mimlioenel
29-12-2006, 10:38
Alışveriş - Harvard’dan Şehir Üzerine Projeler
[Only registered and activated users can see links]
Tae-Wook Cha, Chuihua Judy Chung, Jutiki Gunter, Daniel Herman, Hiromi Hosoya, Sze Tsung Leong, Kiwa Matsushita, John Mcmorrough, Juan Palop-Casado, Markus Schaefer, Tran Vinh, Srdjan Jovanovich Weiss and Louise Wyman.
Harvard Tasarım Okulu’nun şehir üzerine gerçekleştirdiği projeler, mimarların içinde bulunduğu, müdahalede bulunmalarının beklendiği, olası müdahalelerin ise asla anlaşılmadığı ve takdir görmediği mimarlık pratiğinin kayıtsız durumuna bir cevap olarak başlamıştır. Bir mimarın ilgi alanları, projeler ve müşteriler yüzünden, bağımsız araştırmalar yerine bir seri rastlantısal tesadüf tarafından belirlenmektedir. Bu yüzden mimarlar dış dürtülere göre hareket etmekte; bağımsız analiz, araştırma ya da soruşturma yapma yetileri ise mimarlık repertuarlarının dışında kalmaktadır. Fakat en basitinden, şehrin ve mimarlığın gelişmesini etkileyen olayları kavramak için, mimarların bağımsız bir mimarlık seviyesinde çalışması gerekmektedir ve bu durum günümüzde giderek daha da önemli hale gelmektedir.
[Only registered and activated users can see links]
“Şehir Üzerine Projeler” kentsel durumla ilgili bir takım konuların sorgulanmasını içerir. Bu konular, şu anda dünyayı meşgul eden kentsel değişimleri ve bu değişimlerin yarattığı çeşitli alışılmadık durumları yansıtmaları için özel olarak seçilmiştir. Proje, her sene özel bir konuyu ele alan tez öğrencilerinin yürüttüğü katıksız bir araştırma projesidir, tasarımla bir ilgisi yoktur.
Havaalanı = Alışveriş Merkezi
Kilise = Alışveriş Merkezi
Hükümet binası = Alışveriş Merkezi
Müze = Alışveriş Merkezi
Askeriye = Alışveriş Merkezi
Alışveriş -tartışılabilir biçimde- kalan son sosyal aktivitedir. Yağmacı durumların giderek artmasının verdiği itici güçle, alışveriş, kentsel yaşamın neredeyse her alanını işgal etmektedir. Tarihi kent merkezleri, varoşlar, caddeler, tren istasyonları, müzeler, hastaneler, okullar, internet ve hatta askeriye, alışveriş mekânları ve mekanizmaları tarafından şekillenmektedir. Kiliseler yandaşlarını çekmek için alışveriş merkezlerine öykünmekte, havaalanları yolcuları tüketicilere dönüştürmekte, müzeler ayakta kalabilmek için alışveriş mekânlarına dönüşmektedir. Avrupa’nın geleneksel şehri, başta alışverişe karşı durabildiyse de, şimdilerde Amerikanvari tüketiciliğin bir aracı olmuştur. “Yüksek” mimarlar, ticari dünyayı hor görseler de, müzeleri ve üniversiteleri tasarlamak için alışverişin getirdiği şekillenmeleri kullanmaktadırlar. Planlamaları alışveriş merkezlerine benzetilerek ruhsuz şehirlere canlılık verilmektedir.
Alışveriş, tüketici hareketlerini teşvik etmek amacıyla inşaat dünyasına sistemli bir şekilde eklenen bir seri buluş olmadan, kentsel değişime bu derece etki edemezdi. Havalandırma, iç mekânlara yeni derinlikler kattı, alanları alışveriş için daha uygun hale getirdi ve tüketiciyi sunduğu konforla sarmaladı. Yürüyen merdiven alışverişçiye, ticari mekânların geniş mesafelerini ve yüksekliklerini zahmetsizce aşma imkânı verdi. Doğa bile yapay olarak yeniden yaratılarak, bu yeni sonsuz iç mekâna dâhil edildi.
Şimdilerde, alışveriş bizim hakkımızda daha çok veriye sahip olarak yayılma alanını daha da genişletiyor. Alışveriş, teknolojik buluşlarla beraber gelen yeni dalgalanmalarla; hayatımızın renkli ayrıntılarını kaydeden kredi kartları, akıllı kartlar ve sayma makineleri sayesinde gündelik hayatımızın her alanına nüfuz ederek ölçeğinin ve çapının ötesinde yayılıyor. Çoğunlukla durağan olan diğer programların aksine, alışverişin değişimi sınırsız; sürekli olarak yenilenip, cazip hale getirildiğinden dolayı, kendine her zaman genişleyecek ve diğer toplumsal aktiviteler içinde yer açacak alanı yaratıyor.
