+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: kent meydanları planlaması

  1. #1
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    21-05-2007
    Yaş
    22
    Mesajlar
    16
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    11
    Thanked 4 Times in 2 Posts

    kent meydanları planlaması



    kent meydanlarının planlanması hakkında yardım alabileceğim kaynak tavsiye edebilir misiniz.teşekkürler.

  2. #2
    YAPI DANIŞMANI
    Üyelik tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    2.238
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    255
    Thanked 658 Times in 347 Posts

    Kent kimliği üzerinde tartılmaz etkisi olan, kimliği yansıtan, halkı buluşturan kent parçalarıdır.

    Derleyen: Ebru BAYRAM Planlama.Org

    Kent kimliği üzerinde tartılmaz etkisi olan, kimliği yansıtan, halkı buluşturan kent parçalarıdır. Dünya örneklerine baktığımızda gerçek anlamda kamusal alanın ülkemizde çok az örneği olduğunu görmekteyiz.


    Schouwburgplein / Rotterdam


    Andriaan Geuze tasarımında, kentin liman kimliğini ön plana çıkarmıştır. Bir liman kenti ne kadar dinamikse yaratılan meydan da bir o kadar da dinamik olmalı hareketli olmalıdır. Bir yer altı otoparkının üzerinde hafif strüktür olarak tasarlanan meydanın sınırları cadde kotundan hafifçe yükseltilerek sağlanmış.


    Hareketli heykelsi formlar olarak tasarlanmıştır.
    Meydanın dikkat çeken unsurları hidrolik gemi direkleridir.


    Bu formlar dinamik yapılarının yanı sıra aydınlatma özellikleriyle de gece maydana fantastik hava katmaktadır.


    Meydan bölümlere ayrılırken hareketi engelleyecek yapısal sınırlar yerine döşeme kaplamalarıyla bu farkı kazanmıştır.



    Şehir mobilyalarının seçimi dinamik yapıya uygun olmanın yanı sıra insan hareketine uyumlu olarak seçilmiştir.


    Schouwburgplein Meydanı Fotoğrafları: Pınar ARSLAN ve Enise Burcu KARAÇİZMELİ


    Exchange Square / Manchester


    Manchester şehir merkezinde bulunan bu meydan, 1996 yılında IRA tarafından bombalandıktan sonra yeniden tasarlanmıştır.


    Projenin, herbiri bağımsız tasarım kavramlarına sahip 3 değişik meydanı vardır. Terasları, kıvrılmış duvarı ve çeşmesiyle Exchange Meydanı, projenin tam orta noktasında özel ve belirgin bir odak noktası yaratır. Meydan; mimarî öğeler ve değişik malzemelerin kullanımıyla belirlenen çeşitli ölçü ve karakterdeki dış mekânlardan oluşan serbest bir "İngiliz Bahçesi" şeklinde tasarlanmıştır.



    Projenin hedefi, önemli meydanlar, bahçeler ve sanat yapıtlarıyla yeni bina ve alışveriş mekânlarını birleştirmektir.



    Meydan tasarımında iki ana etmen göze çarpmaktadır, tarihi yapılar ve arazi kotları.


    Martha Schwartz, farklı kotlardan başlayan caddeye ve birbirine paralel yaylar çizen rampalar tasarlamıştır.


    Meydandaki farklılaşma zemin kaplama malzemelerinin farklılaşmasıyla hissediliyor.



    Keyaki Plaza Saitama Yeni Kentsel Merkezi

    Proje, Saitama kent merkezindeki bir ticaret bloğunun çatısında uygulanmıştır. 405 bin metrekarelik alanda kurulan merkez, bir spor sahası, devlet ofis binaları ve bir tren istasyonunu kapsamaktadır.



    Yapının zemin kotundaki kafe ve mağazaların 8 metre üstünde bulunan meydana rampa, merdiven ve asansörlerle ile ulaşılmaktadır.



    Meydandaki zelkova ağaçlarının Hikava tapınağına doğru uzanıp giden tören yolu boyunca devam etmesi, tasarımın ortaya çıktığı fikrin başlangıcıdır.


    Ağaçlar gridal bir düzende konumlanmıştır. Şehir mobilyaları da aynı gridal düzende tasarımda bulunmaktadır. Ahşap-cam banklar, kare formlu olmakla beraber, geceleri meydandaki aydınlatmayı sağlar.


    Dökme alüminyum ve granit kaplı zemin döşemesin ritmik düzeni bina cepheleriyle uyum göstermektedir.




    İzmir Konak Meydanı

    Meydanın oluşumu 1867de hükümet konağının inşa edilmesi ile başlar. 1884’de konak-karşıyaka yolcu vapurlarının çalışmaya başlaması ve 19.yy sonuna doğru atlı tramvayın geçişi ile meydan canlanır. Yalı camii ve saat kulesi meydanın simgesel öğeleridir.


    Bugunkü düzenleme çalışmaları Nisan 2002 de başlar ve 2003 yılında son bulur.

    Mekanın planlanması ve örgütlenmesi üç ana temaya dayanmaktadır.
    • Meydanın denizle yeniden buluşmasını sağlamak.
      Konak Meydanı’nı eski izleri üzerinde kamusal alan olarak düzenleyerek tarihsel kimliğine süreklilik kazandırmak.
    • Sarı Kışla alanını, belleğin günümüze taşınmasına olanak verecek şekilde, kent tarihi parkı ve yeşil alan olarak düzenlemek ve hayata geçirmek.
    Bu ilkeler ışığında İzmir Konak Meydanı,
    • Eski konak meydanı
      Cumhuriyet bulvarı ve çevresi
      Yeşil park alanları
    • Kıyı kullanım alanı, olmak üzere işlevsel olarak dört farklı bölüme ayrılmıştır.

