mimlioenel
25-01-2007, 11:59
Middlebrough Işıldıyor
[Only registered and activated users can see links]
Middlesbrough Modern Sanat Enstitüsü, Fotoğraflar: middlesbrough.gov.uk ve Guardian
Ray Mollon’ın bir hayali var. Middlesbrough’nun renkli belediye başkanı, kentin endüstri sonrası peyzajını “tasarımcı imzalı” bir yerleşime dönüştürmek istiyor. Kısa süre öncesine kadar Middlesbrough’nun bu ihtimali gerçekleştirmesi birinci lig futbolcularının harcama gücüne bağlıydı ve ne yazık ki onlar da alışveriş yapmak için genellikle Newcastle’a gidiyorlardı. Çelik alanında küresel bir süper güç olduğu günlerden bu yana Middlesbrough’nun dışarıya açılması, tasarımcı ölçeğine zorlukla ulaşmaktaydı: ünlü Middlesbroughlular arasında Paul Daniels, Chris Rea and Roy "Chubby" Brown bulunuyordu.
Ancak Mallon, yeni Middlesbrough Modern Sanat Enstitüsü, Mima’nın ülkenin bu turistsiz köşesinin ziyaret edilmesi için bir neden oluşturacağını ve rejenerasyonun tohumlarının atılacağını umuyor. Enstitünün başarısı henüz görülmeyi bekliyor ancak Ocak sonunda açılacak galeride sanat dünyasından ses getirecek birkaç dünya markası isim yer alacak: İlk sergide Damien Hirst, Gavin Turk ve Chris Ofili’nin işleri yer alıyor.
Dürüst davranmak gerekirse, suç ve kirlilik konularındaki ününe karşın, Middlesbrough kültürel açıdan pek de çöl sayılmaz. Middlesbrough Sanat Galerisi’nin dönüştürülmüş bir muayenehane olmasına karşın, kentin 19. yüzyıl sonrası sanat koleksiyonu, aralarında David Hockney, Bridget Riley ve Stanley Spencer’ın işleri bulunan 3000’den fazla parçadan oluşuyor. Ayrıca Darlington yakınlarında David Mach imzalı harika bir tuğla tren yer alıyor. Kent merkezinde, Victoria Meydanı’nda ise bir başka Middlesbrough kaçağı olan Kaptan Cook anısına yapılmış, Claes Oldenburg ve Coosje Van Bruggen’a ait tek büyük ölçekli heykel olan “Bottle of Notes” duruyor.
Mima’dan önce heykel Victoria Meydanı’ndaki mimari kaosun içinde başıboş bir şekilde duruyordu. 1960ların çirkin yapıları, birer 19. yüzyıl yapısı olan belediye sarayı ve kütüphanesi, 1980lerden bir mahkeme binası meydandaki karmaşıklığı oluşturan parçalar. Fakat şimdi, “Bottle of Notes” yeni ve genişletilmiş bir kamusal meydanın kenarındaki, parıldayan beyazlıkta Mima binasının dışında gururla ayakta duruyor ve sanki oraya aitmiş gibi görünüyor.
Mima’nın mimarı Erick van Egeraat, “Çevresindeki alan berbat durumdaydı” diyor. “Çevrede yalnızca araba park alanları ve insanların en fazla arada sırada futbol oynayabilecekleri yarı-kamusal araziler vardı. Bir kentin merkezinde böyle bir manzara görmek inanılmaz bir durumdu. Middlesbrough’nun grid dokusunu görmek ise benim için mutluluk verici bir şekilde şaşırtıcı oldu. Ancak bu kentin sahip olduğu neredeyse tek avantajdı. Gerçekten, herhangi bir ek burayı çok daha çekici hale getirebilirdi.”
[Only registered and activated users can see links]
Görselleştirme: middlesbrough.towntalk.co.uk
Rotterdamlı van Egeraat kendi başına bir tasarım markası sayılabilir. Henüz Rem Koolhaas ya da MVRDV gibi yurttaşlarıyla birlikte en tepede olmayabilir ancak ünü büyümeye devam ediyor. Van Egeraat önce Delftli mimarlık firması Mecanoo’nun ortağı ve 195’ten bu yana Budapeşte’deki ING Bank Binası ve İrlanda’daki Crawford Galerisi Ek Binası gibi bina uygulamaları gerçekleştirdikleri kendi ofisinin kurucusu oldu. İşleri modern formların gösterişli, neredeyse barok ele alınmalarıyla tanınıyor. Eğimli cam paneller, şişkin kabuklar, dinamik mekansal bütünleşmeler ve bunlara ek olarak cesur bir bezeme kullanımı van Egeraat’ın işlerinin karakteristik özellikleri.
Mima için Hollandalı star bir mimar belirlendiğinde, Frank Gehry’nin Bilbao örneğinin benzerini yapmaya çalışmaya takılıp kalmış onlarca örnek akla gelerek, kentte kollektif bir figan duyuluyordu: “Bir başka Guggenheim taklitçisi daha olmasın!” Ama van Egeraat’ın ilk İngiltere binası mimari teşhirciliğin bir parçası değil. Bağlamın gerektirdiği şekilde, ancak mimarın standartlarına göre oldukça sınırlanmış bir model. Van Egeraat, dikkati sanat yerine kendinde toplayan, bariz şekilde ikonik bir galerinin mimardan başka kimseye faydası olmadığını söylüyor.
Van Egeraat bunu 20 yıl önce öğrenmiş: “İlk sanat galerilerimden birinde, tek yönde dev bir cam duvar yaptım ve döşemenin tam ortasında da bir delik. Bu deliğin içine girerek yerdeki küçük gözlerden ufak sanat objeleri çıkartabiliyordunuz. Açılışta, ellerinde kan gibi görünen ketçap öbekleriyle iki sanatçı ortalıkta “Mimarların ne yaptığına bakın, mimarlar sizi öldüren binalar yapıyorlar!” diyerek gezdiler. Çok ileriye gittiğimi anlamıştım. Çok tehlikeliydi.”
Sanatçıların Mima ile bir sorunları olmasa gerek. Çünkü Mima’nın tasarımı tıpkı açık bir kitap gibi. Meydanda durup galerinin ön kısmını oluşturan dev cam kutuya bakabilir ve neyle karşılaşacağınız hakkında net bir fikre sahip olabilirsiniz. Girişte, bilet satış mekanları ya da bariyerler olmaksızın ulaşılabilen, tüm katlar boyunca devam eden kamusal bir lobi bulunuyor. Giriş katta yine bir kafe ve bir mağaza yer alıyor. Cam duvarın arkasında yer alan kireçtaşı kaplamalı duvar binanın geri kalanını oluşturuyor. Duvarın üzerinde ise sol alt köşeden sağ üste doğru uzanan bir yarık bulunuyor.
Van Egeraat, “Taş duvar, bir düzenleme ve yönelme aracı haline geldi” diye açıklıyor. “Binanın birincil mekanlarını, öndeki kamu mekanından ayırıyor. Çok da büyük bir tesis değil. Beş galeri odası, bir atölye mekanı, bir konferans salonu, ofisler, yer altındaki depolama ve arşiv mekanlarından oluşuyor ve bir kaç yarı geçirgen sanat çalışmasının dışında kendini göstermeyecek şekilde basit. Hiç renk yok ve gereksiz hiç bir detay yok. Galeri alanları, büyük uluslararası galeriler için bir tabu olabilecek biçimde yapay olaral aydınlanıyor. Ama Egeraat, bunu tercih etmelerinin de pratik bir nedeni var. Bu şekilde sanatçılar aydınlatma koşulalrını kontrol edebiliyorlar. Ayrıca sanat galerilerinde gerçekleşen hırsızlıkların çoğu çatı pencereleriyle mümkün oluyor.
Mima’nın detaylandırılması, basit olduğu gibi, fazla yumuşak da değil. Cephedeki yüzeyler birbirileri ve çatı çizgisi üzerine kayıyorlar. Çelik halatlar, cam cephe ve taş duvar elemanlarının her biri hafifçe farklı açılarda duruyorlar ve iç mekanla dışarısı arasında belirsiz bir geçiş yaratıyorlar. Duvar yüzeyi ise doku ve düzen bakımından kendiliğinden değişiklik gösteriyor. Binanın arka tarafındaki düz beyaz yüzey dahi aluminyum yivlerden bir doku yaratılarak kırılmış.
Kafe, Hollanda’nın çok moda olan tasarım grubu Droog’dan Gijs Bakker’a ait ve Takeshi Yasuda tasarımı tabak ve çatal-bıçak takımlarına sahip. Bu setler aynı zamanda satışa da sunuluyor. Michael Rowe tasarımı mağazadaki Andy Miller imzalı raf yerleştirmesi başlı başına bir sanat eseri.
Öncelikle ve en önemlisi yeni bir kültür merkezi olaral algılanacak olsa da, Mima’nın en büyük başarısı Middlesbrough kent merkezini yeniden düzenlemiş olmasıdır. Van Egeraat “Proje, galeriyi de kapsayan bir master plandı, tam tersi değil” diyor. “Başlangıçta dedim ki, ’Eğer yenilemek istiyorsanız lütfen yalnızca birkaç sokağı temizleyip yeni elektrik direkleri koymayın, onun yerine kentiniz üzerine daha dinamik düşünmeye başlayın.’ ”
[Only registered and activated users can see links]
Fotoğraf: Flickr
Özgün niyet, yapıyı bir tarafında kütüphane, diğerinde belediye sarayı ile bugünkü konumuna 90 derece dik yerleştirmek ve arkasında geniş bir boş alan bırakmaktı. Onun yerine, van Egeraat şimdi olduğu yere yerleştirilmesi üzerine bir kampanya gerçekleştirdi ve bu şekilde çok daha büyük bir kamusal alan yarattı. Mima projesinde hiç bir engelle karşılaşılmazken, meydanı gerçekleştirmek oldukça zor olmuş. (Meydanın tasarımında West 8 ile birlikte çalışılmış.) “İnsanları çimin iyi bir çözüm olacağına inandırmak iki yıl sürdü. Her türlü nedenleri vardı. Bu alanın bir futbol sahasına dönüşeceğini, insanların oturduklarında giysilerinde yeşil lekeler oluşacağını öne sürdüler. Sonuç olarak çimlerin içinde çelik levhalar kullandık ve bu konudaki tartışmalar da yaklaşık bir yıl sürdü.”
Bugün yeni meydana bakınca, van Egeraat’ın haklı olduğu apaçık görülüyor. Meydan yalnızca birbirinden farklı yapıları bir araya getirmiyor, ilerdeki bir parkla bağlanarak yeni bir kamusal koridor oluşturuyor. Mima’nın yanında hala bir başka bina, dükkanları buraya çekecek bir bina için boş bir alan bulunuyor. Futbolcuları bir kenara bırakırsak, Middlesbrough iş imkanları ve harcama gücü bakımından çok zengin bir yerleşim değil ve yenilenmenin gerçek etkilerinin hissedilebilmesi için de biraz zaman gerekecek. Ama en azından iyimserlik oldukça bol bulunuyor ve bunu aktaracak bir yerleri var. Kültürel açıdan söylemek gerekirse, perakende satış markaları olmasa da en azınan bir kaç tasarım markası artık Middlesbrough’da.
Kaynak: Guardian Yazan: Steve Rose Çeviren: Şebnem Şoher - Arkitera.com
[Only registered and activated users can see links]
Middlesbrough Modern Sanat Enstitüsü, Fotoğraflar: middlesbrough.gov.uk ve Guardian
Ray Mollon’ın bir hayali var. Middlesbrough’nun renkli belediye başkanı, kentin endüstri sonrası peyzajını “tasarımcı imzalı” bir yerleşime dönüştürmek istiyor. Kısa süre öncesine kadar Middlesbrough’nun bu ihtimali gerçekleştirmesi birinci lig futbolcularının harcama gücüne bağlıydı ve ne yazık ki onlar da alışveriş yapmak için genellikle Newcastle’a gidiyorlardı. Çelik alanında küresel bir süper güç olduğu günlerden bu yana Middlesbrough’nun dışarıya açılması, tasarımcı ölçeğine zorlukla ulaşmaktaydı: ünlü Middlesbroughlular arasında Paul Daniels, Chris Rea and Roy "Chubby" Brown bulunuyordu.
Ancak Mallon, yeni Middlesbrough Modern Sanat Enstitüsü, Mima’nın ülkenin bu turistsiz köşesinin ziyaret edilmesi için bir neden oluşturacağını ve rejenerasyonun tohumlarının atılacağını umuyor. Enstitünün başarısı henüz görülmeyi bekliyor ancak Ocak sonunda açılacak galeride sanat dünyasından ses getirecek birkaç dünya markası isim yer alacak: İlk sergide Damien Hirst, Gavin Turk ve Chris Ofili’nin işleri yer alıyor.
Dürüst davranmak gerekirse, suç ve kirlilik konularındaki ününe karşın, Middlesbrough kültürel açıdan pek de çöl sayılmaz. Middlesbrough Sanat Galerisi’nin dönüştürülmüş bir muayenehane olmasına karşın, kentin 19. yüzyıl sonrası sanat koleksiyonu, aralarında David Hockney, Bridget Riley ve Stanley Spencer’ın işleri bulunan 3000’den fazla parçadan oluşuyor. Ayrıca Darlington yakınlarında David Mach imzalı harika bir tuğla tren yer alıyor. Kent merkezinde, Victoria Meydanı’nda ise bir başka Middlesbrough kaçağı olan Kaptan Cook anısına yapılmış, Claes Oldenburg ve Coosje Van Bruggen’a ait tek büyük ölçekli heykel olan “Bottle of Notes” duruyor.
Mima’dan önce heykel Victoria Meydanı’ndaki mimari kaosun içinde başıboş bir şekilde duruyordu. 1960ların çirkin yapıları, birer 19. yüzyıl yapısı olan belediye sarayı ve kütüphanesi, 1980lerden bir mahkeme binası meydandaki karmaşıklığı oluşturan parçalar. Fakat şimdi, “Bottle of Notes” yeni ve genişletilmiş bir kamusal meydanın kenarındaki, parıldayan beyazlıkta Mima binasının dışında gururla ayakta duruyor ve sanki oraya aitmiş gibi görünüyor.
Mima’nın mimarı Erick van Egeraat, “Çevresindeki alan berbat durumdaydı” diyor. “Çevrede yalnızca araba park alanları ve insanların en fazla arada sırada futbol oynayabilecekleri yarı-kamusal araziler vardı. Bir kentin merkezinde böyle bir manzara görmek inanılmaz bir durumdu. Middlesbrough’nun grid dokusunu görmek ise benim için mutluluk verici bir şekilde şaşırtıcı oldu. Ancak bu kentin sahip olduğu neredeyse tek avantajdı. Gerçekten, herhangi bir ek burayı çok daha çekici hale getirebilirdi.”
[Only registered and activated users can see links]
Görselleştirme: middlesbrough.towntalk.co.uk
Rotterdamlı van Egeraat kendi başına bir tasarım markası sayılabilir. Henüz Rem Koolhaas ya da MVRDV gibi yurttaşlarıyla birlikte en tepede olmayabilir ancak ünü büyümeye devam ediyor. Van Egeraat önce Delftli mimarlık firması Mecanoo’nun ortağı ve 195’ten bu yana Budapeşte’deki ING Bank Binası ve İrlanda’daki Crawford Galerisi Ek Binası gibi bina uygulamaları gerçekleştirdikleri kendi ofisinin kurucusu oldu. İşleri modern formların gösterişli, neredeyse barok ele alınmalarıyla tanınıyor. Eğimli cam paneller, şişkin kabuklar, dinamik mekansal bütünleşmeler ve bunlara ek olarak cesur bir bezeme kullanımı van Egeraat’ın işlerinin karakteristik özellikleri.
Mima için Hollandalı star bir mimar belirlendiğinde, Frank Gehry’nin Bilbao örneğinin benzerini yapmaya çalışmaya takılıp kalmış onlarca örnek akla gelerek, kentte kollektif bir figan duyuluyordu: “Bir başka Guggenheim taklitçisi daha olmasın!” Ama van Egeraat’ın ilk İngiltere binası mimari teşhirciliğin bir parçası değil. Bağlamın gerektirdiği şekilde, ancak mimarın standartlarına göre oldukça sınırlanmış bir model. Van Egeraat, dikkati sanat yerine kendinde toplayan, bariz şekilde ikonik bir galerinin mimardan başka kimseye faydası olmadığını söylüyor.
Van Egeraat bunu 20 yıl önce öğrenmiş: “İlk sanat galerilerimden birinde, tek yönde dev bir cam duvar yaptım ve döşemenin tam ortasında da bir delik. Bu deliğin içine girerek yerdeki küçük gözlerden ufak sanat objeleri çıkartabiliyordunuz. Açılışta, ellerinde kan gibi görünen ketçap öbekleriyle iki sanatçı ortalıkta “Mimarların ne yaptığına bakın, mimarlar sizi öldüren binalar yapıyorlar!” diyerek gezdiler. Çok ileriye gittiğimi anlamıştım. Çok tehlikeliydi.”
Sanatçıların Mima ile bir sorunları olmasa gerek. Çünkü Mima’nın tasarımı tıpkı açık bir kitap gibi. Meydanda durup galerinin ön kısmını oluşturan dev cam kutuya bakabilir ve neyle karşılaşacağınız hakkında net bir fikre sahip olabilirsiniz. Girişte, bilet satış mekanları ya da bariyerler olmaksızın ulaşılabilen, tüm katlar boyunca devam eden kamusal bir lobi bulunuyor. Giriş katta yine bir kafe ve bir mağaza yer alıyor. Cam duvarın arkasında yer alan kireçtaşı kaplamalı duvar binanın geri kalanını oluşturuyor. Duvarın üzerinde ise sol alt köşeden sağ üste doğru uzanan bir yarık bulunuyor.
Van Egeraat, “Taş duvar, bir düzenleme ve yönelme aracı haline geldi” diye açıklıyor. “Binanın birincil mekanlarını, öndeki kamu mekanından ayırıyor. Çok da büyük bir tesis değil. Beş galeri odası, bir atölye mekanı, bir konferans salonu, ofisler, yer altındaki depolama ve arşiv mekanlarından oluşuyor ve bir kaç yarı geçirgen sanat çalışmasının dışında kendini göstermeyecek şekilde basit. Hiç renk yok ve gereksiz hiç bir detay yok. Galeri alanları, büyük uluslararası galeriler için bir tabu olabilecek biçimde yapay olaral aydınlanıyor. Ama Egeraat, bunu tercih etmelerinin de pratik bir nedeni var. Bu şekilde sanatçılar aydınlatma koşulalrını kontrol edebiliyorlar. Ayrıca sanat galerilerinde gerçekleşen hırsızlıkların çoğu çatı pencereleriyle mümkün oluyor.
Mima’nın detaylandırılması, basit olduğu gibi, fazla yumuşak da değil. Cephedeki yüzeyler birbirileri ve çatı çizgisi üzerine kayıyorlar. Çelik halatlar, cam cephe ve taş duvar elemanlarının her biri hafifçe farklı açılarda duruyorlar ve iç mekanla dışarısı arasında belirsiz bir geçiş yaratıyorlar. Duvar yüzeyi ise doku ve düzen bakımından kendiliğinden değişiklik gösteriyor. Binanın arka tarafındaki düz beyaz yüzey dahi aluminyum yivlerden bir doku yaratılarak kırılmış.
Kafe, Hollanda’nın çok moda olan tasarım grubu Droog’dan Gijs Bakker’a ait ve Takeshi Yasuda tasarımı tabak ve çatal-bıçak takımlarına sahip. Bu setler aynı zamanda satışa da sunuluyor. Michael Rowe tasarımı mağazadaki Andy Miller imzalı raf yerleştirmesi başlı başına bir sanat eseri.
Öncelikle ve en önemlisi yeni bir kültür merkezi olaral algılanacak olsa da, Mima’nın en büyük başarısı Middlesbrough kent merkezini yeniden düzenlemiş olmasıdır. Van Egeraat “Proje, galeriyi de kapsayan bir master plandı, tam tersi değil” diyor. “Başlangıçta dedim ki, ’Eğer yenilemek istiyorsanız lütfen yalnızca birkaç sokağı temizleyip yeni elektrik direkleri koymayın, onun yerine kentiniz üzerine daha dinamik düşünmeye başlayın.’ ”
[Only registered and activated users can see links]
Fotoğraf: Flickr
Özgün niyet, yapıyı bir tarafında kütüphane, diğerinde belediye sarayı ile bugünkü konumuna 90 derece dik yerleştirmek ve arkasında geniş bir boş alan bırakmaktı. Onun yerine, van Egeraat şimdi olduğu yere yerleştirilmesi üzerine bir kampanya gerçekleştirdi ve bu şekilde çok daha büyük bir kamusal alan yarattı. Mima projesinde hiç bir engelle karşılaşılmazken, meydanı gerçekleştirmek oldukça zor olmuş. (Meydanın tasarımında West 8 ile birlikte çalışılmış.) “İnsanları çimin iyi bir çözüm olacağına inandırmak iki yıl sürdü. Her türlü nedenleri vardı. Bu alanın bir futbol sahasına dönüşeceğini, insanların oturduklarında giysilerinde yeşil lekeler oluşacağını öne sürdüler. Sonuç olarak çimlerin içinde çelik levhalar kullandık ve bu konudaki tartışmalar da yaklaşık bir yıl sürdü.”
Bugün yeni meydana bakınca, van Egeraat’ın haklı olduğu apaçık görülüyor. Meydan yalnızca birbirinden farklı yapıları bir araya getirmiyor, ilerdeki bir parkla bağlanarak yeni bir kamusal koridor oluşturuyor. Mima’nın yanında hala bir başka bina, dükkanları buraya çekecek bir bina için boş bir alan bulunuyor. Futbolcuları bir kenara bırakırsak, Middlesbrough iş imkanları ve harcama gücü bakımından çok zengin bir yerleşim değil ve yenilenmenin gerçek etkilerinin hissedilebilmesi için de biraz zaman gerekecek. Ama en azından iyimserlik oldukça bol bulunuyor ve bunu aktaracak bir yerleri var. Kültürel açıdan söylemek gerekirse, perakende satış markaları olmasa da en azınan bir kaç tasarım markası artık Middlesbrough’da.
Kaynak: Guardian Yazan: Steve Rose Çeviren: Şebnem Şoher - Arkitera.com