Takip eden bölümler, Harvard Tasarım Okulu’nun hazırladığı, insanların, tekniklerin, ideolojilerin, buluşların, mekânların ve alışverişin umutsuz bir biçimde yeniden cazip hale getirdiği şehirlerin, bir düzine deneme, istatistik analiz ve yorum üzerinden resmedildiği “Guide for Shopping” (Alışveriş için Rehber) adlı çalışmadan alınmıştır. Belki de yirminci yüzyılın sonu, kentin alışveriş olmadan anlaşılamadığı noktada gelecek…
Alışveriş havalandırma olmaksızın, nefes almak kadar kolay bir hale gelemez. Sadece havalandırma, penceresiz, sürgüsüz, yapay çevrelere böylesine bir rahatlık ve konfor sağlayabilir. Mekanik olarak yönetilen hava şartları, iç mekân derinliğinin dağılmasını olanaksız kılarken, artan bir biçimde, her çeşit ve büyüklükteki insan aktivitesine olanak tanıyan mekânlar yaratmaktadır: pazarlar, pasajlar ve en sonunda da alışveriş merkezleri, dış şartlardan bağımsız ve kendi kendini kontrol edebilen alanlar haline geldiler. Son olarak havalandırmanın keşfiyle, doğal ışık ve hava gereksizleşti, böylelikle “ideal” ve tamamen yapay alışveriş ortamlarına halkın kolaylıkla uyumu sağlandı. Alışverişe ayrılan zaman, mağazaların ve alışveriş merkezlerinin toplumsal aktivitelerin önüne geçmesiyle daha da artmaya başladı. Daha fazla konfor, iç mekânlarda daha fazla zaman harcama isteğiyle birleşti ve bu da daha çok harcama yapılmasını olanaklı hale getirdi. Rahatlık yerine satışları arttırmak, savaş sonrası dönemde havalandırma endüstrisinin felsefesi haline geldi, bu noktada da mekanik havalandırma kaçınılmaz bir gerekliliğe dönüştü. Soğuk havanın temel bir gereksinim olmasıyla beraber hava sıcaklığını kontrol etmek alışveriş merkezlerinin en önemli ihtiyaçlarından birine dönüştü…
Havalandırma = Sınırsız İç Mekânlar
İç mekân koşulları, havalandırma tarihinin ilk yılları boyunca, o kadar mükemmel hale getirildi ki, dışarısı giderek daha da önemsiz olmaya başladı. Bunun sonucunda, ilk defa olarak –yıllar boyunca mimarinin en temel elemanlarından biri olmuş olan- pencere kullanışsız hale geldi. 1929’da “Isıtma, Tesisat ve Havalandırma Dergisi”, hâlihazırda planlanmakta olan ve havalandırmayla beraber yapay aydınlatmayı mümkün kılan penceresiz binaların, kesinlikle gerçeğe dönüşeceğini açıkladı:
“[…] Bırakın da, dışarıya açılan pencerelerden gelecek olan “temiz” hava için ağlayanlara, bunun şehirde var olmadığını hatırlatalım.[…] Havalandırma, doğanın kontrol edilemez bir biçimde sunduğu atmosfer şartlarının her gün istenilen ve belirlenen şekilde olmasını sağlayacaktır.
Doğaya alternatif olarak sunulan yapay çevre, giderek daha çok kabul görür hale geldi. 1938’lerden kalma bir açıklamada, penceresiz bir mağazanın, satış alanını “zayıf günışığından ya da doğal havalandırmadan kurtararak tozdan arındırdığı ve sonucunda da iyi, kaliteli bir mekanik havalandırma ve daha homojen, hoşa giden yapay bir aydınlatma sağladığı belirtilmiştir. […] Birçok şekilde, pencerelerin satış alanından çıkarılması, mağazalara bir çeşit estetik ve satış verimi katmaktadır.”
= Penceresizlik
1950’lerin ortalarında, alışveriş merkezlerinin keşfiyle, havalandırma ve alışveriş arasındaki ilişki kuruldu. Büyük mağazaların aksine, alışveriş merkezleri havalandırma sayesinde var olabilen ilk ticari alan şeklidir: daha önce hiçbir mekân, iç hacimde böylesi bir derinliğe ve kontrol edilebilen yapay iklim şartlarına sahip değildi.
Kapalı alışveriş merkezi fikrini ilk ortaya atan ve aynı zamanda dünyadaki ilk kapalı alışveriş merkezi olan, Minneapolis Southdale Alışveriş Merkezi’nin tasarımcısı Victor Gruen, havalandırma konusunda vardığı noktayı şöyle açıklıyor: “Ne zaman Minnesota’ya gitsem, hava ya dondurucu bir şekilde soğuk ya da dayanılmaz bir şekilde sıcak oluyordu. Zamanında çok acısını çektiğim bu kişisel deneyimlere dayanarak, uç noktada hava şartlarına sahip açık alanlarda tam bir başarı sağlanamayacağı görüşüne ulaştım. Buradan yola çıkarak, Dayton’lar [Gruen’in müşterisi] için hava şartlarından tamamen arındırılmış, kendi iklimini yaratan, titizlikle planlanmış kapalı iç mekânlar fikrini ortaya attım.”
Mekânın dışarıyla bağlantısını kuran bütün diğer mimari elemanların aksine, müşterinin olmasını istediği ve beklediği, pencere, sonunda işlevsiz sayılmaya ve hatta ticaret için bir engel olarak görülmeye başlandı. Gruen’e göre, tam da o sıralarda, tüccarlar, “sadece hava sıcaklığını değil aynı zamanda havanın nemini ve temizliğini de kontrol etmeye yarayan havalandırmanın, sürekli olarak toz ve kir yaratan pencere açıp kapama prosedürüne nazaran daha çok tercih edilir buldular. Bu yüzden, mağaza sahipleri, penceresi ve açıklığı olmayan yapılar talep etmeye başladılar.”
Bu esnada, resmi olarak “dışarısı” olarak adlandırılan şey, tamamen yalıtılıp, kontrol edilebilir hale sokulduktan sonra iç mekâna dâhil edilmeye başlandı. Ve bunu da kentsel aktiviteler takip etti. Gruen sadece “etraftaki iklimden yalıtılmış en geniş mekânı” tasarlamadı, yapay iklim sayesinde bir buluşma noktasına dönüşen alışveriş merkezinin aynı zamanda, özellikle akşamüstü saatlerinde, en önemli kentsel etkinliklerin gerçekleştirildiği alan” haline gelmesini sağladı.
= Alışveriş Merkezi
Havalandırma sayesinde tüketicide açığa çıkması beklenen enerjinin faydalarını deneysel olarak kanıtlamak yerine Gruen, “çeşitli ortam şartlarında gönüllü olarak yürüyen ortalama bir insanın” kat ettiği mesafe ve zamanı gösteren bir grafik hazırladı. Buna göre ortalama bir insan; hayli çekici, tamamen iklim şartlarından arındırılmış, yapay olarak havalandırılan çevrelerde 5,000 feet’lik bir mesafe kat ediyor ve 20 dakika harcıyorken, hayli çekici, sadece yürüme yollarının güneş ışığı ve yağmurdan korunduğu çevrelerde 2,500 feet’lik bir mesafe kat ediyor ve 10 dakika harcıyor. Çekici ama sert iklim şartlarının geçerli olduğu dönemlerde, bu şartlardan korunmayan çevrelerde ise 381 m’lik bir mesafe boyunca yürüyor ve 5 dakika harcıyor. Park alanları, garajlar, sıkışık trafiğe sahip caddeler gibi çekici olmayan çevrelerde ise ancak 2 dakika harcıyor ve 183 m yürüyor.
= Daha Fazla Alışveriş…
Yürüyen Merdiven = Rahatlık
Havalandırmayla birlikte, diğer hiçbir buluşun alışveriş üzerinde yürüyen merdiven kadar etkisi ya da önemi olmamıştır. Kısıtlı sayıda insan taşıyan, farklı katlar arasında hareket eden ve mekanizmasından dolayı mekân bölünmesi yaratan asansörün aksine yürüyen merdiven, her türlü mekân katmanını çeşitli şekillerde birleştirirken, kişiye ait alanlar ve farklı katlar arasındaki ayrımı da ortadan kaldırıyordu. Yirminci yüzyılın başında, büyük mağazaları kullanışsız hale getiren, yürüyen merdiven, kullanılmayan alanları ticari mekâna kolaylıkla dâhil edebilmesiyle iktidarını ilan etti. Rahatlığın bir aracı olarak yürüyen merdiven, gerçek ölçeğinden ve işleyişinden bihaber biçimde, neredeyse düşünmeden ve otomatik olarak içinde yaşıyor olduğumuz binaların yapılabilmesi için gerekli olan yeni inşaat sektörleri yarattı. Böylece, paradoksal bir biçimde, en az dikkat çeken ve en popüler mimarlık en radikal mimarlık haline geldi.
Maksimum Dolaşım=Maksimum Satış Hacmi
Yürüyen merdiven ile daha önce kopuk olan alanlar yumuşak bir şekilde birbirlerine bağlanarak, bütün bir mekânsal deneyime olanak tanır hale geldiler, farklı hatta uyumsuz mekânların birbirlerine eklenmesiyle neredeyse sonsuz bir hacim elde edilebilir oldu. Etkili bir geçiş elemanı olarak yürüyen merdiven, parçalanmanın dışına çıkarak bir tutarlılık sağladı, şehrin büyük parçalarını bir araya getirdi ve alışveriş merkezleriyle kullanılmayan, geniş alanlara fiziksel bir görünüm verdi.
= Daha Fazla Alışveriş…
Yakın zamanda, yürüyen merdivenin yumuşatıcı etkisi, alışveriş alanlarının genişletilmesiyle birleşti. Sadece mekânlar değil, aktiviteler de ayırt edilemeyecek şekilde birbirine benzemeye başladılar. Okulların ve havaalanlarının alışveriş merkezlerine dönüşmesi gibi, müzeler ve varoşlar da birer alışveriş merkezleri haline geldiler ve sonucunda da, yürüyen merdiven bütün aktiviteleri ve mekânları birbirine kolay ve çekici bir şekilde bağlayan, tanıdık, her yerde karşımıza çıkan, etkili bir ikona dönüştü. Yürüyen merdiven, kullanımımız için sadece yeni ölçekler, alanlar ve mekânlar yaratmakla kalmadı, -yalnızca çok azımızın dayanabildiği- bir kuvvetle şehirlerimizi şekillendirir oldu.
Alışveriş = Hareket
Hiçbir şey, alışverişin var olmaya devam etmesi için tüketici ve ürün akışı kadar temel bir gereklilik değildir. Devinime ve alışverişe dair problemlerin birbirinden ayırt edilemez olması, satış hacmi ve trafiği miktarı arasındaki oran yüzündendir. Yürüme rotalarının, yol sistemlerinin, metro istasyonlarının halihazırda var olan altyapılara eklenmesiyle ve yürüyen merdivenin, yürüme bantlarının yarattığı mekanik hareketle alışveriş, şehirdeki devinimi derinden etkilemeye ve yönetmeye başlamıştır.
Doğa≠Doğal Olan
Yirminci yüzyılın sonunda, alışverişin, ölçeğini, yoğunluğunu ve yayılma alanını arttırarak mimari üzerinde peyzajdan daha etkili bir hale gelmesiyle beraber, alışveriş merkezleri, tüketiciden beklenen tepkileri almak üzere sesin, havanın, ışığın ve hatta bitkilerin değiştirildiği, baştan çıkarıcı mekânlara dönüştüler. Doğa, artık, tüketimin ortaya koyduğu mekanikleşmenin bir parçası olmanın yanında tüketiciyi cezbetmek için kullanılan ilk tercihlerden olmaya başladı. Bu noktada doğa, ticari ecstasy’leri karşılama yüzünden oluşan mecburi karmaşayı gidermeye ve yapay üretimin işleyişini gizlemeye yarayan, yeri doldurulabilir bir araç haline geldi.
Bir alışveriş getirisi olarak, yeri doldurulabilir olan, tüketim potansiyeli yaratmak için çevreyi değiştirmeye yarayan diğer stratejilerle beraber kullanılmaktadır. Duyumsal şaşırtmacalara alışkın hale getirilen alışverişçinin, eleştirel yargılaması bozulmakta, harcamaya karşı olan direnci kırılmaktadır. Bu alışveriş peyzajında, –kültürün ideolojik olarak tersi olan- doğa, artık değişmiştir ve uygunsuzdur. Yeni bir doğa artık teknoloji tarafından değiştirilerek ya da doğal olmayan formlar altında mümkün olmaktadır. Bu yeni doğa, peyzajı yeniden yaratmak için orijinal olanı taklit etmektedir ve bu peyzajın teknoloji kullanılarak çoğaltılmış bir kopyası olarak düşünülebilir. Yeri yeniden doldurulabilir olana benzer biçimde, elde edilen bu yeni doğanın bileşik bir yapısı vardır, yarısı gerçek yarısı sentetiktir ve organik malzemenin teknoloji tarafından geliştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Doğa – Gerçek
Bunlar "yalancı" değil, 60’ların, 70’lerin plastik bitkilerinden bahsediyoruz… Alışverişçiler onları "yalancı veya yapay" olarak görmezler. Ama gerçekte, gördükleri ve dokundukları bütün palmiye parçaları gerçektir. Gördükleri, görkemli, yüksek kaliteli palmiye ağaçlarıdır ve alışveriş merkezinin açılış gününden, yani ilk defa görüldükleri günden yıllar sonra dahi ilk günkü gibi kalmaya devam ederler. Dennis E.Gabrick, Başkan / CEO, Uluslararası Korunmuş Ağaç gövdeleri Promosyon Mektubu, Şubat 1, 1996
Bu palmiye ağaçları, genellikle kontrollü ortamlarda yetiştirilmiş olan gerçek ağaçlardır, istenilen boy ve çapa ulaştıktan sonra kesilirler ve bir cenaze evinin oturma odasını andıran laboratuarlarda dikkatli bir şekilde parçalanırlar. Kütüğün her parçası ve yaprağı palmiyeden ayrılır, içeriklerindeki su kurutulur, balmumuna benzer bir sıvıyla kaplanır ve kurumaya bırakılır. Daha sonra "yetenekli zanaatkârlar", kurumuş parçaları delikli bir PVC borunun üzerine dikerek ağacı yeniden yaratırlar.
"Demirden yapılmış alıcılar", sayısı 40’a kadar çıkabilen tutmaçlarıyla yaprakların eklenmesine hazır hale getirilirler, en alt bölüm ise, bir daha bahçıvana gerek duyulmayacak biçimde, yere sürgülenir.
Çeviren: İrem Çağıl
[Only registered and activated users can see links]
Tae-Wook Cha, Chuihua Judy Chung, Jutiki Gunter, Daniel Herman, Hiromi Hosoya, Sze Tsung Leong, Kiwa Matsushita, John Mcmorrough, Juan Palop-Casado, Markus Schaefer, Tran Vinh, Srdjan Jovanovich Weiss and Louise Wyman.
Harvard Tasarım Okulu’nun şehir üzerine gerçekleştirdiği projeler, mimarların içinde bulunduğu, müdahalede bulunmalarının beklendiği, olası müdahalelerin ise asla anlaşılmadığı ve takdir görmediği mimarlık pratiğinin kayıtsız durumuna bir cevap olarak başlamıştır. Bir mimarın ilgi alanları, projeler ve müşteriler yüzünden, bağımsız araştırmalar yerine bir seri rastlantısal tesadüf tarafından belirlenmektedir. Bu yüzden mimarlar dış dürtülere göre hareket etmekte; bağımsız analiz, araştırma ya da soruşturma yapma yetileri ise mimarlık repertuarlarının dışında kalmaktadır. Fakat en basitinden, şehrin ve mimarlığın gelişmesini etkileyen olayları kavramak için, mimarların bağımsız bir mimarlık seviyesinde çalışması gerekmektedir ve bu durum günümüzde giderek daha da önemli hale gelmektedir.
[Only registered and activated users can see links]
“Şehir Üzerine Projeler” kentsel durumla ilgili bir takım konuların sorgulanmasını içerir. Bu konular, şu anda dünyayı meşgul eden kentsel değişimleri ve bu değişimlerin yarattığı çeşitli alışılmadık durumları yansıtmaları için özel olarak seçilmiştir. Proje, her sene özel bir konuyu ele alan tez öğrencilerinin yürüttüğü katıksız bir araştırma projesidir, tasarımla bir ilgisi yoktur.
Havaalanı = Alışveriş Merkezi
Kilise = Alışveriş Merkezi
Hükümet binası = Alışveriş Merkezi
Müze = Alışveriş Merkezi
Askeriye = Alışveriş Merkezi
Alışveriş -tartışılabilir biçimde- kalan son sosyal aktivitedir. Yağmacı durumların giderek artmasının verdiği itici güçle, alışveriş, kentsel yaşamın neredeyse her alanını işgal etmektedir. Tarihi kent merkezleri, varoşlar, caddeler, tren istasyonları, müzeler, hastaneler, okullar, internet ve hatta askeriye, alışveriş mekânları ve mekanizmaları tarafından şekillenmektedir. Kiliseler yandaşlarını çekmek için alışveriş merkezlerine öykünmekte, havaalanları yolcuları tüketicilere dönüştürmekte, müzeler ayakta kalabilmek için alışveriş mekânlarına dönüşmektedir. Avrupa’nın geleneksel şehri, başta alışverişe karşı durabildiyse de, şimdilerde Amerikanvari tüketiciliğin bir aracı olmuştur. “Yüksek” mimarlar, ticari dünyayı hor görseler de, müzeleri ve üniversiteleri tasarlamak için alışverişin getirdiği şekillenmeleri kullanmaktadırlar. Planlamaları alışveriş merkezlerine benzetilerek ruhsuz şehirlere canlılık verilmektedir.
Alışveriş, tüketici hareketlerini teşvik etmek amacıyla inşaat dünyasına sistemli bir şekilde eklenen bir seri buluş olmadan, kentsel değişime bu derece etki edemezdi. Havalandırma, iç mekânlara yeni derinlikler kattı, alanları alışveriş için daha uygun hale getirdi ve tüketiciyi sunduğu konforla sarmaladı. Yürüyen merdiven alışverişçiye, ticari mekânların geniş mesafelerini ve yüksekliklerini zahmetsizce aşma imkânı verdi. Doğa bile yapay olarak yeniden yaratılarak, bu yeni sonsuz iç mekâna dâhil edildi.
Şimdilerde, alışveriş bizim hakkımızda daha çok veriye sahip olarak yayılma alanını daha da genişletiyor. Alışveriş, teknolojik buluşlarla beraber gelen yeni dalgalanmalarla; hayatımızın renkli ayrıntılarını kaydeden kredi kartları, akıllı kartlar ve sayma makineleri sayesinde gündelik hayatımızın her alanına nüfuz ederek ölçeğinin ve çapının ötesinde yayılıyor. Çoğunlukla durağan olan diğer programların aksine, alışverişin değişimi sınırsız; sürekli olarak yenilenip, cazip hale getirildiğinden dolayı, kendine her zaman genişleyecek ve diğer toplumsal aktiviteler içinde yer açacak alanı yaratıyor.
Takip eden bölümler, Harvard Tasarım Okulu’nun hazırladığı, insanların, tekniklerin, ideolojilerin, buluşların, mekânların ve alışverişin umutsuz bir biçimde yeniden cazip hale getirdiği şehirlerin, bir düzine deneme, istatistik analiz ve yorum üzerinden resmedildiği “Guide for Shopping” (Alışveriş için Rehber) adlı çalışmadan alınmıştır. Belki de yirminci yüzyılın sonu, kentin alışveriş olmadan anlaşılamadığı noktada gelecek…
Alışveriş havalandırma olmaksızın, nefes almak kadar kolay bir hale gelemez. Sadece havalandırma, penceresiz, sürgüsüz, yapay çevrelere böylesine bir rahatlık ve konfor sağlayabilir. Mekanik olarak yönetilen hava şartları, iç mekân derinliğinin dağılmasını olanaksız kılarken, artan bir biçimde, her çeşit ve büyüklükteki insan aktivitesine olanak tanıyan mekânlar yaratmaktadır: pazarlar, pasajlar ve en sonunda da alışveriş merkezleri, dış şartlardan bağımsız ve kendi kendini kontrol edebilen alanlar haline geldiler. Son olarak havalandırmanın keşfiyle, doğal ışık ve hava gereksizleşti, böylelikle “ideal” ve tamamen yapay alışveriş ortamlarına halkın kolaylıkla uyumu sağlandı. Alışverişe ayrılan zaman, mağazaların ve alışveriş merkezlerinin toplumsal aktivitelerin önüne geçmesiyle daha da artmaya başladı. Daha fazla konfor, iç mekânlarda daha fazla zaman harcama isteğiyle birleşti ve bu da daha çok harcama yapılmasını olanaklı hale getirdi. Rahatlık yerine satışları arttırmak, savaş sonrası dönemde havalandırma endüstrisinin felsefesi haline geldi, bu noktada da mekanik havalandırma kaçınılmaz bir gerekliliğe dönüştü. Soğuk havanın temel bir gereksinim olmasıyla beraber hava sıcaklığını kontrol etmek alışveriş merkezlerinin en önemli ihtiyaçlarından birine dönüştü…
Havalandırma = Sınırsız İç Mekânlar
İç mekân koşulları, havalandırma tarihinin ilk yılları boyunca, o kadar mükemmel hale getirildi ki, dışarısı giderek daha da önemsiz olmaya başladı. Bunun sonucunda, ilk defa olarak –yıllar boyunca mimarinin en temel elemanlarından biri olmuş olan- pencere kullanışsız hale geldi. 1929’da “Isıtma, Tesisat ve Havalandırma Dergisi”, hâlihazırda planlanmakta olan ve havalandırmayla beraber yapay aydınlatmayı mümkün kılan penceresiz binaların, kesinlikle gerçeğe dönüşeceğini açıkladı:
“[…] Bırakın da, dışarıya açılan pencerelerden gelecek olan “temiz” hava için ağlayanlara, bunun şehirde var olmadığını hatırlatalım.[…] Havalandırma, doğanın kontrol edilemez bir biçimde sunduğu atmosfer şartlarının her gün istenilen ve belirlenen şekilde olmasını sağlayacaktır.
Doğaya alternatif olarak sunulan yapay çevre, giderek daha çok kabul görür hale geldi. 1938’lerden kalma bir açıklamada, penceresiz bir mağazanın, satış alanını “zayıf günışığından ya da doğal havalandırmadan kurtararak tozdan arındırdığı ve sonucunda da iyi, kaliteli bir mekanik havalandırma ve daha homojen, hoşa giden yapay bir aydınlatma sağladığı belirtilmiştir. […] Birçok şekilde, pencerelerin satış alanından çıkarılması, mağazalara bir çeşit estetik ve satış verimi katmaktadır.”
= Penceresizlik
1950’lerin ortalarında, alışveriş merkezlerinin keşfiyle, havalandırma ve alışveriş arasındaki ilişki kuruldu. Büyük mağazaların aksine, alışveriş merkezleri havalandırma sayesinde var olabilen ilk ticari alan şeklidir: daha önce hiçbir mekân, iç hacimde böylesi bir derinliğe ve kontrol edilebilen yapay iklim şartlarına sahip değildi.
Kapalı alışveriş merkezi fikrini ilk ortaya atan ve aynı zamanda dünyadaki ilk kapalı alışveriş merkezi olan, Minneapolis Southdale Alışveriş Merkezi’nin tasarımcısı Victor Gruen, havalandırma konusunda vardığı noktayı şöyle açıklıyor: “Ne zaman Minnesota’ya gitsem, hava ya dondurucu bir şekilde soğuk ya da dayanılmaz bir şekilde sıcak oluyordu. Zamanında çok acısını çektiğim bu kişisel deneyimlere dayanarak, uç noktada hava şartlarına sahip açık alanlarda tam bir başarı sağlanamayacağı görüşüne ulaştım. Buradan yola çıkarak, Dayton’lar [Gruen’in müşterisi] için hava şartlarından tamamen arındırılmış, kendi iklimini yaratan, titizlikle planlanmış kapalı iç mekânlar fikrini ortaya attım.”
Mekânın dışarıyla bağlantısını kuran bütün diğer mimari elemanların aksine, müşterinin olmasını istediği ve beklediği, pencere, sonunda işlevsiz sayılmaya ve hatta ticaret için bir engel olarak görülmeye başlandı. Gruen’e göre, tam da o sıralarda, tüccarlar, “sadece hava sıcaklığını değil aynı zamanda havanın nemini ve temizliğini de kontrol etmeye yarayan havalandırmanın, sürekli olarak toz ve kir yaratan pencere açıp kapama prosedürüne nazaran daha çok tercih edilir buldular. Bu yüzden, mağaza sahipleri, penceresi ve açıklığı olmayan yapılar talep etmeye başladılar.”
Bu esnada, resmi olarak “dışarısı” olarak adlandırılan şey, tamamen yalıtılıp, kontrol edilebilir hale sokulduktan sonra iç mekâna dâhil edilmeye başlandı. Ve bunu da kentsel aktiviteler takip etti. Gruen sadece “etraftaki iklimden yalıtılmış en geniş mekânı” tasarlamadı, yapay iklim sayesinde bir buluşma noktasına dönüşen alışveriş merkezinin aynı zamanda, özellikle akşamüstü saatlerinde, en önemli kentsel etkinliklerin gerçekleştirildiği alan” haline gelmesini sağladı.
= Alışveriş Merkezi
Havalandırma sayesinde tüketicide açığa çıkması beklenen enerjinin faydalarını deneysel olarak kanıtlamak yerine Gruen, “çeşitli ortam şartlarında gönüllü olarak yürüyen ortalama bir insanın” kat ettiği mesafe ve zamanı gösteren bir grafik hazırladı. Buna göre ortalama bir insan; hayli çekici, tamamen iklim şartlarından arındırılmış, yapay olarak havalandırılan çevrelerde 5,000 feet’lik bir mesafe kat ediyor ve 20 dakika harcıyorken, hayli çekici, sadece yürüme yollarının güneş ışığı ve yağmurdan korunduğu çevrelerde 2,500 feet’lik bir mesafe kat ediyor ve 10 dakika harcıyor. Çekici ama sert iklim şartlarının geçerli olduğu dönemlerde, bu şartlardan korunmayan çevrelerde ise 381 m’lik bir mesafe boyunca yürüyor ve 5 dakika harcıyor. Park alanları, garajlar, sıkışık trafiğe sahip caddeler gibi çekici olmayan çevrelerde ise ancak 2 dakika harcıyor ve 183 m yürüyor.
= Daha Fazla Alışveriş…
Yürüyen Merdiven = Rahatlık
Havalandırmayla birlikte, diğer hiçbir buluşun alışveriş üzerinde yürüyen merdiven kadar etkisi ya da önemi olmamıştır. Kısıtlı sayıda insan taşıyan, farklı katlar arasında hareket eden ve mekanizmasından dolayı mekân bölünmesi yaratan asansörün aksine yürüyen merdiven, her türlü mekân katmanını çeşitli şekillerde birleştirirken, kişiye ait alanlar ve farklı katlar arasındaki ayrımı da ortadan kaldırıyordu. Yirminci yüzyılın başında, büyük mağazaları kullanışsız hale getiren, yürüyen merdiven, kullanılmayan alanları ticari mekâna kolaylıkla dâhil edebilmesiyle iktidarını ilan etti. Rahatlığın bir aracı olarak yürüyen merdiven, gerçek ölçeğinden ve işleyişinden bihaber biçimde, neredeyse düşünmeden ve otomatik olarak içinde yaşıyor olduğumuz binaların yapılabilmesi için gerekli olan yeni inşaat sektörleri yarattı. Böylece, paradoksal bir biçimde, en az dikkat çeken ve en popüler mimarlık en radikal mimarlık haline geldi.
Maksimum Dolaşım=Maksimum Satış Hacmi
Yürüyen merdiven ile daha önce kopuk olan alanlar yumuşak bir şekilde birbirlerine bağlanarak, bütün bir mekânsal deneyime olanak tanır hale geldiler, farklı hatta uyumsuz mekânların birbirlerine eklenmesiyle neredeyse sonsuz bir hacim elde edilebilir oldu. Etkili bir geçiş elemanı olarak yürüyen merdiven, parçalanmanın dışına çıkarak bir tutarlılık sağladı, şehrin büyük parçalarını bir araya getirdi ve alışveriş merkezleriyle kullanılmayan, geniş alanlara fiziksel bir görünüm verdi.
= Daha Fazla Alışveriş…
Yakın zamanda, yürüyen merdivenin yumuşatıcı etkisi, alışveriş alanlarının genişletilmesiyle birleşti. Sadece mekânlar değil, aktiviteler de ayırt edilemeyecek şekilde birbirine benzemeye başladılar. Okulların ve havaalanlarının alışveriş merkezlerine dönüşmesi gibi, müzeler ve varoşlar da birer alışveriş merkezleri haline geldiler ve sonucunda da, yürüyen merdiven bütün aktiviteleri ve mekânları birbirine kolay ve çekici bir şekilde bağlayan, tanıdık, her yerde karşımıza çıkan, etkili bir ikona dönüştü. Yürüyen merdiven, kullanımımız için sadece yeni ölçekler, alanlar ve mekânlar yaratmakla kalmadı, -yalnızca çok azımızın dayanabildiği- bir kuvvetle şehirlerimizi şekillendirir oldu.
Alışveriş = Hareket
Hiçbir şey, alışverişin var olmaya devam etmesi için tüketici ve ürün akışı kadar temel bir gereklilik değildir. Devinime ve alışverişe dair problemlerin birbirinden ayırt edilemez olması, satış hacmi ve trafiği miktarı arasındaki oran yüzündendir. Yürüme rotalarının, yol sistemlerinin, metro istasyonlarının halihazırda var olan altyapılara eklenmesiyle ve yürüyen merdivenin, yürüme bantlarının yarattığı mekanik hareketle alışveriş, şehirdeki devinimi derinden etkilemeye ve yönetmeye başlamıştır.
Doğa≠Doğal Olan
Yirminci yüzyılın sonunda, alışverişin, ölçeğini, yoğunluğunu ve yayılma alanını arttırarak mimari üzerinde peyzajdan daha etkili bir hale gelmesiyle beraber, alışveriş merkezleri, tüketiciden beklenen tepkileri almak üzere sesin, havanın, ışığın ve hatta bitkilerin değiştirildiği, baştan çıkarıcı mekânlara dönüştüler. Doğa, artık, tüketimin ortaya koyduğu mekanikleşmenin bir parçası olmanın yanında tüketiciyi cezbetmek için kullanılan ilk tercihlerden olmaya başladı. Bu noktada doğa, ticari ecstasy’leri karşılama yüzünden oluşan mecburi karmaşayı gidermeye ve yapay üretimin işleyişini gizlemeye yarayan, yeri doldurulabilir bir araç haline geldi.
Bir alışveriş getirisi olarak, yeri doldurulabilir olan, tüketim potansiyeli yaratmak için çevreyi değiştirmeye yarayan diğer stratejilerle beraber kullanılmaktadır. Duyumsal şaşırtmacalara alışkın hale getirilen alışverişçinin, eleştirel yargılaması bozulmakta, harcamaya karşı olan direnci kırılmaktadır. Bu alışveriş peyzajında, –kültürün ideolojik olarak tersi olan- doğa, artık değişmiştir ve uygunsuzdur. Yeni bir doğa artık teknoloji tarafından değiştirilerek ya da doğal olmayan formlar altında mümkün olmaktadır. Bu yeni doğa, peyzajı yeniden yaratmak için orijinal olanı taklit etmektedir ve bu peyzajın teknoloji kullanılarak çoğaltılmış bir kopyası olarak düşünülebilir. Yeri yeniden doldurulabilir olana benzer biçimde, elde edilen bu yeni doğanın bileşik bir yapısı vardır, yarısı gerçek yarısı sentetiktir ve organik malzemenin teknoloji tarafından geliştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Doğa – Gerçek
Bunlar "yalancı" değil, 60’ların, 70’lerin plastik bitkilerinden bahsediyoruz… Alışverişçiler onları "yalancı veya yapay" olarak görmezler. Ama gerçekte, gördükleri ve dokundukları bütün palmiye parçaları gerçektir. Gördükleri, görkemli, yüksek kaliteli palmiye ağaçlarıdır ve alışveriş merkezinin açılış gününden, yani ilk defa görüldükleri günden yıllar sonra dahi ilk günkü gibi kalmaya devam ederler. Dennis E.Gabrick, Başkan / CEO, Uluslararası Korunmuş Ağaç gövdeleri Promosyon Mektubu, Şubat 1, 1996
Bu palmiye ağaçları, genellikle kontrollü ortamlarda yetiştirilmiş olan gerçek ağaçlardır, istenilen boy ve çapa ulaştıktan sonra kesilirler ve bir cenaze evinin oturma odasını andıran laboratuarlarda dikkatli bir şekilde parçalanırlar. Kütüğün her parçası ve yaprağı palmiyeden ayrılır, içeriklerindeki su kurutulur, balmumuna benzer bir sıvıyla kaplanır ve kurumaya bırakılır. Daha sonra "yetenekli zanaatkârlar", kurumuş parçaları delikli bir PVC borunun üzerine dikerek ağacı yeniden yaratırlar.
"Demirden yapılmış alıcılar", sayısı 40’a kadar çıkabilen tutmaçlarıyla yaprakların eklenmesine hazır hale getirilirler, en alt bölüm ise, bir daha bahçıvana gerek duyulmayacak biçimde, yere sürgülenir.
Çeviren: İrem Çağıl