N.SEZGİN
28-06-2008, 13:00
Barok ve klasisizm 17. y.y. başından 18. y.y. son çeyreğine kadar uzanan Avrupa sanatına hakim olan bu akıma barok ismi bir yakıştırmadır. Barok sanatı her şeyden önce karşıt reform hareketiyle doğmuştur. Bu sebeple de ana kaynağı Roma ve Papalık çevresinde şekillenen anlayıştan beslenmiştir. Rönesans anlayışına ve reform hareketlerinin getirdiği yeni anlayışlara karşı bir propagandayı hedefler. Kaybedilen Hıristiyan ruhun yeniden kazanılması ve ruhsal kurtuluş için seslenmeye dönüşmüştür. Bu sebeple yoğun bir psikoloji birikimi ve duyarlılığı bünyesinde toparlamaktadır. Merhamet ve acıma, ihtiras ve heyecan görkem ve şaşırtıcı bir taşkınlıkla yoğrulan barok eserler; dini ve din dişi konularda büyük bir tesir gücüne sahiptir. Rönesans’a hakim olan geometrik ve sinirli formlar ve çizgisel renkler ve ışıklarla dağıtılmış olan formların psikolojik etkinlik kaynağı olarak renk anlayışı hakim olmuştur. Kullanılan renklerde ışık ve gölge kullanımının denetimi altında derin bir duyarlılığa yönelmiştir. Barok sanat mimari alanda muhteşem eserler vermiştir
Barok anlayışının en son sureci içerisinde duyarlılık üst düzeye cıkmış ve bu süreç barok sanattan farklı özellikler göstermeye başlamıştır. Bu surece ROKOKO adi verilir.
Sanat Tarihi, kimi vakit değişik üslupların birbirini izleyişinin tarihi olarak ele alınır. XII. Yüzyılın yuvarlak kemerli Roman ve Norman üslubunun yerine, sivri kemerli Gotik üslubunun alındığı Gotikin ise XV.yüzyılın ilk yarılarında İtalya’da doğan ve yavaş yavaş tüm Avrupaya yayılan Rönesans tarafından aşıldığı söylenir hep. Daha sonra Rönesans’a tepki olarak çıkan Maniyerizmin batı sanatından yeni çığır açan bileşimi, Barok sanatını getiriyor
Bu durumun en üst düzeyde karşılığını bulduğu resim sanatı kadar mimari ve heykelde de aynı arayışlar geçerlilik bularak, mimari biçimler ve heykel formları ışık ve gölge dağılımının hakim olduğu hareketli ve değişken canlı ve zengin süslemeli yüzeyler bu sanat kollarına temel teşkil etmiştir. Zengin ışık oyunları ve süslemenin en üst düzeyinde ulaştığı Barak Sanat anlayışının en son süreci içinde bu duyarlık çok daha ileri boyutlara varmış ve bu süreç ana Barok kaynaktan farklı özellikler göstermeye başlamıştır. Bu sürece Rokoko adı verilmektedir. Barok Sanatın gerçek yaratıcısı kilise çevreleri ve Papalık olmasına ve gelişiminde Engizisyonun da önemli katkısı bulunmamasına rağmen bu sanatın özünü teşkil eden ana ruh dini olmaktan çok dünyevi ve sivil bir niteliğe sahiptir. Barok Sanatın en büyük başarıları da bu sivil niteliğinden kaynaklanmış ve Avrupanın ihtişamını temsil eden tamamen olağan bir nitelik kazanmıştır. Barok, Avrupanın zenginliğine kavuştuğu büyük sömürge imparatorlukları oluşturduğu veya oluşturmaya başladığı bir devrin sanatı olarak kendinden emin, güçlü ve bir ölçüde de gururlu bir sanat anlayışıdır. İhtişamıyla dış dünyaya kafa tutarken, heyecanları ve hareketliliğiyle de başkalarını ezerek itaat ettirmek isteyen ve bunu birçok yerde de başaran bir toplumun ürünüdür. Barok sanatçılar bu sanatın ana niteliği olan derin bir entelektüel birikimle ustalığı kaynaştıran kişilerdir. Barok her şeyden evvel derin bir entelektüel kapasiteye sahip, ikilemli ve atılgan bir özellik göstermektedir. Bu ikilemin kaynağında da maddi ve manevi alemin bir arada bulundurulması kaygısı yatmaktadır. Barok sanat son derece maddeci olduğu kadar, son derece de madde dışı bir duyarlığa sahiptir. Barok Mimarı muhteşem eserlerle temsil edilen bir sanat koludur. Borak Mimarinin ilk büyük atılımı Francesco Borromini (1599-1677), Gianlorenzo Bernini (1598-1680) ve Pietro da Cartona (1596-1669) gibi isimlerin yer aldığı kuşak tarafından yapılmıştır. Çok yönlü nitelikler gösteren ve değişik sanat kollarıyla teması bulunan bu sanatçılar arasında Borromininin 1633te başlayıp 1667de cephesi de tamamlanan Romadaki San Carlo alle Quattro Fontane isimli eseri Barok dini mimarinin en ilginç eserlerindendir. Transept ve neflerin ana bütüne kaynaştırıldığı oval planıyla dikkat çeken binanın cephe düzenlemesi de dikkat çekicidir. Pietro da Cartonanın Romadaki Sanat Maria della Pace adlı eseri 1656-1657) tarihleri arasında inşa edilirken, aynı zamanda usta bir heykeltıraş olan Bernini, Barok Mimarinin en ilginç eserlerinden biri olan Roma da San Pietronun önünde bulunan Kolonatların yapımına başlamıştır. Meydanın düzeni ve etrafındaki kolonatlar Barok anlayışın en güzel örneklerindendir
XVII. Yüzyıl ve XVIII. Yüzyıllar arasında yer alır. Temel özelliği Rönesansın durağan kurallarına bir karşı çıkış niteliği taşımaktadır. Bu karşı çıkış bütün sanat dallarında kendini gösterir. Barokda simetri ortadan kalkmıştır. Resimlerdeki ışık- gölge dağılımı, her biri ayrı bir gizli kaynaktan ışık alıyormuş gibi resmedilmiştir. XVII. Yüzyılın ortaya çıkışı resim sanatının geçmişle ilintilerini koparmıştır. En önemli sanatçıları resimde; Rubens, Rembrant, Caravaggio, mimarlıkta; Borramini, heykelde; Berninidir. <o>
</o>
Rönesans sanatından, özenticiliğin (Michelangelo’dan, Raffaello’nun öğrencilerinden kaynaklanan ve genellikle Rönesans ile barok arasında bir geçiş olarak kabul edilen üslup) formüllerinden, ressamın, en yüksek netlik derecesini elde edebilmek için, kompozisyonun çizgisel özelliğini büyük ölçüde göz önünde tutması gerektiği anlaşılıyordu. Nesneleri daha çok oldukları gibi değil de göründükleri gibi canlandıran barok sanat ressamları çizginin yerine gölge-ışık karşıtlığını getirdiler. Gerçekleştirmiş oldukları büyük kompozisyonlarda, çoğunlukla göz aldatımına dayalı bir dekor içinde geliştirdikleri figürler sanki “döne döne gitmekte”, kaynaşmaktadır. Pietro da Cortona’nın yapmış olduğu Aeneas’ın Kutsanması (Roma’daki Pamphili (ya da Pamfili) Sarayı’ndaki fresk, 1651-1654) gibi bir yapıt, barok resmin dinamik özelliğinin, doğmakta olan sanatın dural özelliğiyle karşıtlaştığını iyice gösterir.
Barok estetik anlayışının ortaya attığı sorunun karmaşıklığı, başka yapıtlarla ele alındığında Pietro da Cortona’nın sanatının şaşırtıcı bir biçimde, Poussin’in ustaları olan Annibale Carracci ve Domenichino’nun klasisizmine yaklaştığı görüldüğünde iyece belirginleşir. Ama bu klasisizm de zaten “baroka kaçan” kimi özelliklerden tümüyle yoksun sayılmaz. Caravaggio’da gözlenen gerçekçilik kaygısına bakarak bu sanatçının barok bir ressam olduğunu söylemek tartışma götürür. Böyle olsun ya da olmasın, hiçbir zaman ders vermemiş olan Caravaggio’nun büyük etkisi olmuştur. Işık-gölge tekniği, hiç değilse başlangıçta, Ribera ve Velazquez, Rubens ve Rembrandt, Le Nain kardeşler ve Georges de La Tour gibi birbirinden çok farklı sanatçıların çalışma tarzındaki temel bileşeni oluşturuyordu. Bunu ne Murillo ne de Zurbaran yadsıdı; hatta Jacob Jordaens, Gerrit van Honthorst ya da Hendrik Terbrugghen gibi Flaman ve Hollandalı pek çok ressamda aynı öğeye hem de egemen bir biçimde yer verildiği görülür.
<o>
</o>
Barok anlayışının en son sureci içerisinde duyarlılık üst düzeye cıkmış ve bu süreç barok sanattan farklı özellikler göstermeye başlamıştır. Bu surece ROKOKO adi verilir.
Sanat Tarihi, kimi vakit değişik üslupların birbirini izleyişinin tarihi olarak ele alınır. XII. Yüzyılın yuvarlak kemerli Roman ve Norman üslubunun yerine, sivri kemerli Gotik üslubunun alındığı Gotikin ise XV.yüzyılın ilk yarılarında İtalya’da doğan ve yavaş yavaş tüm Avrupaya yayılan Rönesans tarafından aşıldığı söylenir hep. Daha sonra Rönesans’a tepki olarak çıkan Maniyerizmin batı sanatından yeni çığır açan bileşimi, Barok sanatını getiriyor
Bu durumun en üst düzeyde karşılığını bulduğu resim sanatı kadar mimari ve heykelde de aynı arayışlar geçerlilik bularak, mimari biçimler ve heykel formları ışık ve gölge dağılımının hakim olduğu hareketli ve değişken canlı ve zengin süslemeli yüzeyler bu sanat kollarına temel teşkil etmiştir. Zengin ışık oyunları ve süslemenin en üst düzeyinde ulaştığı Barak Sanat anlayışının en son süreci içinde bu duyarlık çok daha ileri boyutlara varmış ve bu süreç ana Barok kaynaktan farklı özellikler göstermeye başlamıştır. Bu sürece Rokoko adı verilmektedir. Barok Sanatın gerçek yaratıcısı kilise çevreleri ve Papalık olmasına ve gelişiminde Engizisyonun da önemli katkısı bulunmamasına rağmen bu sanatın özünü teşkil eden ana ruh dini olmaktan çok dünyevi ve sivil bir niteliğe sahiptir. Barok Sanatın en büyük başarıları da bu sivil niteliğinden kaynaklanmış ve Avrupanın ihtişamını temsil eden tamamen olağan bir nitelik kazanmıştır. Barok, Avrupanın zenginliğine kavuştuğu büyük sömürge imparatorlukları oluşturduğu veya oluşturmaya başladığı bir devrin sanatı olarak kendinden emin, güçlü ve bir ölçüde de gururlu bir sanat anlayışıdır. İhtişamıyla dış dünyaya kafa tutarken, heyecanları ve hareketliliğiyle de başkalarını ezerek itaat ettirmek isteyen ve bunu birçok yerde de başaran bir toplumun ürünüdür. Barok sanatçılar bu sanatın ana niteliği olan derin bir entelektüel birikimle ustalığı kaynaştıran kişilerdir. Barok her şeyden evvel derin bir entelektüel kapasiteye sahip, ikilemli ve atılgan bir özellik göstermektedir. Bu ikilemin kaynağında da maddi ve manevi alemin bir arada bulundurulması kaygısı yatmaktadır. Barok sanat son derece maddeci olduğu kadar, son derece de madde dışı bir duyarlığa sahiptir. Barok Mimarı muhteşem eserlerle temsil edilen bir sanat koludur. Borak Mimarinin ilk büyük atılımı Francesco Borromini (1599-1677), Gianlorenzo Bernini (1598-1680) ve Pietro da Cartona (1596-1669) gibi isimlerin yer aldığı kuşak tarafından yapılmıştır. Çok yönlü nitelikler gösteren ve değişik sanat kollarıyla teması bulunan bu sanatçılar arasında Borromininin 1633te başlayıp 1667de cephesi de tamamlanan Romadaki San Carlo alle Quattro Fontane isimli eseri Barok dini mimarinin en ilginç eserlerindendir. Transept ve neflerin ana bütüne kaynaştırıldığı oval planıyla dikkat çeken binanın cephe düzenlemesi de dikkat çekicidir. Pietro da Cartonanın Romadaki Sanat Maria della Pace adlı eseri 1656-1657) tarihleri arasında inşa edilirken, aynı zamanda usta bir heykeltıraş olan Bernini, Barok Mimarinin en ilginç eserlerinden biri olan Roma da San Pietronun önünde bulunan Kolonatların yapımına başlamıştır. Meydanın düzeni ve etrafındaki kolonatlar Barok anlayışın en güzel örneklerindendir
XVII. Yüzyıl ve XVIII. Yüzyıllar arasında yer alır. Temel özelliği Rönesansın durağan kurallarına bir karşı çıkış niteliği taşımaktadır. Bu karşı çıkış bütün sanat dallarında kendini gösterir. Barokda simetri ortadan kalkmıştır. Resimlerdeki ışık- gölge dağılımı, her biri ayrı bir gizli kaynaktan ışık alıyormuş gibi resmedilmiştir. XVII. Yüzyılın ortaya çıkışı resim sanatının geçmişle ilintilerini koparmıştır. En önemli sanatçıları resimde; Rubens, Rembrant, Caravaggio, mimarlıkta; Borramini, heykelde; Berninidir. <o>
</o>
Rönesans sanatından, özenticiliğin (Michelangelo’dan, Raffaello’nun öğrencilerinden kaynaklanan ve genellikle Rönesans ile barok arasında bir geçiş olarak kabul edilen üslup) formüllerinden, ressamın, en yüksek netlik derecesini elde edebilmek için, kompozisyonun çizgisel özelliğini büyük ölçüde göz önünde tutması gerektiği anlaşılıyordu. Nesneleri daha çok oldukları gibi değil de göründükleri gibi canlandıran barok sanat ressamları çizginin yerine gölge-ışık karşıtlığını getirdiler. Gerçekleştirmiş oldukları büyük kompozisyonlarda, çoğunlukla göz aldatımına dayalı bir dekor içinde geliştirdikleri figürler sanki “döne döne gitmekte”, kaynaşmaktadır. Pietro da Cortona’nın yapmış olduğu Aeneas’ın Kutsanması (Roma’daki Pamphili (ya da Pamfili) Sarayı’ndaki fresk, 1651-1654) gibi bir yapıt, barok resmin dinamik özelliğinin, doğmakta olan sanatın dural özelliğiyle karşıtlaştığını iyice gösterir.
Barok estetik anlayışının ortaya attığı sorunun karmaşıklığı, başka yapıtlarla ele alındığında Pietro da Cortona’nın sanatının şaşırtıcı bir biçimde, Poussin’in ustaları olan Annibale Carracci ve Domenichino’nun klasisizmine yaklaştığı görüldüğünde iyece belirginleşir. Ama bu klasisizm de zaten “baroka kaçan” kimi özelliklerden tümüyle yoksun sayılmaz. Caravaggio’da gözlenen gerçekçilik kaygısına bakarak bu sanatçının barok bir ressam olduğunu söylemek tartışma götürür. Böyle olsun ya da olmasın, hiçbir zaman ders vermemiş olan Caravaggio’nun büyük etkisi olmuştur. Işık-gölge tekniği, hiç değilse başlangıçta, Ribera ve Velazquez, Rubens ve Rembrandt, Le Nain kardeşler ve Georges de La Tour gibi birbirinden çok farklı sanatçıların çalışma tarzındaki temel bileşeni oluşturuyordu. Bunu ne Murillo ne de Zurbaran yadsıdı; hatta Jacob Jordaens, Gerrit van Honthorst ya da Hendrik Terbrugghen gibi Flaman ve Hollandalı pek çok ressamda aynı öğeye hem de egemen bir biçimde yer verildiği görülür.
<o>
</o>