Kent Gündemindeki İki Temel Tartışma: Haydarpaşa ve Galataport


Fotoğraf: Ali Taptık
Arkitera Mimarlık Merkezi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi (İMP)’nin ortaklaşa düzenlediği “İstanbul Metropoliten Planlama Toplantıları” kapsamında, 24 Kasım’da, “Galataport ve Haydarpaşa” başlığı altında, İstanbul Metropolü için çok önemli iki kentsel alan ve bu alanlar için öngörülen projeler tartışma gündemine alındı.

Her iki proje de uzun zamandır kent gündeminin ana tartışma konuları arasında yer alıyor. Yaklaşık 15 yıldır gündemde olan Galataport Projesi ile, Salıpazarı, Tophane’yi içine alan, sit alanı olarak ilan edilmiş bölgede büyük yolcu gemilerinin yanaşabileceği bir limanla birlikte, 5 yıldızlı oteller, alışveriş merkezleri, free-shoplar, müze ve otopark yapılması planlanıyor. Proje kapsamında bazı tarihi binalar restore edilirken, genellikle kamu kuruluşlarının kullanımında olan sahil bandının halka açılması öngörülüyor. Haydarpaşa için tartışma yaratan proje ise, “Dünya Ticaret Merkezi ve Kruvaziyer Liman” dönüşüm projesi. Bu projeye göre, devasa gökdelenler Haydarpaşa ve çevresini kaplamakta, turizm, kongre, iş ve kültür merkezi gibi birimler öngörülmekte, Kadıköy ve Harem'i de içine alan sahil kesimi yat limanı ve marinaya dönüşmekte, tren yolu işlerliğini kaybetmekte, Haydarpaşa Garı ise bir otele dönüşmektedir. Her iki alan için de ortak kaygı; kamusal alanların, kentsel rant baskısıyla şekillenen projelerle turizm ve ticaret alanlarına dönüşmesi, kentsel siluetin bozulması ve parçacıl dönüşüm projeleriyle kentsel bütünlüğün bozulması…


İMP Konferans Salonu’nda İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı’ndan Prof.Dr. Murat Güvenç’in yürütücülüğünde gerçekleştirilen toplantıya, İMP Metropoliten Planlama Bölümü’nden Murat Diren, İnsan Yerleşimleri Derneği’nden Mimar Korhan Gümüş, İMP Tarihi Yarımada Planlama Yürütücüsü Mimar Cengiz Eruzun, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi’nden Gayrimenkule Dayalı Projelerden Sorumlu Müdür Adnan Gürdal, EPA Mimarlık’tan Mimar Ersen Gürsel, Tabanlıoğlu Mimarlık’tan Mimar Murat Tabanlıoğlu konuşmacı olarak katıldı.

Murat Güvenç’in endüstrileşmeden servisler sektörüne geçişle birlikte kentlerin geçirdiği dönüşüme dikkat çeken açılış konuşmasıyla başlayan toplantı; Tabanlıoğlu’nun, Karaköy ve Galata bölgesinin tarihi süreci ile birlikte şekillenen konumu, özellikle kurvaziyer liman olma noktasında kent için taşıdığı önemi vurgulayan, dünyadan örnekler gösteren “Galataport Projesi” sunumu ile ilk açılımını buldu.

Murat Tabanlıoğlu’yu takiben Ersen Gürsel, “Su Kenti İstanbul’u Yeniden Yaşamak” başlıklı bir sunum yaptı. Perşembe Pazarı ve Galata’nın, İstanbul ve Beyoğlu’nun denizle ilişkisinin kurulduğu, kent silueti açısından çok önemli bir bölge olduğunu, turizm ve kruvaziyer limanı amaçlı olarak kullanılmaması gerektiğini ifade etti ve disiplinler arası bir çalışma ile bölge için geliştirmiş oldukları projeyi anlattı. Beyoğlu ilçesini denize bağlayan sokakların, -İstanbul Modern’in yerleşmiş olduğu dördüncü antreponun kaldırılmasıyla şekillenen- Tophane meydanıyla birlikte denize açılmasını öngören projeyle, meydanın kamusal alan olarak taşıdığı işleve, içinde saat kulesi olan ve kentlinin denizle bulaşabileceği tek meydan olma özelliğine dikkat çekti. Farklı üsluplar taşıyan mimari özellikleriyle de mimari bir müze olma niteliğine sahip olduğunu ve bölgenin rant baskılarıyla şekillenen, turizm odaklı bir yaklaşımla planlanmaması gerektiğine vurgu yaptı.


Özelleştirme İdaresi’nden Gayrimenkule Dayalı Projelerden Sorumlu Müdür olan Adnan Gürdal ise, Tabanlıoğlu’nun geliştirmiş olduğu Galataport Projesi’nin geçirdiği hukuksal sürece yönelik açıklamalar yaptı. Bölgenin geçmişten beri taşıdığı liman olma özelliğine, bu açıdan kent için taşıdığı ekonomik ve stratejik öneme vurgu yaparak, bölgenin 1994 yılında turizm merkezi olarak ilan edilmiş olduğuna dikkat çekti ve bölgenin gelişmekte olan kruvaziyer turizmi için İstanbul’un ihtiyacını karşılayan tek liman olduğunu sözlerine ekledi. Uluslararası kruvaziyer liman turizminin sahip olması gereken standartlar üzerine konuşmasına devam eden Gürdal, güvenlik, teknik altyapı ve alışveriş, sinema, tiyatro, konaklama gibi gerekli destekleyici ünitelere duyulan ihtiyaca dikkat çekerek, projenin bu bağlamda iyi bir örnek oluşturduğunu ifade etti. Kentler için “imaj” olgusunun önemine dikkat çeken Gürdal, zaten var olan ve ihtiyacı karşılamakta yetersiz olan mevcut kruvaziyer limanın bölge içinde ek ünitelerin de karşılanmasıyla birlikte daha modern ve standartları yüksek hale getirilmesiyle ve “iyi bir kent imajı” yaratılacağını ifade etti. Galataport Projesi ile kentsel siti ve kentsel silueti bozmayacak şekilde yükseklik sınırlamalarının getirildiğini, ve kruvaziyer liman olarak alternatif bir alan gösterilmedikçe bu bölgenin kullanılması gerektiğini belirtti.

“Haydarpaşa” bölgesinin yaşadığı süreç ise, 5 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Üyesi Mimar Cengiz Eruzun tarafından, bölgenin kent bütünü açısından taşıdığı önem, karar mekanizmalarının işleyişi ve hukuksal boyut açısından ele alındı. Eruzun, rantı çok yüksek olan bu alanın, Anadolu Demiryollarının başlangıç noktası olması, tarihi toplumsal bellek ve insanlar üzerinde bıraktığı etkili kentsel imaj açısından taşıdığı öneme vurgu yaptı. Fonksiyonunu kaybetmiş olmasından dolayı yeni bir fonksiyon verilmesi istenen, çevresindeki binalarla birlikte tescilli bina olan Haydarpaşa Garı’nın, sit alanı olma özelliği gösterdiğini ve bu bağlamda alanın vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Eruzun, Haydarpaşa Bölgesi’nin “Tarihsel ve Kültürel SİT” alanı ilan edilmesi ve Koruma Amaçlı Plan kararı çıkarılması yönünde göstermiş oldukları mücadeleyi anlattı. İlkesel olarak benimsenecek “Koruma Amaçlı Plan” kararına göre, katılımcı bir ekiple Haydarpaşa’da ne olmayacağının sınırlarının çizilmesini ve buna bağlı olarak yarışma açılmasını istediklerini vurguladı. Söz konusu yarışmanın şartnamesi Ulaştırma Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte ilgili belediyeler, meslek odaları ve Çekül Vakfı’nın katılımıyla hazırlanacak. Eruzun’un ifadelerine göre, bölge için temel alınan vazgeçilmez üç ilke şöyle; Haydarpaşa temel fonksiyonunu yitirse bile “banliyö” treni çalışmaya devam etmeli, bölgedeki mevcut yeşil alanlar korunmakla birlikte yeni yeşil alanlar üretilmeli, eşsiz bir topografyaya sahip olduğu için bu alanda yüksek rant tesisleri ve yüksek bina yapılmamalı.

Eruzun, sonuç itibariyle karara bağlanmış, ancak henüz ilgili mercilere dağıtımının yapılmadığı için geçerlilik kazanmamış olduğunu ifade ettiği Koruma Kurulu Kararının Haydarpaşa ile sınırlı olduğunu, çevre bölge için 3. Kurul’un da paralel bir karar almasıyla alanın bütünleşik bir planlama yaklaşımına konu olabileceğini ifade etti. Ayrıca Eruzun İstanbul’un çok özel bir kent olduğu ve bunun korunması için özel bir statüsü olması gerektiğini sözlerine ekledi.

Haydarpaşa ve Galataport için, proje ve fiziksel mekan tartışmalarının ötesine geçilmediğine ve “öznenin” unutulduğuna dikkat çeken Korhan Gümüş, sürekli yeniden üretilen “eski kamu fikri”ne işaret etti. Ayrışmış bir kamu fikri ve eski planlama anlayışıyla, katılımcı mekanizmaları, plancı, mimar, tasarımcı gibi profesyonellerden oluşan yaratıcı sınıfı dışa iten bir süreçle kente ilişkin kesinlikler üretilmeye çalışıldığını ve kentin bir mimari resim gibi çizilmeye çalışıldığını vurguladı. Kamunun işlevini tamamladığı kentsel alanlardan çekilirken, katılım mekanizmalarını ve aktörler arası diyaloğu dışlayan bir tutum sergilemesini eleştiren Korhan Gümüş, kamunun profesyonelliğe açılması, böylece yaratıcı enerjinin ortaya çıkarılması ve görüş alma şeklindeki katılım modelinden vazgeçilmesi gerektiğini ifade etti.

Metropoliten Plan açısından Haydarpaşa ve Galataport projeleri için değerlendirmeler yapması beklenen Murat Diren, projeleri, rant amaçlı bir yaklaşım taşımaları, kent siluetini bozmaları, kentin denizle olan bağlantısına sınırlamalar getirmeleri ve metropolün bütünlüğü için riskler taşımaları açısından eleştirdi. Noktasal olarak alınmış “turizm alanı” kararlarını doğru bulmadığını ve projelerin tek boyutlu olduğunu ifade eden Diren, İstanbul’un liman sıkıntısına, kruvaziyer liman turizminin artışına ve ulaşım sorununa vurgu yaparak, bu durumun surların çıkışına kadar sorun oluşturduğunu ifade etti.

Dinleyicilerin katılımlarıyla genişleyen toplantıda, mimari ölçekteki noktasal yaklaşımların dışına çıkılması, kamuoyunun kent problemlerine ortak edilmesi ve bunun için kentlinin söz sahibi olmasını sağlayacak platformların geliştirilmesi, İstanbul’a özgü modellerin ortaya konmasının gerekliliği, kamusal alanın belirlenmesinde ve paylaşılmasında ayrımcılıktan kaçınılması ve bu noktada hukukun taşıdığı önem vurgulandı.

Toplantıda “katılım”la ile ilgili farklı görüşler gündeme geldi; bilinçli bir kentli grubunun olmayışından dolayı kamunun karar üretim süreçlerine katılamadığını, uzmanların bir araya gelerek karar almasının tek çözüm olduğunu savunan görüşlere karşın; katılımın güçlendirilmesi ve elitist yaklaşımdan vazgeçilmesi gerektiğini savunan görüşler orta kondu. Projeler geliştirilirken STK’larla birlikte çalışılması ve projelerin uzun bir tartışma sürecinden geçerek, demokratik bir konsensüs sağlandıktan sonra referanduma gidilmesi, böylece farklı çevrelerin ve kentlinin desteğini alarak uygulamaya dönüşebilecek projelerin geliştirilebileceğinin altı çizildi. Haydarpaşa ve Galataport tartışmaları, planlamanın toplum için olması ve sosyal projelerin geliştirilmesi gerektiği yönündeki görüşlerle sona erdi.

Bir sonraki İMP Toplantısı, “Kamusal Projelerin Üretimi ve Yarışmalar” teması ile 30 Kasım 2006’da İMP konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.
Yazan: Yasemin Aslan