1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 15

Konu: Mevlananın bazı sözleri

  1. #1
    Yasaklı Üye
    Üyelik tarihi
    31-12-2006
    Mesajlar
    427
    Thanks
    0
    Thanked 52 Times in 25 Posts

    Arrow Mevlananın bazı sözleri

    Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları:

    · Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
    ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
    · Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
    . Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
    . Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
    . Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
    · Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
    . Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
    · Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
    · İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
    · Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
    · Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
    · Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
    · Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
    · Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
    · Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

  2. The Following User Says Thank You to inşaat34 For This Useful Post:

    N.SEZGİN (07-10-2008)

  3. #2
    Konu Yöneticisi
    Üyelik tarihi
    01-06-2006
    Yaş
    37
    Mesajlar
    989
    Thanks
    9
    Thanked 107 Times in 40 Posts
    çok güzel ve anlamlı sözler..
    '''Soylesem tesiri yok,Sussam;gonul razi degil'''

  4. #3
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    01-11-2006
    Mesajlar
    6
    Thanks
    20
    Thanked 2 Times in 1 Post
    *mesnevi nil ırmağına benzer.kıpti'ye kan görünür,musa ya ab-ı hayat

    *aşkı açıklamak için ne söylersem söyleyeyim...asıl aşka gelince,o sözlerden mahçup olurum

    *dünya duygusu bu cihanın merdiveni,din duygusu da arşın merdivevidir.o duygunun sağlığını hekimden,bu duygunun sağlığını Allah sevgisinden arayın

    *hikmetinden sual edilmeyen Allah'ın işini kim anlayabilir.O'na yalnızca hayran olnur

    *akıl denizini kuşatan nice sırlı alemler vardır.akıl denizi ne kadar engindir.bizim şu kalıplarımız,bu denizde su üstünde yüzen kaseler gibidir.içi dolu olunca batar

    *tıpkı elinde hızlı hızlı oynattığın,ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir hat gibi görünürse,ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimi görünür

    *şu halde bütün gizli şeyler zıddıyla meydana çıkar.Hakk'ın zıddı yok ki açık açık görünsün

    *aklının kararsızlık içinde bocalamasını istemezsen can kulağına pamuk tıkama ki Allah'ın sırlarını anlayabilesin,gizli ve açık işareti okuyabilesin

    *peygamber zahirden seslendiği zaman ümmetin canı içinden secde eder

    *ateşin varlığını bilip kesin bilgiye erdinse sözle kalma.ateşle pişmeyi iste

    *hamdım piştim yandım

    *eğer sen kötülüklerde O'ndandır dersen öyledir ama bundan O'nun kemaline noksan mı gelir

  5. The Following 2 Users Say Thank You to aydos For This Useful Post:

    N.SEZGİN (07-10-2008), zamora (13-06-2008)

  6. #4
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    21-07-2007
    Mesajlar
    126
    Thanks
    44
    Thanked 103 Times in 47 Posts
    USTA VE ÇIRAK


    Dikkat et de bak! Bizim bu aklımız, hiçbir sanatı, usta olmadan öğrenebiliyor mu?

    Hile ile kılı kırk yarar ama, usta olmadıkça hiçbir sanatı elde edemez!

    Sır bilen ve haberdar olan üstada serkeşlik edersen, kabiliyetten de olursun!

    Usta, hangi sanatta ün yapmışsa çırağı da o sanatta ilerler, meşhur olur.

    Fakih üstadının yanındaki (öğrenci) da usûl okumaz, fıkıh tahsil eder.

    Gramer hocasının talebesi de gramerci olur.

    Hakikat yolunda yok olan üstadın talebesi ise, onun sayesinde Allah’ta yok olur, yokluğa erişir.

    Nerede bir çıplak, bir yoksul görürsen bil ki, o da ustadan kaçmıştır.

    Dünyada kim ustadan kaçarsa talihinden kaçar; bunu böyle bil!