    İzmir Konak Meydanında, eski Konak meydanı tarihin izleri ile korunmuştur. Meydana bağlanan kuzey-güney doğrultusundaki Cumhuriyet meydanı, lineer yapısıyla meydanın kıyıya açılan mekânını oluşturmaktadır.


    Meydandaki farklılaşma döşeme kaplamalarının farklılaşmasıyla sağlanmıştır.


    Taşıt yolu ile deniz yolu arasında kalan alan, kıyı gezi yolu ve ona paralel bisiklet yolu boyunca ağaç dizileri gerçekleştirilmiştir. Kıyının güney ucunda yer alan, yarım kalmış yolun oturduğu tepecik, deniz tarafında kademeli bir yeşil seyir amfisi olarak düzenlenmiştir.


    Meydandaki geniş ve boş alanlara doğal malzemelerle sınırlar kazandırılmıştır. Kullanılan şehir mobilyalarının tasarımları gün içinde güneş ışığıyla etkileyici gölgeler vermektedir.


    Meydan bir köprüyle denize bağlanmaktadır, bu bağlantıda mekânlar, hafif strüktürden gölgeliklerle


    Kaynak: Ege Mimarlık
    Konu SerMimar tarafından (05-04-2008 Saat 01:03 ) değiştirilmiştir.

  3. The Following User Says Thank You to SerMimar For This Useful Post:

    1architect (13-11-2009)

  4. #3
    YAPI DANIŞMANI
    Üyelik tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    2.238
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    255
    Thanked 658 Times in 347 Posts
    KENTSEL AÇIK MEKAN OLARAK MEYDANLARIN IRDELENMESI

    Serpil ÖNDER
    Filiz AKLANOGLU

    Selçuk Üniversitesi
    Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarligi Bölümü, KONYA



  5. #4
    YAPI DANIŞMANI
    Üyelik tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    2.238
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    255
    Thanked 658 Times in 347 Posts

    Kent Meydanlari - 1

    Kent meydanları, genellikle kent ulaşımının düğüm noktalarında bulunan, önemli prestij yapıları ile çevrili açık ve geniş mekânlar. Meydan yerine alan sözcüğü de kullanılıyor ama, galiba alan sözcüğü, havaalanı gibi daha açıklık yerler için tercih ediliyor. Zaten, Yaşar Kemal de bir yapıtında ‘…alanı kırpılmış otlar sarmıştı’ yazıyor. Onun için biz yine, Arapça da olsa artık Türkçeleşmiş olan ‘meydan’ diyelim. İngiliz, meydan için ‘square’ gibi bir geometri terimi kullanarak kentlerindeki planlı yerleşim ilkesini dile getirmiş oluyor.

    Kent meydanları, kentlinin ev dışında sosyalleştiği yaşam merkezleridir. Kent planlamasını bir konut planı gibi düşünürsek, konutlar kentin yatak odaları, meydanlar ailenin bir arada yaşadığı salonlar gibidir. Kentlinin sosyalleştiği diyoruz. Çünkü, Batılı anlamında meydanlar, festivallere, karnavallara, resmi geçitlere, siyasal mitinglere mekân olur; sair zamanlarda da insanlar havuzlar, heykeller etrafında gezer, açık hava konserleri dinler, kafelerde sohbet eder, restoranlarda yemek yer, kilisede dua ederler. (Yurdumuz meydanlarına ikinci yazımda değineceğim.)

    Tarih boyunca kent meydanlarının oluşumuna bir göz gezdirelim:

    Eski Mısır tapınaklarında pilonlu kapıdan girilen avlu, kapılarını ancak bayram günlerinde halka açsa da, bir nevi kent meydanı sayılabilir. Bu avluda tanrı heykeli veya objesi, ana tapınaktan çıkarılarak, tören alayı ile avluda gezdirilir, böylece avamın tanrıyı görerek ona tapması ve adak adaması sağlanırdı.

    Helenistik dönemde, geometrik düzenli kentlerdeki ‘agora’lar, politik, kültürel ve ticarî yaşamın geçtiği kent meydanları idi. Ana yollar boyunca düzenlenen ‘stoa’lar (sütunlu revaklar) da yumuşak iklimin verdiği olanaklarla açık havada kültürel ve ticarî faaliyete hizmet eden yapılardı. Hatta stoacıların bir felsefî okula adını verdiğini de biliyoruz.

    Roma kent planlamasındaki geometrik düzen içinde, x ve y eksenleri istikametinde tertiplenmiş ana caddelerin dikey kesiştiği noktalarda kentlinin çeşitli eylemler için toplandığı ‘forum’lar ve pazaryerleri bulunurdu.

    Doğu Roma başkentinde (Konstantinopolis’de), Batı yönden gelen Roma yolu ‘Via Egnatia’, sur içinde ‘Mese’ ismiyle devam eder, Arkadius (Cerrahpaşa), Bous (Aksaray), Theodosius (Beyazıt), Konstantinus (Çemberlitaş) forumlarını kat ederek Hippodrom’a (At meydanı) ve Aya Sofya bazilikasına ulaşırdı. Bütün bu forumların çevresinde stoalar, zafer takları, heykeller, anıtsal yapılar yer alırdı.

    Ortaçağ meydanları, dinin baskısındaki karanlık dönemde, dinsel törenler yanında, halka gözdağı vermek üzere suçluların cezalandırıldığı ve idam edildiği meydanlardı. Yeni Çağda da yakın zamanlara kadar, örneğin 1789 Fransız ihtilâlini takiben, Fransız meydanları da giyotinle infaz edilen politik idamlara sahne oldu.

    Rönesans döneminde kentler, etrafı saray ve bazilika ile donanmış geniş meydanlar kazandı. Meydanların ortasında kral ve prenslerin heykelleri yer alır, geometrik düzende simetriye önem verilir, aşırı süslemeli yapılar, dinsel gücü ve monarşik düzeni simgelerdi. Örneğin, 1536’da Papa 3. Paulus, kentin dinî ve politik merkezi olarak Kapitolino meydanını (Piazza Capitolino) Michelangelo’ya düzenletmişti.

    Günümüzde meraklısının mutlaka görmesi gereken bazı meydanları anlatalım:

    Vatikan Sen Piyer (San Pietro) bazilika inşaatı, 1505’de başlamış, çeşitli evrelerden geçerek 1629’da tamamlanmışsa da önündeki meydan barok dönemde, 1665’de bu günkü şeklini almıştır. Mimar Bernini’nin planında, iki yanda bulunan yarım daire formlu Toskana Dorik stilindeki kolonlu arkad, Katolikleri kucaklayan iki kolu simgeler. Papa’nın araba ile tur atarak halkı kutsadığı meydan, işte burasıdır.

    Navona meydanı, dikdörtgen planı, barok mimarisinin Roma yorumunu yansıtan çevre binaları ve San Agnese kilisesi ile muhteşem bir mekândır. Meydan düzenlemesi ve kilise, 1650’de mimar Rainaldi ve Boronini tarafından yapılmıştır. Meydan ortasında bir obelisk ve üç havuz bulunur. Ortaçağda, burada sirk varmış. Bu gün, özel günlerdeki havaî fişek ve su oyunları ile kutlamaların yapıldığı, çevresindeki kafe ve restoranları ile turizme hizmet eden bir meydandır.

    İspanyol meydanındaki (Piazza Spagna) Bernini’nin çeşmesi ve de İspanyol Merdivenleri, yazın basamaklara oturan, gülen, flört eden, gitar çalan güzel turist kızlarla cıvıl cıvıl bir atmosfer sergiler.

    Fontana Trevi, bizde aşk çeşmesi diye ünlü havuz ve su oyunları, küçük meydanın ana unsurudur. Havuza arkanızı dönüp para atarsanız Roma’ya tekrar gelirmişsiniz. Bir daha gelip gelmeyeceğinizi bilmem ama havuzda biriken paraları toplayan kişinin tekrar gelmeniz için dua ettiği kesin.

    Roma’da bu saydıklarım kadar değerli daha onlarca meydan vardır. Ve de hiçbir kent, Roma’daki meydan ve sanat yapıtlarının çokluğu ile yarışamaz.

    Venedik’in kalbi, San Marco meydanında (Piazza San Marco) atar. Venedik’in maniyerist rönesans stilinde (biraz aşırılığa kaçan incelik ve zarafet sanatı) binalarla çevrili bu muhteşem meydan, simetrik meydanlara meydan okuyan asimetrik planı ile gözlere değişik perspektifler sunar. Meydanın ve çevre binaların yaratıcısı, 16. yüzyılın meşhur mimar ve heykelcisi Jacopo Sansovino’dur. Meydana hâkim bina San Marco bazilikasıdır. Bazilika çatısına yerleştirilmiş 4 tane at heykelinin Lâtin işgali sırasında İstanbul’dan getirildiği söylenir. (Ben çatıya çıkıp atları inceledim. Meğer orijinalleri aşağı almışlar; bunlar kopyaları imiş.) Bazilika hizasında Doc’lar (dükalar) Sarayı, solunda deniz tarafında Zecca (darphane), karşısında Libreria (kütüphane) vardır. Çepeçevre kolonatlı ve dikdörtgen sayılabilecek meydanda kiliseden ayrı inşa edilmiş olan Campanile (çan kulesi) bulunur. Meydandaki kafelerde oturup müzik eşliğinde etrafı izlemek olağanüstü bir keyiftir. Rıhtım boyu denize açılan ikinci ve sürpriz etkisi yapan meydanda (Piazetta) bulunan 1810’da Doğudan getirilmiş iki granit sütundan biri üzerinde San Marco’nun simgesi kanatlı aslan, diğerinde San Theodorus’un timsah üzerindeki heykelleri bulunur. Bu muhteşem meydanın Büyük Kanal’la beraber kopyasını ABD’nin kumarhane kenti Las Vegas’daki Venediation otelinin bir katına bire bir oranda (aynı cesamette) yaptıklarını, National Geographic Channel’da hayretle izledim. Son günlerde tekrarı yayınlanan bu programı izlemenizi öneririm. Böylece hakiki Venedik binalarının detay ve heykellerini, yerinde göremeyeceğiniz yakınlıkta görmüş oluyorsunuz.

    Şimdi Paris’e geçelim. 3. Napoleon 1853’de Baron Haussmann’ı Paris’in imarı ile görevlendirdi. İmar hamlesi ile pislik içindeki sokaklar ve binalar yıkılarak Paris, geniş bulvarlara ve büyük meydanlara malik oldu. (Böylece isyancılara kaçacak delik bırakılmadığı söylenir.) Meydan çevreleri, görkemli binalarla donatıldı.

    Paris’in en önemli meydanı, ortasında Arc de Triomphe (zafer anıtı) bulunan Etoile meydanıdır. Ancak bu meydan, İtalyan meydanları gibi halkın ortasında yaya dolaşabileceği, çevresine attığı nazarla bedii zevk duyacağı bir meydan değildir. 9 avenünün ve 6 tali caddenin ışınsal geometri ile açıldığı, ismiyle müsemma bir yıldız meydandır. Ancak feci oto trafiği vardır. (Kiralık araba ile Champs Elysèes’ye girebilmek için meydanı 4 defa turladığımı hatırlarım. Kimse bana yol vermiyordu; meğer burada soldaki sağdakine yol verirmiş. Böylece araba sevdasından vazgeçip güzelim metroya terfi ettim.)

    Concorde, Napoleon’un Mısır’dan getirdiği obeliskle özellik taşıyan geniş ve rahat bir meydan.

    Sanayi devrimi sonunda gelişen metropollerde tren garları ve gar meydanları önem kazandı. Trenlerin kapalı peronlara girdiği, bu nedenle çelik ve camın bol kullanıldığı yeni bir gar mimarisi gelişti. Trenler, kent merkezlerine kadar ulaşıyorlardı. Böylece gar meydanları oluştu, meydanlar otel ve restoranlarla çevrelendi. Paris’te çeşitli yönlere giden trenler için ayrı garlar yapıldı. Örneğin Kuzey garı 1861’de, d’Orsay garı 1897’de açıldı. İşlevini yitiren d’Orsay garı, artık güzel bir modern sanat müzesi. Darısı Haydarpaşa Garı’nın başına.

    Moskova’daki eski Kızıl Meydan, sağ cephesi Kremlin Sarayı ve Lenin Mozolesi, karşı yönü Rus stili soğan kubbeleri ile Variliy Blajenniy katedrali, sol yanı otel ve pasajlarla çevrili büyük ve muhteşem bir meydandır. Gorbaçov döneminde, T.C. Kançılarya projesi çalışmaları nedeni ile Moskova’da bulunuyordum. Kızıl Meydan’daki Lenin Mozolesini ziyaret etmek istedim. Ruslar ve ekseri Orta Asyalılar, her gün bir kilometrelik kuyruk oluşturuyorlardı. Yani 5 dakikalık tavaf için 4 saat bekliyorlardı. Ben ancak özel izinle gezebildim. Lenin, cam tabut içinde siyah elbiseli, sağ eli kalbinde, matruş ve sanki canlı imişcesine gülümseyerek yatıyordu.

    Modern mimari, Brezilya başkenti Brasilia’da büyük meydanlar yarattı. Büyük Elçiliğimiz inşaatı için gittiğim kentte, Lucia Costa’nın kent planlamasında belirlenen ve mimar Oscar Niemeyer’in projeleri ile şekillenen Parlamento binası ve önündeki Üç Güç (yasama – yürütme – yargı) Meydanı’nın genişliğinden nokta gibi kaldığımı hissettim. Meydan ve yollar, insanın ölçü sınırları dışında olunca, bir boşluk hissine kapılıyorsunuz. Acaba bu nedenle midir, insanlar kendilerine yakın buldukları ölçülerde olan market ve pasajlarda dolaşmayı tercih ediyorlardı.

    Burada, sadece görebildiğim meydanları anlatmaya çalıştım. Bir de görmediğim bir post modern meydandan söz edeyim.

    1960 sonrasında, mimarlıkta farklı anlayışlar ve tavırlar oluştu. İtalyan Aldo Rossi ve ABD’li Robert Venturi modern mimariyi eleştirerek, modern mimarinin adeta geçmişi inkâr etmesine karşı çıktılar. Bu günün mimarisinde de geçmişin mimari öğelerinin ve tarihî birikimlerin kullanılması gerekliliğini savundular. Böylece post modern mimari anlayışı oluştu. (Hâlbuki modern mimarinin öncülerinden Adolf Loos, daha 1908’lerde geçmişin mimari süslemelerinden ‘cinayet’ diye söz ediyordu.) Aşağı yukarı aynı akımı savunan ABD’li mimar Charles Moore, New Orleans’daki İtalyan Mahallesine Roma kemer ve sütunlarını anımsatan yapıların bulunduğu, kademeli bir meydan düzenlemesi yaptı. Bu meydan post modern anlayışın bir simgesidir. (Bu akım Türkiye’ye, her şeyde olduğu gibi 10 – 15 yıl sonra geldi. Daha sonra oluşan akımların da henüz geldiği söylenemez.)

    1990 sonrasında, Peter Eisenman, Daniel Libeskind (şimdi 11 Eylül saldırısı ile çöken NY World Trade Center yerine yeni gökdeleni yapıyor), Rem Koolhass gibi mimarlar, post modern mimariyi ‘figüratif mimari’ olarak betimlediler. Yeni akımla, Frank Gehry, Norman Foster gibi mimarlar, çevreyi ve geçmişi hiç dikkate almadan, yeni teknolojinin olanaklarını sonuna kadar kullanarak, bu güne kadar gerçekleştirilmemiş tasarımlara yöneldiler. Fransız Bernard Tschumi’nin Paris’te yaptığı Vilette Parkı, bu akımın etkisinde bir çılgın etkinlikler meydanı olarak düşünülebilir.

  6. #5
    YAPI DANIŞMANI
    Üyelik tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    2.238
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    255
    Thanked 658 Times in 347 Posts

    Kent Meydanlari - 2

    Önceki yazımda kent meydanlarının tarihsel gelişimini ve Batı kentlerinde bulunan bazı kent meydanlarını anlatmaya çalışmıştım. Bu defa, İstanbul’un ve diğer iki önemli kentimizin bazı meydanlarına değineceğim.

    Osmanlı yaşam biçiminde semt ve mahallelilik kavramı çok önemli idi. Mahalleler, âdeta kendi aralarında örgütlenmişlerdi. Mahallenin bekçisi, imamı, hocası, ileri gelenleri, bıçkın delikanlıların oluşturduğu ve âdeta bir spor kulübü gibi görülen tulumbacıları (yangın söndürme ekibi), kendilerini mahallenin namusundan ve sorunlarından sorumlu addederlerdi. Erkekler, genelde yürüyüş mesafesindeki ev–çarşı (işyeri)–cami-kahvehane dörtgeni içinde yaşarlardı. Ancak ekâbir takımının, refah derecelerine göre eşekleri, atları, kupa arabaları vardı. Kadınlar pek sokağa çıkmaz, nadiren Kapalıçarşı’ya üst baş almaya giderlerdi. Konaklarda harem–selâmlık hacimleri kesin çizgilerle ayrılmıştı.

    18. yüzyıldan evvelki dönemlerde, Dîvan-ı Hümayun kapsamı dışındaki işler, vâli, vezir ve sadrazamların, kendi konaklarında görülürdü. Bâb-ı Âlî, ancak 19. yüzyıl başlarından sonra yüksek ricâlin resmî dairesi olmuştu.

    İşte bu yaşam biçiminin oluşturduğu mahalle meydanları, büklüm sokaklar kavşağında ve cami, hazîre, tekke, sıbyân mektebi, kahvehâne, çeşme ve çınar altı peykelerinin çevrelediği alanlardı. Peykelerde ezan beklenir, kahvehanelerde cerîde kıraat edilir, özel günlerde meddahlar çeşitli lûbiyyâtla yaşamın renklerini yansıtır, kuklacılar, karagözcüler, tombalacılar Ramazan gecelerini şenlendirirlerdi.

    Selâtin Cami külliyeleri içindeki, medrese, kütüphane, hamam, dar-üş şifa, tabhane, imaret, arasta gibi tesislerin yer aldığı merkezleri, Osmanlı’nın kent meydanları olarak kabul edebiliriz. Bu yapıtlarda geometrik düzen, klâsik mimari ile yerli yerine oturmuştur. Osmanlı uygarlığının simgesi olan bu gibi yapıtların en önemlisi Süleymaniye Külliyesi’dir. Fatih Külliyesi’nde, cami başat (dominant) yapıt olmak üzere meydanı çevreleyen medreseler, dinsel bir mekân oluşturur. Âdetâ, Roma’nın San Pietro Meydanı işlevinde bir meydandır.

    Ancak Osmanlı’da bu yapıtlar dışında, Batılı anlamda, kadın-erkek beraberliğinde, dışa açık sosyal aktivitelere hizmet eden, geometrik düzenli kent ve kent meydanlarından söz edemeyiz.

    Bizans forumları, Osmanlı döneminde, kavşak özelliklerini korusa da, geometrik düzenini kaybetti. Zaman içinde üzerlerinde mahalleler oluştu. Buna şaşmamak gerek. Çünkü yukarıda da söylediğim gibi Osmanlı’nın kapalı yaşam geleneğinde böylesine büyük meydanlara ihtiyaç yoktu.

    Bizans ana yolları, Osmanlı’da da kullanıldı. Bizans’ın ‘Mese’si, Osmanlı’da ‘Dîvan Yolu’ adı ile protokol yolu niteliğini korumuş, iki yanına önemli binalar inşa edilmiştir. Beyazıt’tan Sultanahmet yönüne yürürsek, Çorlulu Ali Paşa Külliyesi (1709), Sinan Paşa Medresesi (1593), Atik Ali Paşa Cami ve Medresesi (1509), Köprülü Mehmet Paşa Cami ve Kütüphanesi (1661), Sultan 2. Mahmud Türbe ve Sebili (1840), yol boyunca dizilen önemli yapıtlardır.

    Bizans’ın Hippodrom’u, Osmanlı’nın At Meydanı, sonraki yılların Sultanahmet Meydanı, Aya Sofya Camisi ve Topkapı Sarayı dolayısıyla resmî meydan vasfını korumuş, özel günlerde padişahın huzurunda resmi geçitler, şehzadelerin sünnet, sultanların (padişah kızları) düğün törenleri gibi vesilelerle günlerce süren eğlencelere sahne olmuştur. Bu meydanda bulunan Burmalı Sütun, İmparator Theodosius’un Mısır’dan getirttiği 3. Thutmosis Obeliski ve Porfirogenetos dikili taşları aynen muhafaza edilmiş, meydan zaman içinde Sultanahmet Külliyesi ve Arasta (1619), İbrahim Paşa Sarayı (1500?), Haseki Hürrem Hamamı (1556), çeşme ve türbelerle imar edilmiştir. Meydan, bu gün de havuz ve yeşil alan dekoru içinde eski değerleri korumakta ve turizme katkı sağlamaktadır.

    Beyazıt Meydanı’na, Bayezid Külliyesi ve Patrona ile özdeşleştirilen Hamam (1505), Simkeşhane (Menderes döneminde yarısı yıktırıldı) (1463), Bab-ı Seraskerî (Osmanlı Harbiye Nezareti, şimdi İstanbul Üniversitesi girişi) (1827) ve Yangın Kulesi (1828) önemli karakter kazandırmaktadır. Sultan 2. Abdülhamit, Batılılaşma hevesi ile Fransız mimarı Antoine Bouvard’a meydan ve çevre yapılar projesi çizdirmiş. Perspektifini gördüm. Fransız stilinde binalar, şimdikinden iki kat daha geniş alanlı, heykel ve parklarla bezeli meydanı çevreliyordu. Cami, başat eleman olarak bırakılmasına karşın, külliyenin diğer yapıları dikkate alınmamıştı. Zaten mimar, projeyi İstanbul’u görmeden ve yörenin topoğrafik durumunu dikkate almadan Paris’te çizmiş. O zamanın İstanbul’u için ütopik sayılabilecek ve çok istimlâk gerektirecek bir plan olduğu için midir nedir, uygulanmamış.

    İttihat Terakki iktidarı zamanında Mekteb-i Hukuk talebesi olan babamın anılarına göre, meydan ucuz alışveriş yapılan ahşap baraka dükkânlarla dolu imiş. Harbiye Nezareti’nin bahçesi de şimdiki gibi ağaçlık değil, kıraç bir talim alanı imiş. Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm’in İstanbul’u ziyareti sırasında bu barakaları kaldırmışlar. Alamanvâri (burma) bıyıklı İmparator, meydandan kır at üzerinde geçerken yol kenarına toplanan maşlahlı kadınların ‘Maaşallah, pek de yakışıklıymış; Allah Müslümanlık nasip etsin’ nidâları arasında Harbiye Nezaretine girmiş ve Enver Paşayı ziyaret etmiş. Ama iki gün sonra ahşap barakalar tekrar eski yerlerini almış.

    Cumhuriyet döneminde mimar Âsım Kömürcüoğlu’nun düzenlediği planla barakalar kaldırılmış, ortasında yuvarlak ve fıskiyeli havuzu olan, tramvayların dairesel dönüş yaptığı güzel bir meydan kazanılmıştı. Caminin yanına düşen ve meydana nâzır, çınar ağaçlarının gölgesindeki Küllük, edebiyat ustalarımızın devam ettiği bir kahve idi. 1960 öncesi, Menderes imarı sırasında, ne kapristir bilinmez, meydan hallaç pamuğu gibi atıldı. 1960 sonrasında meydan, mimar Turgut Cansever’in projesine göre trafikten arındırıldı. Ana caddeden itibaren setler halinde Üniversite kapısına kadar uzanan meydan, gençliğin yaşam alanı olarak düşünülse de amacına ulaşamadı. Halbuki Beyazıt meydan ve bölgesi, yurdumuzun bu en eski üniversitesinin önemli fakülteleri, üç kütüphane, Sahaflar Çarşısı, öğrenci yurtları, diğer sosyal ve kültür merkezleri ile bütünleşen bir kent içi yerleşkesi (kampus) haline gelebilirdi. Yani, projeyi çevresi ile beraber etüt etmek gerekirken, sadece meydan düzenlemesi sonucu,
    çevreye üniversite atmosferi kazandırılamadı.

    Aksaray Meydanı, betonarme hantal alt-üst geçitler ve köprülerle yoğun trafiğin kavşak noktası durumundadır. Güzelim Valide Camisi ve muhteşem kapısı (1872) çukurda kalarak eski perspektifini kaybetmiş, Pertevniyal Türbesi ve Muvakkithane, Menderes imarının kurbanı olmuş, yok edilmişlerdir.

    Bizler, Avrupalı olmak hevesindeyiz ama, Avrupalı gibi düşünemediğimiz için olsa gerek, kent düzenlenmesinde baz alınması gereken önemli yapıtları trafik uğruna ortadan kaldırıyor, kalan yapıtları da yükseltilmiş yollar, köprüler yanında eziyoruz. Bu uygulamalarla sanki şehirlerarası kavşak inşa ediyoruz. Böyle şehircilik, böyle imar olmaz olsun.

    Bizans döneminde Çemberlitaş (Constantinus Sütunu, 328) eliptik bir forumun ortasında idi. Sütun üzerinde Constantinus’un Apollon Helios görünümünde olan heykeli vardı. Hem Bizans döneminde, hem de fetihten sonra çıkan yangınlarla kavrulan porfir taşları, anıtı ayakta tutabilmek için demir çemberlerle takviye edilmiş. Bu gün, meydandan söz etmek mümkün olmamakla beraber, sütunun yanı başındaki Çemberlitaş Hamamı (1584), o dönemdeki yıkanma kültürümüzü gösteren önemli ve güzel bir yapıdır. Bu gün de işlevine devamla turizme hizmet ediyor.

    Üsküdar Meydanı, artık orijinal hüviyetini kaybetti. Mimar Sinan yapıtı Mihrimah Sultan Külliyesi (1548) de olmasa, artık buraya İstanbul diyemeyeceğiz. Nitekim külliyenin bir parçası olan Kurşunlu Han, imar uğruna yok edilmiş. Artık Yahya Kemal’in, Cihangir’den (her halde Park Otel’den) gurup vakti saltanatını seyrettiği Üsküdar evleri de yok. İstanbul kumruları ‘Üsküdar’a gidelim’ diyerek karşı yakaya hasretlerini belirtirler, Üsküdar kumruları da ‘Âyet okuyarak’ Üsküdar’da olduklarına şükrederlermiş. Kuş deyip geçmeyin. Osmanlı kuşlara değer verir, anıtsal yapıtların dış yüzlerine ‘kuş evleri’ inşa ederdi.

    Ben burada hikâye anlatmıyorum. Demek istediğim şu ki: Şehircilik sanatı, mevcudu bozarak yeni bir kent yaratmak değildir. Şehircilik sanatı, çevreyi ve onun kültür değerlerini incelemek, bu değerleri düzenleyerek ortaya çıkarma sanatıdır. Modern kentleri, ancak boş alanlarda, kırsal kesimlerde yaratabiliriz. Ama bizimkiler, Üsküdar Meydanı’nı modern, Batılı bir meydan yapıyoruz diye öğünüyorlar. Kısmen de olsa hâlâ güzelliğini koruyan çarşı yetmezmiş gibi, yeraltında yapılacak tren istasyonu ile beraber, bir de yer altı çarşısı planlanıyormuş. Bu çarşıdan kimlerin nasıl faydalanacaklarını bilemiyorum.

    Ne yazık ki, camisi, tekkesi, hamamı, medresesi, çarşısı, ahşap evleri ve servi ağaçları ile bütünleşen tipik Üsküdar yerleşimi, imar uğruna ortadan kaldırılmış bulunuyor. Bereket ki ‘Beyaz İstanbullular’ca makbul sayılmayan, bu nedenle imar girmemiş olan Zeyrek, Süleymaniye, Balat gibi yerleşimlerde, kısmen de olsa eski izler duruyor. Ama bu gibi semtlerde de yaşam standartları çok düşük. Genellikle köylü göçmenlerin oturduğu, konakların bekâr amele odaları haline getirildiği yerler. İstanbul dışında ise, Safranbolu, Mudurnu, Beypazarı gibi değeri yeni yeni anlaşılan birkaç belde kaldı. Bu gibi tipik Osmanlı yerleşimlerinde uygulanan bilinçli imar çalışmalarını görebilmeniz için Türkiye dışına, Bosna Hersek’in Müslüman beldelerine gitmemiz gerekiyor.

    Taksim Meydanı, yakın tarihte oluşmuş bir meydandır. İlk meydan, Cumhuriyet Anıtı merkezli ve daire planlı idi. Atatürk ve Kurtuluş Savaşının önemli isimlerini simgeleyen bronz heykeller 1928’de Pietro Canonica, taş kaide ve kemerler mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmıştır.

    İstiklâl Caddesinden meydana çıkışta solda, meydana adını veren Maksem (1731), sağda Ayia Trias Rum Ortodoks Kilisesi (1882) vardır. Kilise köşesindeki meydana nâzır Eftalopos Kahvesi eski çapkınların uğrak yeri idi. Dairesel meydanın yay parçasında Kristal Gazinosu vardı. Kübizm döneminde yapılmasına rağmen, güzel ve orantılı bir bina olduğu söylenemezdi. Şimdi üzerinden Tarlabaşı Bulvarı geçiyor. Safiye’ler, Hamiyet’ler, Müzeyyen’ler hep bu sahnede icra-i sanat ile tegannî eylediler. Alaturka mûsikîyi seven orta sınıfa hitap eden gazinoda halk, paşa paşa içkisini içer, sadece gazoz ısmarlayanlara dahî hoş görü ile bakılırdı. Daha o zamanlar magandalar ortaya çıkmamışlardı. Sadece ara sıra, ‘hacıağa’ denen Anadolu tüccar takımı düşerdi.

    Sıraselviler istikametinde, yine meydanda Majik Sineması olarak yapılmış, daha sonra Taksim Sineması adıyla Arap filmleri göstermiş, şimdi Devlet Tiyatrosu olan binanın altında açılan Maksim Gazinosu, Zeki Müren, Bülent Ersoy gibi bir sonraki nesil alaturkacıları sahneye çıkarmış, ama artık ateş pahası gazinoya orta sınıf halk girememiştir.

    Meydan, Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar döneminde Atatürk Kültür Merkezi’ne kadar büyüdü. 1940’larda Henry Prost planına göre yapılan uygulama ile, ancak yanlış bir kararla güzelim Topçu Kışlası (1806) yıktırıldı. Yerine ‘İnönü Gezisi’ (şimdi Taksim Parkı) yapıldı. İşte bu meydan, Reisicumhur İsmet İnönü’nün, 1950 seçimlerine takaddüm eden günlerde nutuk söylediği ve Vali ve Belediye Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın halk kalabalığını göstererek: ‘İşte Paşam İstanbul!’ dediği yerdir.

    1960 ihtilâlinden sonra meydana kocaman bir kasatura diktiler. Halkın bağrına saplanmış bıçak diye tefsir edilen ucubeyi yıllarca kimse kaldırmaya cesaret edemedi.

    Meydan, 1 Mayıs 1977 günü yapılan mitingde halkın üzerine açılan ateşle acı günler yaşadı.

    1980’li yıllarda açılan yarışmayı kazanan mimar Vedat Dalokay, Taksim’i deniz manzarasına açmak üzere birçok binanın yıkımını, meydanın trafikten arındırılmasını, taşıt ve durakların zemin altına alınmasını önermiş, ama öneriler kâğıt üzerinde kalmıştır. Bu öneri uygulansa idi, üst yüzeyde heykelleri ve havuzu ile yaya halka ayrılan, çeşitli etkinliklerin yapılabileceği bir meydan yaratılabilecekti. Çünkü günümüz gençliği, bir Batılı gibi özel günlerde meydanda eğlence ve etkinlikler yapmak istiyor. Artık, tek hat da olsa meydana metro geldi. Meydan, bu günkü zevksiz görünümü ve karmakarışık trafiğine rağmen, Cumhuriyet Bayramlarında ve Yılbaşı gecelerinde gençlerle doluyor; havai fişek gösterileri, dev TV ekranları, canlı müzikle Batı modeli eğlence ve etkinliklere sahne oluyor. Ama, genç kızlara tâciz, hattâ tasallut girişimleri ve de sıkılan maganda kurşunları ile takke düşüyor, kel meydana çıkıyor.

    Türkiye’nin Avrupalı yüzü İzmir’in Konak Meydanı, Başkan Ahmet Piriştina’nın gayreti ile modern bir hüviyet kazandı. Ancak İzmir’in ulaşım planları sona ermeden yapıldığı, çeşitli mimari öğelerin kullanımı ile bütünlüğün sağlanamadığı gibi eleştiriler var. Ne olursa olsun, 15 Mayıs 1919’daki o kara günümüzde, Smryna Metropoliti Hrisostomos’un bu meydanda karaya çıkan Yunan askerini tek tek takdis ettiği günler çok gerilerde kaldı.

    Alsancak, Atatürk Meydan ve Anıtı, meşum yangının izlerini silerek yeni bir kent yaratan ve Danger-Prost planı uyarınca imar hamlesini başaran, İzmir’in unutulmaz Vâlisi Kâzım Dirik Paşa ve Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz’un kente armağanıdır.

    Ankara Ulus Meydanı, ulusal egemenliğimizle özdeşleşmiş bir meydanımızdır. Tozlu İstasyon Caddesinin, Kale’ye doğru Karaoğlan Caddesi olarak devam ettiği yol ile Bentderesinden Hergele Meydanına giden yolun kesiştiği ve ilk TBMM binası ve Taş Hanın çevrelediği kutsal meydan, artık ‘Beyaz Ankaralılar’ın (!) rağbet etmediği bir kenarda kaldı.

    Ulus Meydanı denince ilk akla gelen, at üzerindeki Atatürk ile kaide altında biri dikkatle çevreyi gözleyen, diğeri zaferi tatmış, elini göğe kaldırmış askerin simgelediği anıttır. Anıt, meydanın ortasında idi. 1950’lerde modern mimari akımına göre yapılan L planlı Emek İş Hanının oluşturduğu meydanın köşesinde yerini aldı. Meydan, yine de orta sınıf halkın ucuz alışveriş yaptığı, cıvıl cıvıl yaşadığı güzel bir mekân.

    Ankara deyince aklımıza gelen semt, bir çoğumuzun kaldırımlarını arşınladığı Kızılay Meydanı’dır. Şimdi, içine sokulan otoparkla ve sağından solundan kırpıla kırpıla kuşa dönen Güven Parkı, boynu bükük bir kenarda kaldı. Eski Kızılay binası yıkılalı çok oldu. Artık Orhan Veli’nin şiirindeki, Kızılay bahçesinde akşamları kibar çocukları gibi kumda oynayan, Şenyuva Apartmanı Bodrum Kat sakini küçük Yılmaz da yok. Ne var? Yıkılan binanın yerine yapılan, rant yapısı kocaman bir bina var. Karşısındaki bir zamanların gökdeleni, mimar Enver Tokay’ın Emek İş Hanı, tüm asaleti ile çevresinde olanlara bakıp gülümsüyor. Zaten artık kentlinin yaşadığı meydan falan yok; yer altındaki camili metro üzerinde geniş bir trafik kavşağı var.

    Ankara’lı mimar Mükremin Barut, önce Löhler’in, sonra Jansen’in yaptığı imar planlarındaki 11 adet meydanın, 1980’lerden sonra, varoş oyları ile seçilen yöneticilerdeki varoş kültürü ile birer birer yok olduğunu, hızlandırılmış araç trafiğine feda edildiğini ifade ile kente göçen köylüler kentli olana kadar, yeni göçlerin devam ettiği sürece çarpık kentleşmenin de devam edeceğinden yakınıyor. Aydın ve bilinçli meslekdaşımın acı feryâdı, sadece Ankara’da değil, diğer büyük kentlerimizdeki oluşumu haykırıyor.



    Yılmaz Ergüvenç

  7. #6
    YAPI DANIŞMANI
    Üyelik tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    2.238
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    255
    Thanked 658 Times in 347 Posts

    Dünyadaki çeşitli kentlerden meydan örnekleri












  8. #7
    YAPI DANIŞMANI
    Üyelik tarihi
    10-04-2006
    Mesajlar
    2.238
    Downloads
    0
    Uploads
    0
    Thanks
    255
    Thanked 658 Times in 347 Posts

    Dosya: Kentler Ve Meydanlari



    DOSYA: KENTLER VE MEYDANLARI
    KENTLER VE MEYDANLARI

    Dosya Editörü

    NESLİHAN TÜRKÜN DOSTOĞLU
    Uludağ Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

    Bir mekânı okumak, o mekânın sadece mimari veya kentsel açılardan değil, tüm sosyal, ekonomik ve politik bağlamları ile birarada ele alınmasını gerektirir. İnsanların kullandığı ilk kamusal mekânlarda ...



    İnsanlar, Kentler ve Meydanlar
    Gürhan Tümer
    Prof. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü
    BİNBİR KENT, BİNBİR MEYDAN

    Bu dünyada pek çok kent, o kentlerde de pek çok meydan vardır.

    Ulus Meydanı Ankara’da, Taksim Meydanı İstanbul’da, Konak Meydanı İzmir’dedir. Türki ...



    Kentsel Kimlik ve Canlılık Bağlamında Meydanlar: KUZEY KIBRIS’TA BİR MEYDANA BAKIŞ
    Derya Oktay
    Prof. Dr., Doğu Akdeniz Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
    Kent mekânları ile ilgili sorunlar ilk kez 20. yüzyılın ikinci yarısında gündeme gelmiş olup, Modernist uygulamalar kapsamında binalar tasarlanırken dış mekânların dikkate alınmadığı yaklaşımların ned ...


    19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Beyazıt Meydanı ve Kentsel Mekâna Yönelik Tasarım İzleri: Aks, Arkad, Yapı Yüzü

    Neşe Yeşilkaya
    Dr., Öğr.Gör., Gazi Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

    Bu yazıda(1), 1860’lı yıllardan itibaren İstanbul’da yaşanan kent mekânına yönelik tasarım yaklaşımları Beyazıt Meydanı üzerinden irdelenmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısına ait detaylara geçmeden ö ...



    “Dönüştürülmüş” Bir Meydan: İzmir Konak Meydanı’na Analitik Bir Yaklaşım

    Rengin Zengel
    Yrd. Doç .Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

    Fiziki mekâna yansıyan farklı yaşam biçimlerinin ve kentlerin kültürel geçmişlerinin somutlaştığı kamusal mekânlar olarak meydanlar, kentsel mekânın kimliğini biçimlendiren en önemli enerji alanlarıdı ...

    Meydanlarda Kullanıcı Beklentilerini Belirlemeye Yönelik Bir İnceleme: BURSA ORHANGAZİ MEYDANI

    Ece Şahin

    Araş. Gör., Uludağ Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
    Meydanlar kentsel doku içerisinde binalarla sınırlanarak tanımlanan, çeşitli etkinliklerin gerçekleşmesine olanak sağlayan toplanma alanlarıdır. Krier’ye göre, meydan insanların kullanmayı keşfettiği ...

    Makalelerin Devamını Okumak için
    Sarı Renkli Oku Tıklayın...

  9. The Following 2 Users Say Thank You to SerMimar For This Useful Post:

    erdemerdin (08-11-2008), rintintin2 (18-01-2010)

+ Konu Cevaplama Paneli

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok