N.SEZGİN
04-07-2008, 22:39
Ortaçağların başta gelen ve en önemli sayılan biricik sanat alanı;
mimarlıktı, ama; mimarlıkta da amaç, "Tapınak yapılması" idi... Ve
tapınaklar, en büyük anıtlar arasında yer alıyordu.
Ortaçağda, Avrupa'nın kurmaya en çok önem verdiği başlıca binalar
arasında tapınak yapımı; birinci derecede önemle ele alınan
işlerdendi. Herbiri; birer anıt eseri olan bu tapınaklar; çok kere,
bütün şehirler ve hatta bölge halklarının kanıtlamasıyla ve çok büyük
fedakarlıkla, çok sayıda insanın hayatları insafsızca harcanarak
yapılırdı. Bazı hallerde, yapılacak tapınakların ulusal birer anıt
olacağı ilan edilirdi. O zaman da, bu anıtlar; yalnız yapıldıkları
şehrin veya şehirlerin eseri değil; bütün ulusun malı sayıldığı için,
yapılmasına da bütün ulusun, bütün olanakları ile katılması istenir
ve büyük fedakarlıklar göze alınarak işe başlanırdı. Böyle olduğu
halde, tapınağın bitirilmesi, yine de yıllarca sürerdi ve çok kere,
bu tip büyük tapınaklar; on, yirmi, otuz ve daha çok yıl sonra ancak
bitirilebilirdi.
Herbiri, birer anıt görünüşünde olan bu tapınaklar, "Notre-Dame de
Paris" ve benzeri gibi, bir çok büyük ölçülerde kurulur;
yükseklikleri ve kapladıkları alan bakımından, sanki başka benzerleri
bir daha yapılamayacak düşüncesiyle inşa edilirdi. O kadar ki, kendi
emek ve yardımlarıyla yapılmış bu tapınakların içlerine bütün bir
şehir halkı ve hatta birkaç şehir ve bölge halkının girebilme amacı
güdülürdü. Ve, her an, düşmanların saldırılarına uğramak tehlikesiyle
karşı karışıya bulunan halk; nasıl çok sağlam yapılmış büyük kalelere
sığınarak kendilerini koruyabiliyorlarsa; hayatın kötülüklerinden
korunmak için de, halklar; bu tapınaklara -büyük kalabalık halinde-
sığınsınlar düşüncesiyle alabildiğine büyük ölçüde yapılıyordu.
Bu tapınakların büyüklükleri hakkında bir fikir vermek için;
Fransa'da Amiens tapınağı bir örnek olarak gösterilebilir. Bu
tapınağın yere konumuna göre uzunluğu 143, genişliği ise 66 metredir.
Tapınağın kubbesine kadar olan yüksekliği 56.5 metre, kubbesinin
tepesine kadar olan yüksekliği ise; 111 metredir. O tarihlerde,
yalnız Fransa'da ve birkaç şehirde, bu büyüklükte birkaç tapınak
yapılmış bulunuyordu. Bunlardan biri; Paris'te Notre Dame de Paris
Katedrali ile Paris'ten 88 km uzaklıkta bulunan Chartes'de ve
Raims'deki ünlü tapınaklar gösterilebilir.
Bunlardan başka, Fransa dışında Strasburg'da, Köln'de, Marbourg ve
İngiltere'de Canterbury'de; Kuzey İtalya'da - Milano'daki ünlü
tapınak; hep birer anıt eser olarak yapılmıştı. Görünüşlerine
bakılarak bu yapıtlara, birer "dağ tapınak" demek de mümkündür. Bütün
bu tapınakların yapılışında ve yapılarında olduğu gibi, mimarlığın
teknik yanı ve üslubu yönünden de kendilerine özgü ayrı ayrı
genellikleri, özel ve karakteristik yönleri, güzellikleri vardır. Bu
yapılardaki mimarlık uslübuna genel olarak Gotik tarz denilmektir.
Birçok kişi, Gotik terimini; barbar bir kavim olan Gotlar'ın adından
ve kullandıkları bir yapı tarzından alındığını söylemekte iseler de,
gerçekte; bu mimarlık tarzının Gotlar'la bir ilgisi bulunmadığını ve
adı geçen mimarlık tarz ve uslübunun bir nevi ruhsal sapıklıktan ve
barar hayatı yaşamanın kalıntılarından ibaret bulunduğunu - ilk kez
anlayan Raphael tarafından kullanıldığı- ileri sürülmektedir. Böyle
bir temele dayandığı için, Raphael; bu mimarlık tarz ve üslubunu asla
bağenmemiştir. Fazla olarak, İtalya'da böyle mimarlık tarzının yeri
olmadığının ve olmaması gerektiğini de iddia etmiş; bu üslubun,
yalnız barbarlara ve barbarlığa ve örneğin; Gotlar'a yakışacağını
belirterek bu yapı üslubunu reddetmiştir. Fakat, her nasılsa; Gotik
mimarlık üslubu, yine de İtalya'ya girmiştir. Bunun tek örneği ise
Kuzey İtalya'da, Milano şehrindeki tapınaktır. Daha sonra İtalya; bu
mimarlık tarzına kapılarını kapamıştır. Bu nedenle, Milano'daki anıt-
tapınağı da İtalyan sanatçı; olduğu gibi kabul etmemiş onun
çirkinliğini-biraz olsun- örtmek için, onu; beyaz mermerden bir örtü
kaplama ile süslemiş; ona-beyaz dantellerden yapılmış gelinlik elbise
giymiş gibi- güzel bir gelin kıyafeti vermiştir.
ffice:office" /><O:p></O:p>
mimarlıktı, ama; mimarlıkta da amaç, "Tapınak yapılması" idi... Ve
tapınaklar, en büyük anıtlar arasında yer alıyordu.
