Orijinalini görmek için tıklayınız : Barok Sanatinin Yayilmasi


N.SEZGİN
28-06-2008, 16:13
İSPANYA'DA,mimar Churriguerra, barokun yöresel biçiminin oluşmasını sağlamıştır. Bu Rönesans dönemindeki plateresco üslubuyla çok iyi uyuşan, özellikle de süsleme sanatlarındayansıyan bir üsuptur. Mimarlık alanında geleneksel bir ağırbaşlılık varlığını hep sürdürmüştür: Medina del Campo'daki saray; Santiago de Compostela'nın cephesinin onarımı; vb. Heykelcilik, özellikle kiliselerdeki mihrabın dayandığı oyma arkalıkları yapma sanatının yenilenmesinde kendini gösteren borokçuluktan etkilenmiştir. İspanya'da uzun süre varlığını koruyan barok sanat ( insan gövdesi biçiminde sütunlar ve bir heykelin çevresini saran bitkilerden esinlenerek yapılan süslemeler, geleneksel tablonun yerini alır) doruk noktasına Narciso Tome'nin Toledo katedraline yaptığı "trascoro"yla (koro yeri arkası) ulaşmıştır.

PORTEKİZ'DE yeni üslup, Rönesans dönemindeki Manuel üslubunun yerini almış, özellikle 1755'teki depremden sonra yeniden kurulan Lizbon kentinde, büyük ölçüde yaygınlaşmıştır.

SÖMÜRGELERDE BAROK SANAT: Latin Amerika'ya cizvit misyonerlerinin götürdükleri barok sanat, eşsiz bir lirizm ve coşkulu bir anlatım kazanmıştır. Bu çekiciliği yerel geleneklerle karşılıklı etkileşiminden kaynaklanır. Kiliselerdeki süslü mihrap arkalıkları, çok yakınlardaki tropikal orman bitkilerinin dallı budaklı görünümüyle uyum içindedir; buna karşılık mimarlık yapıtlarına sakin, mantığa uygun, hatta ağırbaşlı bir hava egemendir. Brezilya'da, yontma süslemeler, Portekiz geleneğine uygun olarak, kapı ve pencere pervazlarında görülür. İkinci derecede önemli öbür sanatlarda ve heykelcilik alanında (tahtadan, çok renkli heykeller yada taş heykeller) da bir uyum göze çarpar. Latin Amerika'da "melez" diye adlandırılan bu sanat (en büyük ustası Aleijadinho'dur), XIX. yy'a kadar sürmüştür.

GERMEN ÜLKELERİNDE. Güney Almanya'ya İtalyanlar tarafından götürülen barok üslup Bernini'den çok Borromini ve Longhena gibi sanatçıların etkisinde kalınarak gerçekleştirilmiştir.

Almanya'ya XVII.yy'ın sonunda giren barok sanat, ancak XVIII.yy'da gelişti; Almanya'da ve avusturya'da birçok ünlü sanatçı yetişti. Almanya'nın her yanına yayılan barok mimarlık türü, bakışımsızlığa dayanır. Planlar oldukça karmaşıktır (oval, altıgen, karma, çıkmalı, dişli); yapılardaki ayaklar eğri biçiminde düzenlenmiştir.

Eğrilere hem yatay, hem de düşey doğrultularda rastlanır. Tapınaklar gibi kutsal yerler, ışıl ışıl aydınlatılmış konser salonlarına benzetilmiş görkemli merdivenler, galeriler ve balkonlarla süslenmiştir. Bavyera ve Franken'de çalışan Balthasar Neumann, Viyana'da çalışan Fischer von Erlach, ayrıca Hildebrandt, Germen ülkelerinde barok üslubunun başlıca temsilcileridir. Sivil mimarlık yapılarına örnek olarak Würzburg hükümdarlık konutu gösterilir. Dientzenhofer, Hildebrandt, Germen ülkelerinde barok üslubunun başlıca temsilcileridir. Sivil mimarlık yapılarına örnek olarak wüzburg hükümdarlık konutu gösterilir. Dientzenhofer, Hildebrandt, Neumann ve Fransız Robert de Cotte ile Boffrand'ın ortaklaşa çalışmalarıyla gerçekleştirilen bu yapıtta, Versailles üslubu ile Germen ülkelerinde barok anlayışın bütün anlatımları birleştirilerek, bu üslupta seçmeciliğin kusursuz bir örneği verilmiştir.

Ayrıca Popphelmann'ın çalışmalarından da söz etmek gerekir. Sanatçı Dresden'de Zwinger'in yapımını gerçekleştirmiş, ayrıca fransız rokay üslubunun yayılmasına ve Germen rokoko üslubunun doğmasına katkıda bulunmuştur. Barok üslup bağlamında Alman heykelciliği, genel olarak özerkliğini yitirerek mimarlık yapıtlarının bir parçası haline gelmiştir. Bu alanda özellikle Georg Petel ( Çarmığa gerilme adlı yapıtı, barok anlatımcı heykel sanatının baş yapıtı sayılır). Bernini'yle boy ölçüşebilecek güçte olan Andreas Schlüter, Dresden'de rokoko üslubunun öncüsü olan Balthazar Permoser, Viyana çeşmelerinin yapımında uzmanlaşan Georg Raphael Donner sayılabilir. ayrıca yalancı mererden yapılan süslemeler de aynı dönemde, birçok heykelcinin ilgisini çekmiştir: Zimmermann; egid Quirin Asam (Bavyera'da); Paul Egell (Mannheim sarayında); Joseh Anton Feuchtmayer; İnaz Günther: vb.

GÜNEY FLANDRE'DA. Katolikliğin yaygın olduğu bu bölgede, özellikle Brugge, Anvers ve Louvain'de yeni estetik anlayış benimsenmiş ve Rubens gibi barok resmin en büyük sanatçılarından biri yetişmiştir. Buna karşılık, barok sanat kuzey Flandre'da ve İngiltere'de gelişmiştir.

FRANSA'DA Bu konuda Fransa'da çok özel bir durum görüldü. XVII.yy. ortalarında, barok üsluba yöneliş ağır bastı: Süsleme sanatlarında, müzik, bale, bayramlar için hazırlanan süslemelerde hep barok üsluptan esinlenilmiştir. Ama heykel sanatı, Fransız sanatının en büyük eğilimi olan ölçülülük nedeniyle, barok üsluba tam olarak yaklaşamamıştır (Puget ve Coysevox'un yapıtlarında barok sanatın bazı etkileri görülür).

Bununla birlikte, Louis XIV üslubu, barok sanatının görkemliliğini, aşırı süslemelere düşkünlüğünü almış ama "tuhaflık" sınırını aşamamıştır. Louvre müzesinin genişletilme tasarısı için Paris'e çağrılan Bernini ile getirdiği planlar, kralın ve çevresinin tepkisiyle karşılaşmış ve Fransa'ya özgü klasik anlayışın bilincine varılmış, bunun üstüne bernini İtalya'ya dönmüş, Fransız mimarı Claude Perrault da Louvre'un sütunlarını yapmakla görevlendirilmiştir.

XVIII.yy'da barok anlayış, elli yıllık bir süre için yeni bir anlatımla yeniden ortaya çıkmıştır: Regence döneminde ve Louis XV'in krallığı sırasında süsleme sanatlarında görülen rokay üslubu. Aynı dönemde, söz konusu yeni anlatım, Bavyera ve Schwaben'deki mimarlık yapılarında rokoko üslubunun doğmasına da yol açmıştır.<O:p</O:p
Barok döneminde Paris’in kraliyet gücünü temsil eden Versailles Sarayı her prensin örnek aldığı bir yapı olarak göze çarpar.Barok devri yapıları prenslerin sahip oldukları kudreti gösterirler. Prenslerin bu yüzden malikanelerine verdikleri önem ve onlara harcadıkları para muazzamdı. Aynı zamanda bu dönemin binaları yaratıcının sanatsal gücünün ve mimari anlayışının da bir göstergesiydi.Bu dönemde sanat doğayı taklit etme değil, aksine onu biçimlendirme olarak anlaşılmıştır.Bu dönemde yapılan barok sarayları, fıskiyeli havuzları, görkemli heykelleri, bahçeleri, süslü ve muazzam salonları, duvar işlemeleri, tanrı ve mitoloji konulu resimleri bu dönemin mimarisinde yer alan temel unsurlardı. Bu dönemin şaşaalı görünüşü Barok mimarisinde kendini net olarak belli eder. Viyana, Potsdam, Dresden, Würzburg, Salzburg gelişmelerini bu dönemin prenslerinin mutlakiyetçi rejimlerine borçludur. Parklar içine kurulan görkemli şatolara halk değil girmesi yaklaşması bile yasaktı. Kim saraya dahil değilse tebaa(kul) sayılıyordu. Bu göz kamaştırıcı ve süslü yapılar bu dönemden başka hiçbir dönemde bu kadar zerafete ve görkeme sahip olmamıştır. <O:p</O:p
<O:p

TÜRKİYE'DE. Türk mimarlığında daha çok XVIII.yy-XIX.yy. arasında görülen barok üslup, batıdaki barok anlayıştan farklı özellikler taşır. Barok üslubu etkisinde yapıların başlıcaları arasında İsrtanbul'da Nuruosmaniye camisi, Laleli cami.<O:p</O:p