet ile süslü olduğunu görünce de hayret ile Kemal Paşazâde'ye dönerek 'bunun hikmeti nedir' diye sormuştu. Kemal Paşazâde de: "Askerlerinizin Mısırlıların güzel eşyalarını ganimet almak için her türlü fedarkarlığı yapacakları tabidir. Dolayısıyla onların bu durumu sizin zafer nedenleriniz cümlesindendir" diyerek hikmet yüklü bir cevap vermişti.
    Kendisi için fazla para sarfıyla köşk ve lüks şeyler yapılmasını istemezdi. Devletin bir kuruşunun dahi boşa harcanmasına rıza göstermezdi.
    Mısır seferinden dönüşünde bir müddet kalmak üzere Edirne'ye giderken Sirkeci ile Sarayburnu arasındaki sahile yakın basit bir köşk yapılmasını, hazine defterdarı Abdüsselam Bey'e emretmişti. O da Yalıköşkü denilen fevkalade güzel köşkü yaptırmış ve döşetmişti.
    Selim Han köşkü gezerken mükellef halini gördükçe canı sıkılmış huzuru kaçmıştı.
    "Ben sana bu kadar para sarfına müsaade etmemiştim. Şöyle altında dinlenilecek, güneşten korunacak küçük bir gölgelik istemiştim" deyince Abdüsselam Bey müşkül durumunu kurtarmak için köşkü kendi malından hediye olarak yaptığını söylemiş, arz ve kabulünü istirham etmiştir.
    Bir daha olmaması şartıyla defterdarının ricasını kabul eden Selim Han, onun bu hediyesine karşılık hil'at giydirmiş ve çeşitli ihsanlarda bulunmuştur.
    Yavuz Sultan Selim'in bu hareketi hazineye görülmemiş bir zenginlik katmıştır. Asıl hazine koğuşuyla hazine-i hümayunun (iç hazine) âmir ve mesulü olan hazine kethüdasının elinde bir mühür bulunurdu. Selim Han:
    "Benim altınla doldurduğum hazineyi (iç hazine) bundan sonra gelenlerden her kim mangır ile doldurursa hazine anın mührü ile mühürlensin ve illa benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun" demiştir.
    Bu mühür Selim Han'ın Mısır seferinden dönüşünde kullanmış olduğu kırmızı akikden yapılmış bir mühürdü. Ortasında "Sultan Selim Şah" ibaresi etrafında da "tevekkülî alâ hâlikî" dua cümlesi hakkedilmişti. Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar padişahlar, Selim Han'ın vasiyetine uymuşlar ve iç hazineyi hep onun mührüyle mühürlemişlerdir.
    Şair Yavuz
    Selim Han bütün Türk Edebiyatında Farsça'yı en iyi kullanan şairlerden biridir. Farsça divanı gerçek bir sanat eseridir.
    Almanya'da basılmış, bir kısmı Türkçe'ye de çevrilmiştir. Rakibi Şah İsmail'in 'Hatai' mahlasıyla halk diliyle Türkçe şiirler söylemesine karşılık Selim Han'ın Türkçe şiirleri pek azdır. Şah İsmail özellikle Anadolu Türklerini tarafına celbedebilmek için propaganda maksatlı olarak basit şiirler söylemekte idi. Buna karşılık Selim'in Farsça'yı İran halkını etkilemek üzere kullandığı yazılırsa da bu iddia sahiplerinin Selim'in şiirlerini hiç görmedikleri anlaşılır. Zira son derece mükemmel bir eğitim alan Selim Han, şiirlerinde sanatkâr hüviyeti ile karşımıza çıkmaktadır.
    Şiirlerinde 'Selimî' mahlasını kullanan padişahın Farsça bir gazelinin açıklaması şu şekildedir.

    Dertli gönlüme Senin aşkının ıstırabı derman olsun
    Sevgilinin aşkının elemi onun canının ilacı olsun
    O güzel başımı yolunda toprak etme müjdesi bana yeter
    Zira başım her an onun emrine âmâdedir.
    Vücudumu hançerle parça parça ederse canıma minnet
    Yüz tane can u gönül onun kapıcısının sadakası olsun
    Sevgilinin ayağını öpmek Selim için devlet ve servettir
    O olmadıktan sonra devlet ve servet yerin dibine batsın
    Her ne kadar bela çölünün şahnesi Mecnun olduysa da
    Ay yüzlülerin sevdasına benim kadar tutulmamıştır.