Ortaçağda, Avrupa'nın kurmaya en çok önem verdiği başlıca binalar
arasında tapınak yapımı; birinci derecede önemle ele alınan
işlerdendi. Herbiri; birer anıt eseri olan bu tapınaklar; çok kere,
bütün şehirler ve hatta bölge halklarının kanıtlamasıyla ve çok büyük
fedakarlıkla, çok sayıda insanın hayatları insafsızca harcanarak
yapılırdı. Bazı hallerde, yapılacak tapınakların ulusal birer anıt
olacağı ilan edilirdi. O zaman da, bu anıtlar; yalnız yapıldıkları
şehrin veya şehirlerin eseri değil; bütün ulusun malı sayıldığı için,
yapılmasına da bütün ulusun, bütün olanakları ile katılması istenir
ve büyük fedakarlıklar göze alınarak işe başlanırdı. Böyle olduğu
halde, tapınağın bitirilmesi, yine de yıllarca sürerdi ve çok kere,
bu tip büyük tapınaklar; on, yirmi, otuz ve daha çok yıl sonra ancak
bitirilebilirdi.
Herbiri, birer anıt görünüşünde olan bu tapınaklar, "Notre-Dame de
Paris" ve benzeri gibi, bir çok büyük ölçülerde kurulur;
yükseklikleri ve kapladıkları alan bakımından, sanki başka benzerleri
bir daha yapılamayacak düşüncesiyle inşa edilirdi. O kadar ki, kendi
emek ve yardımlarıyla yapılmış bu tapınakların içlerine bütün bir
şehir halkı ve hatta birkaç şehir ve bölge halkının girebilme amacı
güdülürdü. Ve, her an, düşmanların saldırılarına uğramak tehlikesiyle
karşı karışıya bulunan halk; nasıl çok sağlam yapılmış büyük kalelere
sığınarak kendilerini koruyabiliyorlarsa; hayatın kötülüklerinden
korunmak için de, halklar; bu tapınaklara -büyük kalabalık halinde-
sığınsınlar düşüncesiyle alabildiğine büyük ölçüde yapılıyordu.
Bu tapınakların büyüklükleri hakkında bir fikir vermek için;
Fransa'da Amiens tapınağı bir örnek olarak gösterilebilir. Bu
tapınağın yere konumuna göre uzunluğu 143, genişliği ise 66 metredir.
Tapınağın kubbesine kadar olan yüksekliği 56.5 metre, kubbesinin
tepesine kadar olan yüksekliği ise; 111 metredir. O tarihlerde,
yalnız Fransa'da ve birkaç şehirde, bu büyüklükte birkaç tapınak
yapılmış bulunuyordu. Bunlardan biri; Paris'te Notre Dame de Paris
Katedrali ile Paris'ten 88 km uzaklıkta bulunan Chartes'de ve
Raims'deki ünlü tapınaklar gösterilebilir.
Bunlardan başka, Fransa dışında Strasburg'da, Köln'de, Marbourg ve
İngiltere'de Canterbury'de; Kuzey İtalya'da - Milano'daki ünlü
tapınak; hep birer anıt eser olarak yapılmıştı. Görünüşlerine
bakılarak bu yapıtlara, birer "dağ tapınak" demek de mümkündür. Bütün
bu tapınakların yapılışında ve yapılarında olduğu gibi, mimarlığın
teknik yanı ve üslubu yönünden de kendilerine özgü ayrı ayrı
genellikleri, özel ve karakteristik yönleri, güzellikleri vardır. Bu
yapılardaki mimarlık uslübuna genel olarak Gotik tarz denilmektir.
Birçok kişi, Gotik terimini; barbar bir kavim olan Gotlar'ın adından
ve kullandıkları bir yapı tarzından alındığını söylemekte iseler de,
gerçekte; bu mimarlık tarzının Gotlar'la bir ilgisi bulunmadığını ve
adı geçen mimarlık tarz ve uslübunun bir nevi ruhsal sapıklıktan ve
barar hayatı yaşamanın kalıntılarından ibaret bulunduğunu - ilk kez
anlayan Raphael tarafından kullanıldığı- ileri sürülmektedir. Böyle
bir temele dayandığı için, Raphael; bu mimarlık tarz ve üslubunu asla
bağenmemiştir. Fazla olarak, İtalya'da böyle mimarlık tarzının yeri
olmadığının ve olmaması gerektiğini de iddia etmiş; bu üslubun,
yalnız barbarlara ve barbarlığa ve örneğin; Gotlar'a yakışacağını
belirterek bu yapı üslubunu reddetmiştir. Fakat, her nasılsa; Gotik
mimarlık üslubu, yine de İtalya'ya girmiştir. Bunun tek örneği ise
Kuzey İtalya'da, Milano şehrindeki tapınaktır. Daha sonra İtalya; bu
mimarlık tarzına kapılarını kapamıştır. Bu nedenle, Milano'daki anıt-
tapınağı da İtalyan sanatçı; olduğu gibi kabul etmemiş onun
çirkinliğini-biraz olsun- örtmek için, onu; beyaz mermerden bir örtü
kaplama ile süslemiş; ona-beyaz dantellerden yapılmış gelinlik elbise
giymiş gibi- güzel bir gelin kıyafeti vermiştir.
ffice:office" /><O:p></O:p>