ne diyelim mühendislik gerçekten sorumluluk gerektiriyor sorumsuz insanlar oldukça biz daha ne depremlerde ne insanlar kaybederiz.....
ya çok kötü ALLAHIM korusun
bir mühendis adayı olarak utanıyorum hele o döşeme altında kalan adamın resmini görünce insanlığımdan utandım
ne diyelim mühendislik gerçekten sorumluluk gerektiriyor sorumsuz insanlar oldukça biz daha ne depremlerde ne insanlar kaybederiz.....
17 Ağustos 1999
Bugün 17 Ağustos 2007...
Aradan tam 8 kocaman yıl geçti...
Dönüp arkamıza baktık mı ???
Ne değişti !!!
Hiç...
Söylenecek söz yok...!
.....................................
Bilgi paylaştıkça çoğalır.Lütfen forum kurallarını okuyunuz.Soracağınız soruyu önce forumda arayınız.Bulamadığınız takdirde forumda sorunuz.Teşekkür etmek için lütfenbotununu kullanınız.
Türkçe karakterler kullanmaya özen gösteriniz.Büyük harflerle konu açmayınız.Açtığınız konular da lütfen kaynak belirtiniz.Forumda Mp3. Crack vb. dosyalar paylaşmak yasaktır.[[[ Mühendis ]]]
Ne denli büyük bir deprem olduğunu,rayların yerdeğiştirmesi bize göstermekte...
Ben bu denli bir felaketin olmamasını dilemiyorum(illaki olacaktır ve yakın zamanda bir depremin olacağı öngörülmektedir)!Benim istediğim bu denli şiddetli depremler karşısında önlemimizi önceden almak...
Konu kumpas tarafından (18-08-2007 Saat 01:08 ) değiştirilmiştir.
Bir haber sitesinde dolaşırken,konu ile alakalı, şu yazıya rastladım...
Ben deprem doğrudan yaşamadım ama;bu acıyı yaşayan insanları şimdi daha iyi anlıyorum...
Yazı şöyle:
17 Ağustos faciasının yıldönümünde, deprem bölgesinde enkaz altından birçok yaralıyı sağ çıkaran AKUT’un aktif üyesi Esin Tanrısever, felaket sonrası tuttuğu güncesini ilk kez açtı.
17 Ağustos 2007 Cuma 14:46
17 Ağustos faciasının yıldönümünde, deprem bölgesinde enkaz altından birçok yaralıyı sağ çıkaran AKUT’un aktif üyesi Esin Tanrısever, felaket sonrası tuttuğu güncesini sekiz yıl sonra ilk kez Hürriyet’e açtı. Tanrısever’in, facianın ilk saatlerinden itibaren bir saat uykuyla geçirdiği sekiz gün, trajedi, umut ve derslerle dolu.
"AKUT olarak 200 kişiyi kurtardık ama binlerce kişiyi kurtaramadık" derken hálá gözleri dolan ve bugünlerde bir öykü kitabı çıkarmaya hazırlanan Esin Tanrısever’in güncesinden sarsıcı bazı notlar şöyle:
...Üzerinde pijamaları, bağırarak koşanlar; yarı çıplak, uyurgezer gibi gözleri donuk öylesine yürüyenler, ağlayanlar, sarılmış bir kenarda yatanlar, yalvaranlar, gözleri bomboş bakan, kucağında yaralı bebeğiyle bir anne..
Korku filmi gibi. Birisi yolumu kesti. "Abla, cenaze gömeceğim de üstünü kireçle kaplasam olur mu? Kireç mikrop barındırmaz diyorlar, doğru mu? Babamı gömeceğim abla."
Birçoklarının bizlere kızmaya hakkı vardı çünkü binlerce gönüllünün yanında, ortada ’sahte AKUT elemanları’ dolaşıyordu. Mahmutpaşa’da AKUT tişörtleri basılmış, yok satıyordu!
BİRİ PARA YOLLADI, DİĞERİ EKMEK
İstanbul’a telefon açtığımızda iki arama köpeğimize mama istemiştik; tam iki ton göndermişler! Herkes çok şey yaptı. Kolları güçlü olan kırıcı, delici kullandı. Biri para yolladı, diğeri ekmek. Öğrenci kazdı, madenci tünel açtı, doktor serum verdi, dağcı kurtardı. Asker çalıştı, Sivil Savunma, AKUT çalıştı, herkes çalıştı. İnsanımızın akıl almaz duyarlılığı moral oldu...
AÇIK KALP AMELİYATINDAN ENKAZA
Onca stres, sinir bozukluğu içinde bir şeylere gülmezseniz, daha önemlisi arada bir kenara çekilip ağlamazsanız, ruh sağlığınızı kaybedeceğinizi sanırsınız. Size hoş bir olay anlatayım: Bir dağ kazasında kaybettiğimiz İskender’in (Ağrı Dağı’nda hayatını kaybeden İskender Iğdır) yaşadığı bir an. Bir enkaza giriyor, kazıyor, kırıyor ve bir delik açıyor. Başında kafa lambası, delikten içeri bakıyor ve karşısında bir çift gözün ona baktığını görüyor! Bir değil iki çığlık, kazazedenin de ödü patlıyor, İskender’in de. Sonra gülüyorlar..
Birol (AKUT’un cerrah üyesi) 16. günde kalkacak helikoptere yetişememişti. Niye geç kaldığını sonra öğrenedik. Telefonu aldığında açık kalp ameliyatındaymış. Bir an -belki birkaç saniye- ikilemde kalmış: "Bu adamın hayatı mı, depremzedenin hayatı mı? Saçmalama oğlum, her ikisinin de hayatı!" Ameliyatını tamamlayıp, 1100 beygirlik motosikletine atlamış ve son sürat evine uçup kişisel çantasını hazırlamış. Viraja son sürat girdiğinde yerdeki ıslaklığı hayal meyal fark etmiş ve motorun devrilmesine engel olamamış. Toparlanıp kapıdan girdiği sırada helikopterin havalandığını görmüş. Hayal kırıklığını siz düşünün! Yetişemediğine mi sinirlensin, göğsündeki ağrıya mı? O talihsiz kaza sırasında üç kaburgası kırılmış ve meğer motorunu Gölcük’e kadar tam gaz o kırık kaburgalarla sürmüş.
İnşallah byle bir felaket başımıza gelmez. Çok büyük ders çıkarmamız lazım çok.. Herkese kolay gelsin saygılarımla...
Genel olarak her zaman yorumlar ders çıkarmaktan yana !
Ders çıkarıyor musunuz peki !
Yoksa mevcut düzene mi uyuyoruz ?
Arkadaşlar lütfen yaptığımız mesleğe saygı göstererek kendimizi geliştirelim.
Depremler sonrası yıkılan binaları değilde, mesela yıkılmamış ama az hasar görmüş yapıların neden böyle olduğunu , deprem yönetmeliğinin ve ilgili standartların yaklaşımlarını , hesap yöntemlerinin doğruluğunu tartışalım.
Çok mı şey istiyorum ?
Bir ütopya mıdır yoksa dediklerim !?
PAYLAŞIMIN İÇİN TESEKKUR EDERIM. BENDE İLERİKİ DERSLERIMDE DEPREM KONULU BIR PANEL HAZIRLAYACAGIM. BANA YARDIMCI OLMAK ISTERSENIZ HER TURLU DEPREM LE İLGİLİ OLABILIR. BEN SIZE MSN ADRESIMI BIRAKAYIM.faber_castel.46
Gerçekten çok fecii. Allah bir daha göstermesin
Paylaş