    Selim Han'ın saltanat sürmekten ziyade dervişane bir hayat sürmek ilim ve tasavvuf erbabı ile sohbet ve muhabbet etmek bir nevi gönül sultanı olmak arzusunu taşıdığını ifade eden bir beyti söylenir:

    Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş
    Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş

    Böyle bir beyti var mıdır kesin olarak bilinmez ama aşağıda yine açıklaması verilen Farsça şu gazeli bunun işareti gibidir.

    Dünyada hiçbir şeye haset etmedim. Şu kadar ki
    Benden evvel de aşk âdeti vardı, onu kıskandım.
    Gûya gamda gönlümü muhafaza ediyordum. Halbuki O,
    Ben mevcut olmadan can u gönlümle aşina imiş
    Ey gönlüm cefaya alış. Zira sevgilinin aşkında
    Vefa ayrılığın mukaddimesi cefa zevkin habercisidir
    Ya Rabbi Leyla Mecnun'un gönlüne cevr okunu attığında
    Benim deli gönlüm nerelerde gezmekte idi
    Keşke başım gitseydi de aşk sırrı faş olmasaydı
    Güzellere sevgi izhar etmek ne bela imiş
    Gam vadisinden saltanat tahtına düştüğün için üzülme ey Selim
    Ne yapalım bu da Allahın takdiri imiş

    Sehi Çelebi Selim Han'ın şairlik yönünü anlatırken: "Şiirleri âşıkane ve merdanedir. Şayet padişahlık etmeyip halkın, ileri gelenlerin ve memleketin işleri ile uğraşmak yerine gönül rahatlığıyla tamamen şiire yönelseydi, her tarafta meşhur olan Hüsrev-i Dehlevi'nin şiirleri onunkiler yanında, okunma hakkına sahip olacak kabiliyette olmazdı" demiştir.
    Selim Han'ın divanında Türkçe şiir hiç yoktur. Ancak çeşitli tezkire ve şuara mecmualarında ona izafe edilen şiirleri, Sehi Bey'in ifadelerini doğrulamaktadır. Nitekim kendisine atfedilen şu şiirinde gurur ve tevazu beraber yürümektedir.

    Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etdi felek
    Giryemi etti füzûn eşkimi hûn etdi felek
    Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
    Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek

    Selim Han'ın Türkçe şu gazeli de şiir sanatı hakkında yeter bir fikir verebilecek ölçüde güzel ve orijinaldir:

    Gözlerimden aktı deryâlar gibi yaşım benim
    Dostlar çok nesne gördü onmadık başım benim
    Geçmek için seyl-i eşkimden hayâlim askeri
    Bir direkli iki gözlü köprüdür kaşım benim
    Her gece altun benekli âsmânîler giyip
    İşbu çarh-ı pîre-zen olmuştur oynaşım benim
    Ben gedâ gurbet diyârında kalırdım yalınız
    Mihnet ü derd ü belâ olmasa yoldaşım benim
    Ey felek dokuz dolu câm içmeyince Han Selim
    Dehr içinde olmadı hergiz ayakdaşım benim