    Ticarette olgunlaşmamışsan, yalnız başına dükkan açma; yoğrulup ustalaşıncaya kadar birinin emri altına gir!

    Bilgisiz kişi hocadan utanır, kalkar gidip yeni bir dükkân açar.

    Ustana danışmadan açtığın o dükkân bil ki, kokmuş bir dükkândır. (…)

    Ustadan sanatın dış yüzünü gördün, sevine sevine ustalığa kalkıştın.

    Ustaya müracaat etmeksizin sanat öğrenip, dükkan açan kişi şehirde de alay konusu olur, köyde de!

    (IV/1298, 1299, 3350, I/2829, 2831-2833, II/2588, 2591, 3455, VI/2364, 2365, V/1422, III/590)

    - Kulla Tanrı arasında perde, ancak şu iki şeydir; öbür perdelerin hepsi de bu ikisinden meydana gelir: Sağlık, mal. Bedeni sağ-esen olan kişi. Tanrı nerde der, görmüyorum ki. Fakat bir ağrıya, bir sızıya uğradı, sayrılandı mı, yâ Allah, yâ Allah demeye koyulur; Tanrıyla sırdaş olur, söyleşir. Gördün ya, demek ki sağlık, perdedir ona; Tanrı, o derdin altında gizliymiş. İnsanın malı-mülkü oldukça dileklerinin sebeplerini hazırlar; gece-gündüz onunla oyalanır. Yoksullaşmaya başladı mı, nefis de arıklaşır; Tanrı çevresinde çizginmiye koyulur.

    Seni bana esriklik, eli boş oluş lûtfetti (*);

    Senin esrikliğine, senin eli boş bir hale getirişine.

    kulum-köleyim ben.

    Ulu Tanrı Firavuna dört yüz yıl ömür verdi; saltanat, padişahlık ihsan etti; dilediğini verdi ona... Bütün bunlar perdeydi; onu, bunlarla kapısından uzak tutuyordu. Bir gün bile, Tanrıyı belki anar diye ona, bir muradına erişmezlik, bir başağrısı vermedi. Dileğinle oyalan, bizi anma, gecen hoş olsun dedi.

    Süleyman saltanata doydu da,

    Eyyub belâya doymadı-gitti

    HZ.MEVLANA
    Sevgi ve saygılarla.
    Konu TuğraMuh tarafından (23-10-2007 Saat 22:46 ) değiştirilmiştir.

  7. The Following 5 Users Say Thank You to fican For This Useful Post:

    algorist (27-06-2008), N.SEZGİN (07-10-2008), snblrsn (13-06-2008), Volkan Donbaloğlu (04-06-2008), zamora (13-06-2008)

  8. #5
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    21-07-2007
    Mesajlar
    126
    Thanks
    44
    Thanked 103 Times in 47 Posts
    KİN VE ÖFKE



    Öfkeyi, şehveti, hırsı terk etmek erliktir. Bu peygamberlik damarıdır.

    Ustası, şaşı çırağına “içeriye gir, raftaki şişeyi dışarıya getir” demiş;

    Şaşı (çırak) “o iki şişeden hangisini getireyim?” diye (sormuş).

    Ustası cevap vermiş: “O, iki şişe değil, git şaşılığı bırak; (biri iki) görme.”

    (Çırak) “usta beni (niye) azarlıyorsun” deyince ustası “(öyleyse) o iki şişenin birini kır” diye (karşılık vermiş).

    Şişe bir taneydi, ama onun gözüne iki görünüyordu.(...)

    (Çırak) birini kırınca diğeri de gözden kayboldu. İnsan da arzuları ve öfkesi sebebiyle (böyle) şaşı olur.

    Öfke ve şehvet insanı şaşı yapar, ruhu doğruluktan ayırır.

    Kin (duygusu) gelince hünerler görünmez olur, gönülden göze yüz perde iner.

    Kin tutma! (Zira) kin yüzünden yol azıtanların kabirlerini kin tutanların yanına kazarlar.

    Kızgınlığın cehennem ateşinin tohumudur. Kendine gel de şu cehennemini söndür. Çünkü o bir tuzaktır.

    Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı, cehennem ateşinin aslı oldun gitti, demektir.

    Ateşin burada nasıl insanları yakarsa, ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.

    (V/4026, I/327-334, II/0273, III/3480, 3472, 3473)

    Sevgi ve saygılarımla.

  9. The Following 5 Users Say Thank You to fican For This Useful Post:

    algorist (27-06-2008), N.SEZGİN (07-10-2008), snblrsn (13-06-2008), Volkan Donbaloğlu (04-06-2008), zamora (13-06-2008)

  10. #6
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    21-07-2007
    Mesajlar
    126
    Thanks
    44
    Thanked 103 Times in 47 Posts
    ACELECİLİK VE YAVAŞLIK



    Şüphe yok ki, yavaş iş Rahman’dan, acele iş de melûn Şeytandandır.


    Köpek bile önüne bir lokma atılınca önce koklar, sonra yer;


    O, burnu ile, biz ise aklımız ile koklarız...


    Allah, insanı yavaş yavaş tam kırk yılda kemâl sahibi yapar, olgunlaştırır.


    (Senin de) istediğin şeyi yavaş yavaş, fakat sağlam bir şekilde yapman lâzım! İşte bu yavaşlık, sana o işi iyice öğretmek içindir.


    Yavaşlık, Allah ışığıdır; çabukluk ise Şeytanın dürtmesinden meydana gelir.


    Hilâl, gerçekte noksanlık kabul etmez; görünüşteki bu noksanlık, yavaş yavaş dolunay haline gelmek, olgunluk kazanmak içindir.


    Ay, geceye, yavaş olma konusunda ders verir; sıkıntının yavaş yavaş aşılacağını işaret eder ve şöyle der:


    “Ey ham, aceleci kişi! Dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır.


    Ey tencere yavaş yavaş, ustaca kayna! Delice kaynayan yemek, lezzetli olmaz.”


    Allah, âlemi bir kere “kün” (ol!) demekle yaratmaya gücü yetmez miydi? Bundan şüphen mi var?


    Peki bu yaratma niçin altı gün sürdü? Her gün de tam bin yıl kadardı.


    Niçin çocuk, dokuz ayda yaratılmakta? Çünkü Allah’ın adeti bir şeyi yavaşlıkla yapmaktır.


    Neden Adem’in yaratılması kırk sabah sürdü; o balçığı niçin yavaş yavaş insan haline getirdi (düşün)?


    (III/3497-3499, 3502, 3506, V/59, VI/1209-1216)

    Sevgi ve saygılarımla.

  11. The Following 4 Users Say Thank You to fican For This Useful Post:

    algorist (27-06-2008), N.SEZGİN (07-10-2008), snblrsn (13-06-2008), zamora (13-06-2008)

  12. #7
    Kültür-Sanat
    Üyelik tarihi
    04-01-2008
    Mesajlar
    107
    Thanks
    50
    Thanked 44 Times in 22 Posts
    Alıntı inşaat34 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    · Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
    ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
    . Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
    . Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
    Mevlana dünyanın önünde eğildiği isim...paylaşım için teşekkürler.

  13. #8
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    21-07-2007
    Mesajlar
    126
    Thanks
    44
    Thanked 103 Times in 47 Posts
    Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA

    Yıl 1922... Kasım ayının 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: "Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”. Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.
    29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.”
    Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Konya konuşmaları, Atamızın din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. İşte 20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Konya’yı ziyareti sırasında yaptığı konuşmadan bölümler: “İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmişin mahsulü olan sağlıksız adetler bir zaman için kendini göstermemiş ve yüze çıkmamışsa da, biraz sonra İslamiyet’in gerçeklerine sarılmaktan İslam esaslarına göre hareket etmekten çok, geçmişin mirasa olan adet ve inançları dine karıştırmaya başlamışlardır.
    Bu yüzden İslamiyet’e dahil bir akım kavimler, İslam oldukları halde düşmeye, sefalete, geriliğe maruz kaldılar. Geçmişlerin kötü ve batıl alışkanlıkları ve bu suretle gerçek İslamiyetten uzaklaştıkları için
    kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar.

    Bu İslam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Şüphe yok ki temasların milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye başlamıştı. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanlıktan öte zihniyetler doğurmasından uzak kalmamıştır. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birini bu nokta teşkil ediyor.
    Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz arasında da milletimizin hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi altında hakikatten ilimden uzak, gereğince ilim tahsil edememiş, ilim yolunda layığı kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller vardır. Bunların ikisini birbirine
    karıştırmamalıyız.

    Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın vak'asında Hz.Ali’nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kur’an-ı Kerim
    sayfalarını takarak saldırdılar. İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kur’an, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile el değiştirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular.
    Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymadılar. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar. Bu gibi ulema kamçılar altında dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, darağaçlarında asıldı. Lakin onlar yine o hükümdarların keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, sırf o kisvede bulundukları için bilgin sanılan, menfaatine düşkün, haris ve imansız bir takım hocalar da vardı. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. İcap ettikçe yanlış hadisler bile uydurmaktan çekinmediler.
    İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, sarayda yaşayan kendilerine halife namı veren baskıcı hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat edip, onları himaye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema her vakit ve her devirde onların kinini çekti.

    Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzularına muvaffak olmadıklarını tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur. Artık kimse böyle hoca kıyafetli sahte alimlere önem verecek değildir. Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz; derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde
    atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, o adım benim milletimin kalbine havale edilmiş kanlı bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.”

    Evet, yıllar önce ve olağanüstü şartlarda kullanılmış bu ifadeler Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir kimliğe sahip olduğunun ispatıdır.
    Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”

    Evet...Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.
    Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz.Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:
    “- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik
    etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir."

    İşte Yüce Atatürk'ün İslamiyet'e şekilcilik katarak onu asıl ruhundan uzaklaştıranlara verdiği en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanlık tarafından gerçek boyutlarıyla anlaşılmadığını belirtirken, Hz.Mevlana’nın da yanlış ve eksik yorumlandığına da temas etmiştir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:
    “-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.”
    Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz.Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz.Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.
    Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir:

    Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz.Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir.
    Cumhuriyet'in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması"emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir.
    Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmiştir.
    Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsça'yı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yaptırmıştır. Atatürk tercümedeki: "Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır." ibaresini işitir işitmez şöyle demiş:
    "Hz.Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa'ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş..."
    Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz.Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca
    doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:

    “-Eğer, Hz.Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.”
    Hz.Muhammedin “Din nedir?” sorusuna verdiği “Ahlak,ahlak,ahlak” cevabına her dönemde çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünerek Hz. Muhammed'in, Hz.Ali’nin, Hz.Mevlana'nın ve Atatürk' ün şu sözlerine dikkat çekmek istiyoruz:

    “İlim Çin’de olsa gidip öğreniniz.”
    Hz.Muhammed

    “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
    Mustafa Kemal Atatürk

    “Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım,
    savaşa dair ne varsa ben orada yokum.”
    Hz.Mevlana

    “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh."
    Mustafa Kemal Atatürk

    “Evlatlarınızı zamana göre yetiştiriniz.”
    Hz.Ali

    “Milletimi muasır medeniyet seviyesinde görmek isterim.”
    Mustafa Kemal Atatürk

    http://www.mevlana.com/
    Konu fican tarafından (27-06-2008 Saat 09:24 ) değiştirilmiştir.

  14. The Following User Says Thank You to fican For This Useful Post:

    algorist (27-06-2008)

  15. #9
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    21-07-2007
    Mesajlar
    126
    Thanks
    44
    Thanked 103 Times in 47 Posts
    fihi ma-fih

    18. BÖLÜM - Şu hâfız Kur'ân'ı doğru okuyor. Evet, Kur'ân'ın şeklini doğru okuyor amma anlamdan haberi yok. Delili de şu: Anlamı söylersen reddeder, sözleriyle korü-körüne okur-durur. Şuna benzer bu:Adamın biri, eline bir kunduz alır. Ondan daha güzel bir kunduz getirirler, istemez. Anlarız ki kunduzu tanımıyor, bilmiyor bu adam. Birisi bu kunduzdur demiş ona, o da ona uyup kunduzu eline almış. Hani ceviz oynayan çocuklar gibi; oynarlar amma cevizin içini versen, yağını versen istemezler; ceviz, şa-kırşakır ses çıkaran şeydir, bununsa şakır şakır şakırdaması yok derler. Tanrının hazineleri çoktur. Tanrının bilgileri çoktur. O hâfızın bilgisi var da Kur'ân'ı okuyorsa peki, neden öbür Kur'ân'ı reddediyor? Bir hafıza söyledim, anlattım; dedim ki: Tanrı Kur'ân da diyor ki: "Söyle, deniz sözlerine mürekkep olsa o mürekkep, Rabbimin sözleri bitmeden tükenir-gider." Şimdi, bu Kur'ân, elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu söz, Tanrı bilgisine bir işarettir; Tanrı bilgisiyse yalnız bu kadar değildir. Bir aktar, bir parça kağıda bir ilâç kosa, sen de bütün aktar dükkânı bu kağıt parçasındandır desen aptallıktır bu. Mûsâ'nın, İsâ'nın, bunlardan başka peygamberlerin zamanında da Kur'ân vardı, Tanrı sözü vardı, fakat arapça değildi. Bunu anlattım, o hafıza tesir etmedi; ben de vazgeçtim.

  16. The Following User Says Thank You to fican For This Useful Post:

    N.SEZGİN (07-10-2008)

  17. #10
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    21-07-2007
    Mesajlar
    126
    Thanks
    44
    Thanked 103 Times in 47 Posts
    Bil ki Kur’an’ın bir zâhiri var… zâhirin de gizli ve pek kuvvetli bir de içyüzü var.

    4245. O bâtının bir bâtını, onun da bir üçüncü bâtını var ki onu akıllar anlayamaz, hayran kalır.

    Kur’an’ın dördüncü bâtınıysa eşsiz, örneksiz Tanrı’dan başka kimse görmemiş, kimse bilmemiştir.

    Oğul, sen Kur’an’ın dış yüzüne bakma… şeytan da âdem’i topraktan ibaret gördü, hakikatine eremedi!

    Kur’an’ın zâhiri, insana benzer… sureti görünür, meydandadır da canı gizli!

    İnsanın amcası, dayısı bile insana o kadar yakın olduğu halde yüzyıl beraber yaşasalar halini bir kıl ucu olsun göremez, anlayamaz.


    Hz. Mevlana

  18. The Following User Says Thank You to fican For This Useful Post:

    N.SEZGİN (07-10-2008)

1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Dahiliye
    By By_Amoras in forum Sağlık
    Cevaplar: 393
    Son Mesaj: 22-05-2013, 00:27
  2. Gögüs hastalıkları
    By By_Amoras in forum Sağlık
    Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 03-11-2008, 12:05
  3. Avrupada YÜksek Lİsans
    By insaatkartali in forum Yüksek Lisans
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24-09-2008, 04:59
  4. Allerji tüm yönleriyle
    By By_Amoras in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-10-2006, 18:16
  5. Allerji tüm yönleriyle
    By By_Amoras in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-10-2006, 04:04

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •