inşaat34
11-12-2007, 11:43
[Only registered and activated users can see links] Metrocity.
. Bir Kentsel Tasarım Olgusu: Kondominyumlar
Son yılların konut politikalarında yeni bir söylemin mekânsal karşılığı olarak kondominyum adı altında tasarlanan çok katlı konut kompleksleri, birçok metropolde konuta ilişkin beklentilerimizi değiştirmektedir. Kondominyum kavramıyla ifade edilen bu alternatif konutların idealde neyi tanımladığını ve bu idealler pratiğe dönüştürüldüğünde nasıl bir yaşam kurgusu oluştuğunu cevaplayabilmek için öncelikle kondominyum kelimesinin kökeninde var olan anlamları açığa çıkarmak gerekmektedir. İlk olarak Latince’de kullanılan com(beraber)+dominia(aidiyet hakkı)kelimelerinin birleşmesinden oluşan condominia; ortak aidiyetler hakkı olarak ifade edilen bir kelimedir. 1714 yılında Latince’den İngilizce’ye condominium ve condo olarak tercüme edilen kelime, kavramsal olarak bir konut türü olan apartmanın bütününden çok onun ünitelerini tanımlayan, parçacı bir mülkiyetin söz konusu olduğu bir durumu tanımlar. Burada işletim mantığının temelini oluşturan konutun kiralanarak üzerinden kazanç sağlanma şekli ise çok eski dönemlere dayanır. İlk olarak antik Roma’nın Pompei kentinde rastladığımız bu yöntem, halkın finans sıkıntısı sebebiyle konut sorununa karşılık iki katlı konut yerleşimlerinde kat kiralanması ile başlamıştır. Benzer şekilde Antik Yunan’da ise dama tahtası modeli ile konut sıkıntısı çözülmüştür. Yine burada parçacı bir mülkiyet vardır. Toplumlar geliştikçe konut kiralamanın mantığı da değişmiştir. Öte yanda co-op adı verilen yer kirası ödeme sisteminin başlatılmasıyla konut politikalarının en yaygın söylemini kooperatifler oluşmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan konut açığa alternatif olarak tasarlanan co-opların aklımızda kalan en belirgin örneği ise Le Corbusier’in ünlü Unite Habitation konutlarıdır. Birçok işlevi ile kompleks bir yaşamın tanımlandığı bu projenin benzerleri sonraki yıllarda Utopistler tarafından farklı yorumlarla gündeme getirilmiştir. Dünya emlak piyasasında 1960lardan günümüze yeni bir gayrimenkul çeşidi olarak kendini gösteren co-oplardan farklı olarak ayrı bir gruba hizmet veren kondominyumlar ise ilk kez 1958 yılında yasalaşmıştır. 21. yy'a gelindiğinde ise, ilk örneklerinin “business” tarzı bir işletim mantığında ortaya çıktığı bu yapı tipi, nüfus artışından kaynaklanan bir konut ihtiyacı değil, yaşam tarzının getirdiği koşullar sonucunda gelişmiştir. Zaman içinde bu konut kuleleri elit tabakanın sürekli olarak ikame edilecek mekân olarak benimsemesiyle, geçici değil kalıcı bir konut özelliği taşır hale gelmiştir.
Co-op ile belirli benzerlikleri bulunan kondominyumlardaki temel fark temsili bir mülk sahipliliğidir. Bu bağlamda yapının içerdiği nitelikleri algılatmak açısından co-op işletim sistemi ile farklılıkları açıklamakta yarar bulunmaktadır. Yurt dışında co-op olarak tanımlanan kooperatif evleri, Türkiye’de uygulanan kooperatif anlayışından bir haylı farklı işlemektedir. Bu anlayış içinde belli bir yönetimi ve işletmesi olan bir binadan daire alırken, kiradan pay alınabildiği gibi binadaki yüzme havuzu ve restoran gibi ortak kullanılan diğer işlevlerinden de pay alınabilmektedir. Böylece sadece konuta değil, aynı zamanda binanın bir bölümüne de sahip olunmaktadır. Bütün apartman giderlerinin ortak bir bütçeden karşılandığı co-oplarda satış fiyatları düşük ama aidatları daha yüksektir. Dolayısıyla konut, ancak kullanıcı bu ortaklığa katılmaya finansal yönden uygun ise ona tahsis edilmektedir. Burada bina yönetimi kullanıcının sosyal yapısını, gelir durumunu etüd ederek burada daire alıp alamayacağına karar verecek kadar etkili bir konuma sahiptir. Binanın işletmesinde yer alan yöneticiler bakımdan güvenliğe kadar en az 15-20 kişi çalıştırmakta ve binanın her türlü sorunu ile ilgilenmektedir.
Kondominyumlar ise benzer bir işletim sistemi içinde mal sahibi için taşınmaz mal varlığını taşınır hale getiren, çok katlı binalarda süper lüks daireleri içeren çok fonksiyonlu yapı birimleri olmaktadır. Satış fiyatları co-op’tan daha yüksek, buna karşın aidatları daha düşüktür. Ayrıca kondominyumlarda, bina yönetiminin kullanıcıyı kabul edip etmeme noktasında söz sahibi olmaması da yapının yabancılar için daha kolay bir yatırım aracı olmasını sağlamaktadır. Co-op ve kiralık ev kavramlarının küresel yaşam düzenine dönüştürülmüş bir açılımı olarak da yorumlanan bu yapı tipi daha çok iş adamları gibi süreli kullanım grubu tarafından tercih edilir. Elit kesimin özlemini duyduğu “bize” özel kavramının yaşatıldığı bu yapı tipinde ev konforunda bir otelin sunabileceği tüm hizmetler verilmektedir. Burada dar zaman aralıklarında geldiği kent merkezinde istediği an boş bir daire kiralama şansı olmayan kullanıcılara bir konut değil, yaşam tarzı kiralanmış olunmaktadır. Mülk sahibinin kent merkezinde olmadığı zamanlarda konutunu, yöneticilere kendi istediği zaman aralıklarında kiraya verilmek üzere teslim etmesiyle kiracıya her türlü hizmet olanağı bulunan mobilyalı bir daire sunulur. Kiradan yönetim tarafından işletme maliyetleri kesildikten sonra mülk sahibine de bir gelir verilmesiyle binada bulunmadığı zamanlarda hem bina giderlerine katılmaz hem de konutu işletilerek değerlendirilir. Gayri-menkul anlamda taşınmaz mal varlığını taşınır hale getiren, bir hisse senedi alır gibi konutu ve oradaki yaşam tarzını kent merkezi içinde satın alan konut sahibi bunu iki amaçla yapmaktadır. Bu amaçlar hızlı kent yaşantısına uygun konut ve uygun gelir elde etmedir. Yükselen konut yapıları olarak kondominyumların temel özelliklerinden biri de kullanıcıya bina içinde ihtiyaç duyduğu birçok fonksiyonu içinde barındırmasıdır. Farklı kullanıcı profili ve kent içindeki konumuna göre fonksiyon çeşitliliği değişebilen kondominyumlar, aynı zamanda çevre halkın da yararlanabildiği yarı kamusal alanlar olarak hizmet verirler. Özellikle kamuya ait kent içi yenileme ve yeni yerleşim alanlarında geliştirilen kondominyumlar, doğru bir planlama ile bölgelerin yeni enerji alanları olma potansiyeline sahip yapılardır.
[Only registered and activated users can see links] Kanyon Konutları ve Alışveriş Merkezi, Levent, İstanbul.
Türkiye’de Kondominyumların Gelişimi
Günümüzde bilgi toplumunun ortaya çıkışı ve küresel yeniden yapılandırma ile birlikte kentlerin yapıları ve işlevleri değişmekte, bu süreç içinde kentler “metropol” sıfatını yüklenerek dünya iletişim ağının bir parçası olmaktadır. Bu çerçevede Türkiye ölçeğinde İstanbul, Ankara ve İzmir metropoliten kentler olarak kendini var etmektedir (3). Sorun halen Modernleşmenin yaşandığı Türkiye’de bu şehirlerin konut ölçeğindeki yeni gelişimlere kültürel ve yapısal olarak ne kadar hazır olduğudur. Ülkemizde de alternatif bir konut modeli olarak popularitesi artan kondominyumlar kavramsal bir kaosun içine girmiştir. Daha ilk uygulamalarda insanların bu konutlara olan ilgisi ile yapıların asıl kullanım amacının dışına çıkılmış, konaklamanın modern çağda kolay el değiştirilebilme özelliği arka plana atılarak yerleşik bir yaşam için tasarlanmaya başlamıştır. Bu noktada kondominyum örneklerini uygulandıkları metropoller özelinde değerlendirmek önerilecek alternatif çözümler açısından da önemli olmaktadır.
(Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere..)
. Bir Kentsel Tasarım Olgusu: Kondominyumlar
Son yılların konut politikalarında yeni bir söylemin mekânsal karşılığı olarak kondominyum adı altında tasarlanan çok katlı konut kompleksleri, birçok metropolde konuta ilişkin beklentilerimizi değiştirmektedir. Kondominyum kavramıyla ifade edilen bu alternatif konutların idealde neyi tanımladığını ve bu idealler pratiğe dönüştürüldüğünde nasıl bir yaşam kurgusu oluştuğunu cevaplayabilmek için öncelikle kondominyum kelimesinin kökeninde var olan anlamları açığa çıkarmak gerekmektedir. İlk olarak Latince’de kullanılan com(beraber)+dominia(aidiyet hakkı)kelimelerinin birleşmesinden oluşan condominia; ortak aidiyetler hakkı olarak ifade edilen bir kelimedir. 1714 yılında Latince’den İngilizce’ye condominium ve condo olarak tercüme edilen kelime, kavramsal olarak bir konut türü olan apartmanın bütününden çok onun ünitelerini tanımlayan, parçacı bir mülkiyetin söz konusu olduğu bir durumu tanımlar. Burada işletim mantığının temelini oluşturan konutun kiralanarak üzerinden kazanç sağlanma şekli ise çok eski dönemlere dayanır. İlk olarak antik Roma’nın Pompei kentinde rastladığımız bu yöntem, halkın finans sıkıntısı sebebiyle konut sorununa karşılık iki katlı konut yerleşimlerinde kat kiralanması ile başlamıştır. Benzer şekilde Antik Yunan’da ise dama tahtası modeli ile konut sıkıntısı çözülmüştür. Yine burada parçacı bir mülkiyet vardır. Toplumlar geliştikçe konut kiralamanın mantığı da değişmiştir. Öte yanda co-op adı verilen yer kirası ödeme sisteminin başlatılmasıyla konut politikalarının en yaygın söylemini kooperatifler oluşmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan konut açığa alternatif olarak tasarlanan co-opların aklımızda kalan en belirgin örneği ise Le Corbusier’in ünlü Unite Habitation konutlarıdır. Birçok işlevi ile kompleks bir yaşamın tanımlandığı bu projenin benzerleri sonraki yıllarda Utopistler tarafından farklı yorumlarla gündeme getirilmiştir. Dünya emlak piyasasında 1960lardan günümüze yeni bir gayrimenkul çeşidi olarak kendini gösteren co-oplardan farklı olarak ayrı bir gruba hizmet veren kondominyumlar ise ilk kez 1958 yılında yasalaşmıştır. 21. yy'a gelindiğinde ise, ilk örneklerinin “business” tarzı bir işletim mantığında ortaya çıktığı bu yapı tipi, nüfus artışından kaynaklanan bir konut ihtiyacı değil, yaşam tarzının getirdiği koşullar sonucunda gelişmiştir. Zaman içinde bu konut kuleleri elit tabakanın sürekli olarak ikame edilecek mekân olarak benimsemesiyle, geçici değil kalıcı bir konut özelliği taşır hale gelmiştir.
Co-op ile belirli benzerlikleri bulunan kondominyumlardaki temel fark temsili bir mülk sahipliliğidir. Bu bağlamda yapının içerdiği nitelikleri algılatmak açısından co-op işletim sistemi ile farklılıkları açıklamakta yarar bulunmaktadır. Yurt dışında co-op olarak tanımlanan kooperatif evleri, Türkiye’de uygulanan kooperatif anlayışından bir haylı farklı işlemektedir. Bu anlayış içinde belli bir yönetimi ve işletmesi olan bir binadan daire alırken, kiradan pay alınabildiği gibi binadaki yüzme havuzu ve restoran gibi ortak kullanılan diğer işlevlerinden de pay alınabilmektedir. Böylece sadece konuta değil, aynı zamanda binanın bir bölümüne de sahip olunmaktadır. Bütün apartman giderlerinin ortak bir bütçeden karşılandığı co-oplarda satış fiyatları düşük ama aidatları daha yüksektir. Dolayısıyla konut, ancak kullanıcı bu ortaklığa katılmaya finansal yönden uygun ise ona tahsis edilmektedir. Burada bina yönetimi kullanıcının sosyal yapısını, gelir durumunu etüd ederek burada daire alıp alamayacağına karar verecek kadar etkili bir konuma sahiptir. Binanın işletmesinde yer alan yöneticiler bakımdan güvenliğe kadar en az 15-20 kişi çalıştırmakta ve binanın her türlü sorunu ile ilgilenmektedir.
Kondominyumlar ise benzer bir işletim sistemi içinde mal sahibi için taşınmaz mal varlığını taşınır hale getiren, çok katlı binalarda süper lüks daireleri içeren çok fonksiyonlu yapı birimleri olmaktadır. Satış fiyatları co-op’tan daha yüksek, buna karşın aidatları daha düşüktür. Ayrıca kondominyumlarda, bina yönetiminin kullanıcıyı kabul edip etmeme noktasında söz sahibi olmaması da yapının yabancılar için daha kolay bir yatırım aracı olmasını sağlamaktadır. Co-op ve kiralık ev kavramlarının küresel yaşam düzenine dönüştürülmüş bir açılımı olarak da yorumlanan bu yapı tipi daha çok iş adamları gibi süreli kullanım grubu tarafından tercih edilir. Elit kesimin özlemini duyduğu “bize” özel kavramının yaşatıldığı bu yapı tipinde ev konforunda bir otelin sunabileceği tüm hizmetler verilmektedir. Burada dar zaman aralıklarında geldiği kent merkezinde istediği an boş bir daire kiralama şansı olmayan kullanıcılara bir konut değil, yaşam tarzı kiralanmış olunmaktadır. Mülk sahibinin kent merkezinde olmadığı zamanlarda konutunu, yöneticilere kendi istediği zaman aralıklarında kiraya verilmek üzere teslim etmesiyle kiracıya her türlü hizmet olanağı bulunan mobilyalı bir daire sunulur. Kiradan yönetim tarafından işletme maliyetleri kesildikten sonra mülk sahibine de bir gelir verilmesiyle binada bulunmadığı zamanlarda hem bina giderlerine katılmaz hem de konutu işletilerek değerlendirilir. Gayri-menkul anlamda taşınmaz mal varlığını taşınır hale getiren, bir hisse senedi alır gibi konutu ve oradaki yaşam tarzını kent merkezi içinde satın alan konut sahibi bunu iki amaçla yapmaktadır. Bu amaçlar hızlı kent yaşantısına uygun konut ve uygun gelir elde etmedir. Yükselen konut yapıları olarak kondominyumların temel özelliklerinden biri de kullanıcıya bina içinde ihtiyaç duyduğu birçok fonksiyonu içinde barındırmasıdır. Farklı kullanıcı profili ve kent içindeki konumuna göre fonksiyon çeşitliliği değişebilen kondominyumlar, aynı zamanda çevre halkın da yararlanabildiği yarı kamusal alanlar olarak hizmet verirler. Özellikle kamuya ait kent içi yenileme ve yeni yerleşim alanlarında geliştirilen kondominyumlar, doğru bir planlama ile bölgelerin yeni enerji alanları olma potansiyeline sahip yapılardır.
[Only registered and activated users can see links] Kanyon Konutları ve Alışveriş Merkezi, Levent, İstanbul.
Türkiye’de Kondominyumların Gelişimi
Günümüzde bilgi toplumunun ortaya çıkışı ve küresel yeniden yapılandırma ile birlikte kentlerin yapıları ve işlevleri değişmekte, bu süreç içinde kentler “metropol” sıfatını yüklenerek dünya iletişim ağının bir parçası olmaktadır. Bu çerçevede Türkiye ölçeğinde İstanbul, Ankara ve İzmir metropoliten kentler olarak kendini var etmektedir (3). Sorun halen Modernleşmenin yaşandığı Türkiye’de bu şehirlerin konut ölçeğindeki yeni gelişimlere kültürel ve yapısal olarak ne kadar hazır olduğudur. Ülkemizde de alternatif bir konut modeli olarak popularitesi artan kondominyumlar kavramsal bir kaosun içine girmiştir. Daha ilk uygulamalarda insanların bu konutlara olan ilgisi ile yapıların asıl kullanım amacının dışına çıkılmış, konaklamanın modern çağda kolay el değiştirilebilme özelliği arka plana atılarak yerleşik bir yaşam için tasarlanmaya başlamıştır. Bu noktada kondominyum örneklerini uygulandıkları metropoller özelinde değerlendirmek önerilecek alternatif çözümler açısından da önemli olmaktadır.
(Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere..)