    Tarihlerde Selim Han
    Celalzâde Mustafa:
    Mal, mülk ve cevherin yanında hiç değeri yoktu. Bütün âdeme hükümdar olmaktansa zavallı bir gönlü gamdan kurtarmayı tercih ederdi. Yüksek mevkilere hak kazananlara hakkını vermeyi severdi. Nâmert, dönek ve korkak kimselere iltifat; soysuz, mayası bozuk ve cimri şahıslara hizmet etmek ona göre en kötü işlerdendi. Her hizmete liyakat göstermekte pehlivan, nüktedan, cahillerle konuşmaktan uzak, şanı yüce, bilgili ve bahtiyar bir padişahtı.
    Hükümdarlar tac ve tahtta oturup hükümet idare etmekle itibar sahibi olurlardı. O ise olgunluk ve marifet ülkesinin şahı, fazilet ve güzellikler memleketinin şehinşahıydı. Ayın külahına baş eğmezdi. Tac ü tahttan ar ederdi. Halifelik kaftanı uzun boylarına ve münasip endamlarına layıkıyla varis olmuşken o fakirlere yaraşır elbise ve kisveler seçip giyinirdi. Atlas ve altın yaldızlı, ipekli, sırmalı ve gösterişli giyeceklere önem vermezdi. Yeme ve uyumaya düşkün değildi. Sabah akşam gayreti ve himmeti insanı olgunluğa kavuşturacak şeyleri elde etmek ve gece gündüz çalışıp çabalamaları iyi ve güzel işleri tamamlamak içindi.
    Harp meydanında saf-kıran, karar sırasına pars ve aslan gibi atılgandı. Onun nazarında cenk vakitleri bahar bayramı, düşman saflarını delme, yiğit ve kahramanca can verme vakti ise zafer bayramları idi.
    Şükri-i Bitlisî:
    Ol ebü'l-gazi ki devr-i rûzigâr
    Görmemişti bir ona benzer süvâr
    Ol keramet mülkinün şehzadesi
    Ol vegâ meydânınun âzâdesi
    Arsa-i 'âlem süvarı Han Selim
    Âleme hükm eyleyen Sultan Selim
    Müminün dünyada gam-hârı Selim
    Ehl-i İslamun hevâ-dârı Selim
    Heybetinden yirde gökte murg u mûr
    Eylemezlerdi icazetsiz 'ubûr
    Kılıcından kana gark oldı cihân
    Kanı şimdi ol mübâriz pehlevân
    Âleme arz eyleyen rengin bahâr
    Yir yüzin tac-ıla iden lale-zâr
    Kanı İslâmın ümidi Han Selim
    Kancaru azm eyledi Sultan Selim

    Hoca Sadeddin Efendi:
    Ol durağı yüce padişahın öyküsü yazılmaya kalkışılsa gerçekten bir kitap olur. Öyle ki felekler sayfa, yaprak ve defter, yeryüzünün ekseni kalem, kutbu da uç olsa şu Utarid denilen akıllı yazıcı onun yüceliğini tanımlamada ve saltanatının haşmetini tasvirde aciz kalır. Yiğitliği, bahadırlığı ve cihangirlik konusundaki titizliği eşsizdi. Güzel yüzü aydın, konuşması fasih ve beliğ, anlayışı olgun ve yüksek idi. Yüce saltanatının kapısı tabl ve alem sahiplerinin başvurduğu, eyvanı ve gökleri tutan divanı ise kılıç ve kalem ehlinin toplandığı bir yerdi.

    Hasan Can:
    Yemek zamanlarını biz söylerdik. Yoksa gözünde manevi gıdaları derlemekten başka bir şey yoktu. Hazine-i Âmire'de bulunan değerli kitapları başından sonuna dek birer kere okumuştu. Sabahlara kadar devam eden meclisi sanki manevi ruhlar durağı idi. En sevinçli günü ve en büyük eğlencesi cihad meydanlarında vuruşmasıydı. Savaşın en kızgın anlarında bile korku bilmez, neşe içinde dolaştığını görenler anlatırdı.

    Latîfî:
    Gözü pek, dili fasih, arif bir padişahtı. Dünyanın problemlerini yakinen bilen biriydi. Öylesine kalben metin, kahraman ve yiğit biri idi ki göğsünü demir bir siper edinip ok gibi düşman üzerine tek başına atılmak, saflar yaran kale döven toplar gibi düşman askerini karşılamak, yanlara değil doğrudan merkeze saldırmak onun yanında caizdi. Şu beyit sanki onun durumunun göstergesi olarak söylenmişti:

    Düşman askeri Kaf'tan Kaf'a da olsa
    Allah hakkı için o savaştan yüz döndürmem.

    Osmanlı sultanları arasında hüner, fesahat, anlayışı yüksek ve zeki olmak özellikleriyle tanınmıştır. Öylesine adaletli bir sultandı ki, devrinde adalet isteyen kişinin korkusu mükafat gününe, hakkı, arasat gününe kalmazdı.

    Göğe ağmazdı bir mazlumun ahı
    Meğer aşıkların dûd-ı siyahı

    Zihin ve zekada temiz yaratılışı, akıl ve anlayışının çokluğu öyle bir seviyede idi ki, çok kurnaz kişiler tarafından dahi asla aldatılamazdı. Küçük ayrıntıları fark edebilen çok zeki kişiler onun yüce huzurlarında bilgisiz ve ebced okuyan çocuk gibi kusurlu kalırdı. Buna rağmen meşveretsiz bir iş işlemezdi.
    Heybet ve salabetinden bey ve vezirlerin kalplerini korku salmıştı. Heybetinin şöhreti bütün kainata, yedi iklim altı yöne yayılmıştı. Bu yüzden her yer, her an bir güvenlik emniyeti içinde, dönemleri Nuşirevan'ın çağına denk bir devirdi. Kısacası saltanat işini ve icrasını bütün insanlara öylesine sevdirmişti ki bütün yaratılmışlar kıyametteki dirilişlerine ve mutlu anlarına dek ona aferin, ne güzel, mübarek olsun derler.

    Sultanlık onun boynuna dikilmiş uygun bir elbise
    Padişahlık onun makamına yerleşmiş bir alametti.

    Mustafa Nuri Paşa:
    Sultan Selim Han bahadır, yönetici, dediğini yapan, âlemin gidişinden haberdar, asabi, heybetli, doğruluktan ayrılmaz, yeteri derecede cömert, konuşması hoş, şanı yüce bir padişah idi.
    Konu geotech tarafından (09-06-2013 Saat 00:13 ) değiştirilmiştir.

  10. The Following User Says Thank You to geotech For This Useful Post:

    yasinjanbert (11-06-2013)

  11. #7
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    18-05-2013
    Mesajlar
    19
    Thanks
    0
    Thanked 2 Times in 2 Posts
    Bu kadar katliamın hesabını nasıl verecek acaba??

  12. #8
    Deneyimli Üye
    Üyelik tarihi
    03-08-2006
    Yaş
    43
    Mesajlar
    392
    Thanks
    87
    Thanked 147 Times in 93 Posts
    Siz, onu katliamla itham ediyorsunuz ya onun hesabını düşünün öncelikle, daha doğrusu herkes kendi vereceği hesabı düşünsün, isterseniz vefatını okuyun da ibret almak istersen size faydası olur belki. Böyle ölüm herkese nasip olmaz. hele hele katliam falan yapmış biri olsa başkasının hakkına girmiş olsa ona hiç nasip olmaz...

  13. The Following User Says Thank You to geotech For This Useful Post:

    yasinjanbert (11-06-2013)

  14. #9
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    06-11-2007
    Mesajlar
    107
    Thanks
    48
    Thanked 26 Times in 24 Posts
    Osmanlı imparatorluğunu ve padişahlarını savunma, onları herzaman birer kahraman olarak gösterme çabası artık öylesine komik ki.. Onlar tarihsel birer figürdüler. Yanlışları da oldu, zamanına göre doğruları da. Ancak yaptıkları ve gelecek nesillere bıraktıkları artık hiçbirşey yok. Düşünsel olarak söylüyorum. Tersine içinde oldukları devlet düzeni, sistemi tamamı ile tarih oldu. Padişahlar ile ilgili anlatılanları bir masal gibi dinleyebilirsiniz. Bu nedenle bu osmanlı sevdasından vazgeçin. Halifelikle, saltanatla yönetilen bir devleti ve hükümdarlarını kimse savunmasın.

  15. #10
    Deneyimli Üye
    Üyelik tarihi
    03-08-2006
    Yaş
    43
    Mesajlar
    392
    Thanks
    87
    Thanked 147 Times in 93 Posts
    Onlara saldırma çabaları o kadar acıklı ki, biz de bu komik duruma alet oluyoruz. Masal dinler gibi tarihe bakılırsa tarih yazmamazsın. He tamam bi de bundan sonra savunmayacağız o yüce şahsiyetleri, siz istediniz ya.

  16. The Following 3 Users Say Thank You to geotech For This Useful Post:

    mesyo mesut (12-06-2013), sermedöz (12-06-2013), yasinjanbert (11-06-2013)

1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Mutlaka Okuyun! ( Selim Somçağ )
    By Miralay in forum Özel Konular
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 03-09-2014, 09:35
  2. Yavuz Sultan Selim Han Belgeseli / 250MB / MKV Hotfile
    By daylight in forum Kişisel Gelişim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-01-2011, 07:12
  3. Mimar Portreleri - Yavuz Selim Sepin
    By SerMimar in forum Mimarlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20-03-2008, 12:57
  4. Fatih Sultan Mehmet in Vasiyeti
    By JanSerey in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16-10-2007, 09:04
  5. Selim Pozisyonel Vertigo
    By By_Amoras in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-10-2006, 17:26

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •