N.SEZGİN
04-07-2008, 22:34
Karolenj ve Romanesk yapıların en göze çarpıcı özellikleri kütlesel çevirmeyle açık düşeyselliği birleştirmleridir… Bu nedenle Romanesk kilise hem kale hem de göğe acılan kapıdır;ve dönemin iki ana yapı tipi,kilise ve kale,birbirleriyle derinden ilişkilidir.(Christian Norberg –Schulz,Meaning in Western Architecture,1975)
Roma imparatorluğu yönetsel işlevini yitirince,yapı yaptıracak merkezi bir hükümet de ortadan kalkmış oldu.Kamu yapılarının yapımı IS beşinci yyyda neredeyse durma noktasına geldi ve bu alanda 800’e kadar ,yani Charlemagne’ın ortaya cıkışına kadar da önemli bir ilerleme görülmedi.Karolenj mimarisi,bilinçli olarak Roma örneklerine benzetilmesine karşın,eski imparatorluk boyunca yayılmış Roma kalıntılarıyla karşılastırıldıklarında oldukça kabaydı.Gerçek bir Korent başlıgının neye benzediği muhtemelen unutulmuştu..Roma imparatorluğunun çöküşünü takip eden karışıklık yılarlında,iç bölünmeler ve dış saldırılar sürekli olarak sivil yaşamı bozdu;bu nedenle sivil ve dinsel yapı formları günlük yaşamın güvensizliğinden kaçılan ağır ve kütlesel savunma sığınaklarına ve vadedilmiş daha iyi bir öte dünyaya açılan etkileyici kapılara dönüştü.
Roma bürokrasisinin hiyerarşik yapısını benimseyen Batı kilisesi Roma imparatorluğu’nun dağılmasından sonrada yaşamını sürdürdü.Roma piskoposu gittikçe salt diğer piskoposlar üzerinde değil ,krallar üzerinde de kendi üstünlüğünü kabul ettirerek imparatorluğun pontifex maximus ya da kısaca papa denilen başpiskopos ünvanına sahip oldu.Daha sonra Charlemange ,Batı Avrupa’da yeni bir imparatorluk kurarken papanın takdis etme gücünden yararlanacaktı.Ama uluslar arası merkezi siyasal otorite yok olmuştu ve Roma kamusal kurumlarının karmaşık ağı işlemez durumdaydı.Yollar onarıma muhtaçtı,su kemerleri Roma’nın çevresini bataklığa çevirerek yıkılmıştı.Rönesans düsünürlerinin aydınlık ilkçağ uygarlığıyla kendi dönemleri arasında kalan ara döneme verdikleri isimle ortaçağı bizler genellikle üç döneme ayırıyoruz:Erken ortaçağ(450-900),yüksek ortaçağ(900-1200) ve geç ortaçağ(1200-1450).İlk dönem Roma imparatorluğunun sonuyla bunu takip eden 500 ile 800 yıları arsında yaşanan gerçek Karanlık Çağı kapsar;bu dönem 9.yyda Charlemagne’ın ve Frank imparatorluğunun yükselişiyle son bulur.Yüksek ortaçağ , daha kararlı bir feodal sistemin gelişmesi,Doğudaki Müslümanlara karşı yapılan sekiz haçlı seferinin birincisiyle çakışan tarihlerde Avrupa boyunca ticaret ve seyahatin aşama aşama yeniden canlanmasıyla karakterize edilir.Bu olumlu gelişmeler karşın yuksek ortacag kuzey ve dogudan gelen istilacıların sürekli salıdırılarına tanık olmuştur.Macaristan’dan gelen at üstünde gelen Macarlar danimarkadan ve isvecden uzun tekneleri içinde gelen İskandinavlar,deniz ve nehir kıyılarındaki yerleşim bölgelerini yağmalamıslardır.Geç ortağag ,kentlerin doğusuna,kiliseye ait kamusal ve özel yapıların yapımında hafif ve zarif Gotik üslübun gelişimine tanık olurken Kara Ölüm’ün getirdiği yıkımı ve Yüzyıl Savaslarının neden oldugu siyasal karısıklıgı da yaşadı.
Roma imparatorluğu yönetsel işlevini yitirince,yapı yaptıracak merkezi bir hükümet de ortadan kalkmış oldu.Kamu yapılarının yapımı IS beşinci yyyda neredeyse durma noktasına geldi ve bu alanda 800’e kadar ,yani Charlemagne’ın ortaya cıkışına kadar da önemli bir ilerleme görülmedi.Karolenj mimarisi,bilinçli olarak Roma örneklerine benzetilmesine karşın,eski imparatorluk boyunca yayılmış Roma kalıntılarıyla karşılastırıldıklarında oldukça kabaydı.Gerçek bir Korent başlıgının neye benzediği muhtemelen unutulmuştu..Roma imparatorluğunun çöküşünü takip eden karışıklık yılarlında,iç bölünmeler ve dış saldırılar sürekli olarak sivil yaşamı bozdu;bu nedenle sivil ve dinsel yapı formları günlük yaşamın güvensizliğinden kaçılan ağır ve kütlesel savunma sığınaklarına ve vadedilmiş daha iyi bir öte dünyaya açılan etkileyici kapılara dönüştü.
Roma bürokrasisinin hiyerarşik yapısını benimseyen Batı kilisesi Roma imparatorluğu’nun dağılmasından sonrada yaşamını sürdürdü.Roma piskoposu gittikçe salt diğer piskoposlar üzerinde değil ,krallar üzerinde de kendi üstünlüğünü kabul ettirerek imparatorluğun pontifex maximus ya da kısaca papa denilen başpiskopos ünvanına sahip oldu.Daha sonra Charlemange ,Batı Avrupa’da yeni bir imparatorluk kurarken papanın takdis etme gücünden yararlanacaktı.Ama uluslar arası merkezi siyasal otorite yok olmuştu ve Roma kamusal kurumlarının karmaşık ağı işlemez durumdaydı.Yollar onarıma muhtaçtı,su kemerleri Roma’nın çevresini bataklığa çevirerek yıkılmıştı.Rönesans düsünürlerinin aydınlık ilkçağ uygarlığıyla kendi dönemleri arasında kalan ara döneme verdikleri isimle ortaçağı bizler genellikle üç döneme ayırıyoruz:Erken ortaçağ(450-900),yüksek ortaçağ(900-1200) ve geç ortaçağ(1200-1450).İlk dönem Roma imparatorluğunun sonuyla bunu takip eden 500 ile 800 yıları arsında yaşanan gerçek Karanlık Çağı kapsar;bu dönem 9.yyda Charlemagne’ın ve Frank imparatorluğunun yükselişiyle son bulur.Yüksek ortaçağ , daha kararlı bir feodal sistemin gelişmesi,Doğudaki Müslümanlara karşı yapılan sekiz haçlı seferinin birincisiyle çakışan tarihlerde Avrupa boyunca ticaret ve seyahatin aşama aşama yeniden canlanmasıyla karakterize edilir.Bu olumlu gelişmeler karşın yuksek ortacag kuzey ve dogudan gelen istilacıların sürekli salıdırılarına tanık olmuştur.Macaristan’dan gelen at üstünde gelen Macarlar danimarkadan ve isvecden uzun tekneleri içinde gelen İskandinavlar,deniz ve nehir kıyılarındaki yerleşim bölgelerini yağmalamıslardır.Geç ortağag ,kentlerin doğusuna,kiliseye ait kamusal ve özel yapıların yapımında hafif ve zarif Gotik üslübun gelişimine tanık olurken Kara Ölüm’ün getirdiği yıkımı ve Yüzyıl Savaslarının neden oldugu siyasal karısıklıgı da yaşadı.