“Hızlı gelişme” dönemi 50 yıl boyunca hiç bu kadar uygun olmamıştı: Bugünlerde Tokyo’dan Şikago’ya kadar bütün dünyadaki çatılar ve cepheler çalılarla, bitkilerle, çiçeklerle, yosunlarla ve ağaçlarla kaplanıyor. Bu yeşil çatılar ve yaşayan cepheler teknoloji sayesinde yenilikçi çözümleri de beraberinde getiriyor. Yunan Mitolojisi’nde ve yakın tarihte Bağdat’taki Dünya’nın Yedi Harikası arasında bulunan Babil’in Asma Bahçeleri’nde botanik harikalar ve mimari çizgiler göz alıyordu. Yakın geçmişe bakıldığında kadar kuzeyde, İzlanda ve diğer İskandinav ülkelerinde, 19.yy’da inşa edilen birçok evde ve kilisede çim çatılar sayesinde sert iklime karşı ucuz ve efektif bir izolasyon sağlanıyordu. Ve hepimiz özel olarak tasarlanmamış olmasına rağmen eski binaların sarmaşık veya salkım gibi bitkilerle sarılmış etkili cephelerine aşinayız.

Özellikle modern mimarlıkta, doğa ve mimarlığın entegrasyonu yeni bir şey değil. Geçen yüzyılın başlarında Le Corbusier çatı bahçelerini kendi dikkate aldığı beş noktadan bir tanesi olarak listeledi. Onun düşüncesi bina tarafından doldurulan bir uzayla doğaya dönmekti. Buna rağmen, yeşil çatının uygulanabileceği bir bina görülmemesinin sebebi Le Corbusier’nin binanın aslında bir makine olduğu görüşü. Bir diğer engel ise yeşil çatının çelik, ahşap, betonarme gibi endüstri devrimi boyunca kitle üretimi yapılmış elementler dışındaki her çatı ve cephe sistemine uyum sağlayamamasıydı. Yeşil çatı tasarlamak için sipariş üzerine üretim yaptırmak gerektiriyordu.

Yaşayan Cepheler
Yeşil çatı teknolojisinin bütün çatı sistemlerinin pazarına taşınması bu konunun geliştiği Almanya’da bile 1970’lere kadar bitkilerin ağırlığı sebebiyle kısıtlı boyutlarda gerçekleşti. Bu dönemin tipik ekolojik mimarlık örnekleri İsviçreli Mimar Peter Vetsch’in 1974’de inşa etmeye başladığı ve bugüne kadar süren dünya evleri (earth house) ve dünya evleri kümeleri (earth house clusters). 1980’lerin sonuna doğru, daha geniş çatı sistemleri için daha ekonomik alternatifleri takip etmek, dam çatı (sedum roof) olarak bilinen geniş çatı sistemlerinin gelişmesine de yol gösterdi. Bu kendi sulanabilir çatılar sadece 8 ile 12 cm büyüyebilen (daha hafif çatı sistemleri oluşturmak için) ve daha az bakım isteyen filizler ile kaplandı. Ekonomik olarak karşılanabilir sistem sayesinde yeşil çatı, mimarlığın bir parçası oldu.

İlk örneği dam çatı (sedum roof) ile aynı dönemde yapılmış olmasına rağmen yaşayan cephelerin dekoratif bir hal alması daha uzun zaman aldı. 1988’de şimdilerin dünyaca ünlü Fransız botanikçisi Patrick Blanc ilk “sarmaşıklı duvar”ını (mur vègètal) Paris’deki Bilim ve Endüstri Merkezi’nde uyguladı. Blanc PVC’yi birleştirerek bitkilerin sarılabileceği ve köklenebileceği bir iskelet halini alan çubukların patentini aldı. Yapının strüktürüne bağlı yeşil cephelerin aksine, Blanc’ın duvar sistemi gerçek bir düşey bahçe gibi çalışıyor. Blanc’in en çok takdir gören projesi Paris’deki Quai Branly Müzesi’nin duvarı. Muhteşem bir duvar olmasının yanı sıra maliyet açısından da oldukça pahalı bir proje. Bu sebeple Blanc’ın tasarımları daha çok büyük şirketlerin binalarında veya hükümet binalarında uygulanmış. Ama bugünlerde prensipte “sarmaşıklı duvar” gibi görünen bir uygulamanın farklı varyasyonları Avrupa’da daha az maliyetle yapılabiliyor. Görülüyor ki yaşayan cepheler de yeşil çatılar gibi yaygın bir hale gelecek.

Sayısız Fayda
Yeşil binalar birçok çevresel ve ekonomik avantaj sağlıyor. İlk olarak, binanın izolasyonunda etkili ciddi bir etken olarak gösterilebilir. Yeşil binalar sayesinde ısıtma ve soğutma sistemleri maliyetlerinde ve karbondioksit emisyonunda önemli bir azalma sağlanabiliyor. Bunun yanı sıra bitki katmanı sayesinde binanın çatı / cephe sistemi dış etkenlere karşı da korunmuş oluyor. Diğer bir önemli fayda ise; bitki katmanının çok yönlü kullanımıyla kentsel su yönetimine (urban water management) katkıda bulunulması. Yağmur suyunun ciddi bir miktarını absorbe eden yeşil çatı ve cephe sistemleri suyun arınmasına da katkıda bulunuyor. Böylece, yeşil sistemlere yatırım yapmak kanalizasyon sistemi ve su arıtma sistemi açısından kayda değer bir katkı oluyor. Ayrıca, karbondioksit alıp oksijen vermeleri sayesinde hava kalitesini de iyileştiriyorlar. Yeşil cephe ve çatı sistemleri yapıya gelen güneş ışınlarını azaltıyor ve şehir adası etkisini (Urban Heat Island Effect) ve iklim etkilerini daha ılıman bir hale getiriyor. Ayrıca şehrin daha iyi bir biyolojik gelişim göstermesine de imkan veriyor.

Yeşil binaların kentte yaşayan insanların psikolojileri üzerinde de olumlu etkiler yaptığı biliniyor. Yeşil bir cepheye bakmak tuğla veya beton bir yapının cephesine bakmaya oranla daha zevkli bulunuyor.

Kaynak: A10 Yazan: Kirsten Hannema Çeviren: Şirin Uzun

Kaynak